31 Ocak 2007 Çarşamba

DOĞUM KONTROLÜNDE ÇOCUĞUN YERİ..

Yayınladığım karikatür ve fıkralardan dolayı evlenmekten neredeyse
vazgeçmek üzere olanlar, çocuk yapma hevesi kaçanlar olmuş..
(Sanki kim olduğu meçhul..)
Ben de yangına körükle gitmiş olacağım ama , çocuk konusunda da bir
şeyler söylemezsem olmaz.
...
İnsan hayatı kendi halinde akıp giderken çocuk birden araya "tekere
çomak sokar" gibi girer ve "kazık fren" yapmış araba gibi savurtur insanı.
Kadınlar bu duruma "yemedim yedirdim,içmedim içirdim; saçımı süpürge
ettim" şeklinde bakar ama erkeğin bakışı farklıdır.
Bir defa çocuk doğal "korunma" yöntemidir ve bilinen doğum kontrol
yöntemlerinden çok daha etkilidir. "Ahlaka mugayyir" hareketler
yapmanıza izin vermez.
Hele hele benimkiler gibiyse işler daha da zorlaşır.Ömürünüz "şunların
anasını tenhada bir kıstırsam" diye fırsat kollamakla geçer.Uyusunlar
diye gözlerinin içine bakarsınız.Arada "uyudular mııı?" diye seslenirsiniz
ama cevap her zaman "birisi uyudu diğeri direniyor" olur.Kazara aynı anda
uyutmayı başarırsa sevinir "hadi gel kulağına bir söyleceğim" diye çağırırsınız.
Ancak bu defa da yolda gelirken anaları uyur.
Çünkü bir önceki geceden de uykusuzdur.
Bu durumda olan insanın ruh halini tarihi bir olayla özetleyelim.
Maksat seviye düşmesin,yazı derinlik kazansın.
Şair Eşref Buca'ya kaymakam olarak atanır.
Daha doğrusu sürgün gider.
İstanbul'dakilere rahat vermemektedir çünkü.
Ancak Buca'ya devlet değil , eşkiya hakimdir..
Bunun üzerine sadaret'e durumu anlatan telgraf çeker.
Gelen cevap "Evladım Kaymakam Eşref,"idare-i maslahat et" şeklindedir.
Bu telgraflaşma bir kaç defa daha yapılır ama bir türlü Buca'ya zaptiye
gönderilmez.Sonun da eşkiya Buca'ya tamamen hakim olur.
Şair Eşref son bir telgraf daha çeker:
"İdare gitti..MASLAHAT elde kaldı."
Bilmem kibarca anlatabildim mi?

Tabi insanoğlu zorluklardan yılmıyor,her defasında yeni bir çıkış yolu buluyor.
Ben de filmlerde hep görürüm,şu asansör işini bir deneyelim hem fantazi
olur diyordum ama;dinine yandımın memleketinde gökdelen yok ki..
Mevcut binalardaki asansörlere binmeye kalksan hayal kırıklığına uğrarsın.
Çünkü sen daha "gözünden gözlüğü" çıkaramadan yol biter.

Bir de şu pedagogların verdikleri fikirlere hasta oluyorum..
Diyorlarki "çocukların yanında birbirinizden uzak durmayın;yakın
davranın."
Bizde kafanın cilalı zamanlarında sevgi gösterisinin ayarını bir parça
kaçırdığımızdan bu fikirler işe yaramadı;hatta daha kötü oldu.
Bazen yatılı olarak anneannenize gidin diyorum,"biz gidelim de sen de
kadına saldır" diye cevap alıyorum.

Köy yerinde olsan işler kolay.Eşeğin birine hislerini açarbilirsin.
Hem ağızları sıkı olur;orda burda olayı anlatıp dedikodu yapmazlar.
Yalnız başkalarına yakalanmamak şart.
Geçen yıldı galiba..Mühendisin biri "mühendislik ilminin incelikleri"ni
ata anlatırken yakalandı..Adam rezil rüsva oldu;adı sapığa çıktı..

Konuyu bağlayacak olursak durum şu:
Yaşı geçkin karı koca,"yahu evvelden biz bi haltlar karıştırırdık" diye
güreş tutmaya heveslenmişler;ancak adam kendinden pek emin değilmiş.
Karısına demiş ki;"hanım sen suyu ısıt;bu iş oldu oldu olmadı çay demleriz.."
Buradaki mantık bana hep bayat ekmeklerin evrim geçirip yumurtalı
ekmeğe dönüşmesini çağrıştırır.
Bu israf önleyici hareket beni her zaman duygulandırır.
Gözlerim buğulanır..

Neyse..Ben kendime bir çay daha doldurayım bari...

Hiç yorum yok: