1 Ekim 2007 Pazartesi

Savaşa karşı barışın savaşcısı

Kiraz'ın bloğunda Nazım Hikmet'in bir dörtlüğünü gördüm.
İçeriği son iki yazıdır konu ettiklerimizle ilgili olduğundan
dikkatimi çekti.
Topu topu dört mısralık bişey olduğundan alıntı yapmıyorum.
İsteyen buradan bakabilir.
...
Nazım Hikmet o dörtlükte özetle birbirlerini sevmelerinin
belkide ayrı ayrı yerlerde birbirlerinden uzak olmalarından
kaynaklanmış olabileceğini söylüyor.(İnşallah yanlış
anlamamışımdır.)
...
Önceki gün gazetede Sinan Çetin'le ilgili bir haberde de buna
benzer ifadeler gördüm.
Sanki Nazım Hikmet'in lafını ete kemiğe büründürüp embesillerin
bile anlayabileceği hale dönüştürmüş.
...
Sina Çetin ve eşi tanıştıkları günden itibaren birbirlerine geniş
boşluklar bırakmışlar...
Sinan Çetin ev ortamında çalışmaktan mutluluk duyduğu için komşu
evleri, bahçeleri,binaları, boş arsaları bile evine dahil ederek
Cihangir'in ortasında kendine fantastik bir boşluk yaratmış. Karı koca
sabahtan akşama kadar aynı yerde çalışıyor, yaşıyor, ama birbirlerine
asla değmiyorlarmış.
On yedi yıllık evliliklerinide mutlu olmanın yolunu yine birlikte bulmuşlar.
Önerileri de şu:
"Beraberliklerinizde boşluklar bulunsun." (Kahlil Gibran)
Slogan gibi de bir reçete vermişler:
'Umut Etme, Mutlu Ol'..
Ben bu laftan pek bir şey anladığımı söyleyemem doğrusu ama kulağa
hoş geldiği kesin.
...
Üniversitede sanatın önemini fazlaca öne çıkarmaya meraklı bir hocamız
hep "sanat, savaşa karşı barışın savaşcısı" derdi.
Kendi mi uydurdu bir yerden mi yürüttü bilmem ama,savaşı durdurmak
için savaşmak ilginç gelmişti bana.
Bir nevi aşı gibi sanki..
Mikrobu yine aynı mikropla yok etmek gibi.
Belki içinde ironi barındırıyordur da ben anlayamamışımdır;bilmiyorum.
Hem Nazım Hikmet'in dizeleri hem Sinan Çetin'le ilgili haber belki çok
ilgisi yok ama aklıma bu lafı getirdi.
Sanki burada da benzer bir durum söz konusu.
"Ayrılmamak için ayrılmak"
...
Uzatmadan, evelemeden gevelemeden söyleyeyim, bu laflar da fikirler de
bana uzak.
Şahsen ben kadınının burnunu burnumun ucunda isterim.
Aynen Nasreddin Hoca mantığıyla..
Hani Hocaya sormuşlar "çiğnemediğin zaman sakızı neden burnunun ucuna
yapıştırıyorsun" demişler,o da "gözümün önünde olsun diye" demiş ya..
Aynen öyle!

Hiç yorum yok: