13 Kasım 2007 Salı

Kitap okudun da nooldu ki?

Geçenlerde gazetelerde yine okumaya ne kadar hevesli bir

mil let olduğumuzu ortaya koyan bir istatistik yayınlandı.

Yalnız bu defa konuya başka bir açıdan bakmışlar.

Doğrudan "okumuyoruz" diyeceklerine işe basılan kitap

sayısından başlamışlar ama varılan sonuç yine aynı.

Habere göre basılan kitap sayısı hiç fena değil.Ancak basılan

bu kitapların yarısını ders kitapları,yanlış aklımda kalmadıysa

yüzde on dört-on dokuzu bilimsel yayınlardan oluşuyor.

Tahmin edileceği üzere en düşük oran yine kültür-edebiyat

dalında..

Yani çıkarılan sonuç yine okumadığımızı belgeler nitelikte.

...

Bu araştırma sonuçlarına pek itibar etmem ben.Çünkü bizim

vatandaşımız avantayı sever.

O yüzden satın almadan da okumanın bir yolunu bulur.Haliyle bu kişiler de istatistiklere girmez.

Sadece kitap değil gazete okuma açısından da durum böyledir.

Neyse benim asıl sözünü etmek istediğim başka.

...

Ben "filan kitabı okudum" ya da "okumadan duramam" diyen birisinin bilerek bilmeyerek alttan alta karşısındakine "sen okumuyorsun ama bak ben nasıl okuyorum " demeye çalıştığını düşünürüm.

Böyle yaparak sanki kendini diğer insanlardan farklılaştırır,başka bir boyuta geçer.

Şimdi hemen bu lafların üstüne atlayıp şarlamayın;önce okuyun!

Hem belki de bana öyle geliyordur ne belli?

Allah Allaaah..

Hem kardeşim kim parfüm kullandığında sağala sola "bak ben orama burama parfüm sürdüm" diye yaygara yapıyor?

Adamın aklına bile gelmiyor bu..

Ancak kullandığı markayı değiştirmişse nasıl filan diye soruyor o kadar.

Ancak söylemese de kokusundan biz onun parfüm kullandığını biliyoruz.

Pekii biz kitap okuyanı o söylemeden anlayabiliyor muyuz?

Ne gezer..

Ne kendi hayatına ne de çevresindekilere ben bir katkısını göremedim.

Ukalalıkları hariç.

Yeri gelecek de "filancanın feşmekancı kitabı" filan diyecek...

Ha bi de "filanca yayıncılıktan" diyecek..

...

Kimse kusura bakmasın ama biz kitabı masal kitabı gibi okuyoruz.

Bitince de gökten düşen üç elmadan hesabımıza düşeni kemirerek yolumuza devam ediyoruz.

Yaşamımızın hiç bir alanında faydası olmuyor.Çünkü okuduklarımızı yaşama entegre etmiyoruz.

Daha doğrusu edemiyoruz.Çünkü verileri bir araya getirip onlardan yola çıkarak bir sonuca varma yeteneğimiz yok.

Aslında yetenek lafı yanlış oldu;becerimiz yok diyelim en iyisi..(Hiç yeri değil ama "en iyisi" deyince aklıma NECO geldi..NECO'yu oluşturan harfleri ingilizce olarak okuyunca "en iyisi o" çıkıyor ya..)

...

Pekii eksik ne?

Kitabın hacmini tarif ederken "tuğla gibi" tabirini kullanıyoruz.O zaman oradan devam edelim..

Her okuduğumuz kitap bir tuğla..Atıyoruz bir kenara..

Birikiyor..Oluyor bir tuğla yığını..

Bir kenarda birikmiş tuğla sadece inşaat malzemesidir.Eğer onu bir araya getirip bahçeye veya bir binaya duvar yapamazsan bir anlamı olmaz.

Sadece tuğla olarak kalır.

Belki kışın karnın sancılandığından ısıtıp ayağının altına koyarsın,o kadar.

Çünkü başka bir işe yaramaz.

Bizim kitap okuyanımızın da derdi bu..Kitapların verdiklerini organize edip yaşamına sokamamak.

Neden?

Cevabı basit.

Hayatta hiç hazzetmediğimiz,"ulan şunu kaldırsalar da kurtulsak" dediğimiz,"ulan zepevenk!Hiç olmazsa gidiş yolundan bari bir iki not verseydin" dediğimiz,zar zor geçecek kadar not aldığımız dersin adı ne?

Yanıt veriyorum:Matematik!

Bakın matematiğin tarifinde ne var:

-Başkalarının bir konuya, bir olaya bakışını kendi görüşleriyle karşılaştırarak en doğru olanı bulmaya yöneltir.

-Matematiğin ögeleri, mantık, sezgi, çözümleme, yapı kurma, genellik, bireysellik ve estetik.
-Matematik, yeni bilgilerin elde edilmesi, elde edilen bilgilerin açıklanması, denetlenmesi ve sonraki kuşaklara aktarılmasında yer ve zamana bağlı olmayan güvenilir bir araç.

...

Yani...

Tuğla var ancak,usulüne göre duvar örecek usta yok!

7 Kasım 2007 Çarşamba

Sürekli "el üstünde tutan" koltuk



Mağaza vitrininde gördüğüm bu koltuğun fotoğrafını utanmadan
nasıl çektim,ben de anlamadım.
Ama ilginç geldi.
Fotoğraf çekmeye utanmadım da özelliklerini sormaya utandım.
Belki tezgahtarlar erkek olsaydı şaka yollu sorardım ama,kadın olunca...
Neyse..
Görünüşe bakılırsa insandan ilgisini alakasını esirgemiyor gibi görünüyor.
Ancak arada mıncıklıyor mu ya da karpuz seçer gibi "şap şap"
vuruyor mu,onu bilmiyorum.
Ancak meraklı erkek kısmını da uyarıyorum:
-Henüz bildirilmiş bir yan tesiri yok.
Ancak bu olmayacak anlamına gelmiyor.
Benden söylemesi..

5 Kasım 2007 Pazartesi

"El 'çük'ü tatlı olur"


Ben böyle atasözlerimizi severim.
Lafı tam gediğine lök diye oturtur.
Üslubu beğensek de beğenmesek de
"Komşunun tavuğu komşuya kaz
görünür" tarzı diplomatik bir dil
kullanmak yerine anlatmak istediğini
eveleyip gevelemeden aktarıverir
hemen.
Tabiri caizse kelimenin tam anlamıyla
"kodumu" oturtturur.
...
Bilindiği üzere Keven Costner Amerikan
türküleri çığırmak üzere ülkemize geldi.
Ben bu işle yalnız magazin basınının ilgileneceğini zannederken
baktım ki önemli köşe yazarlarımız da işin içinde..
...
"Ünlü olsun, biraz yakışıklı veya güzel olsun, hele bir de yabancı
olsun!..
Bayılıyoruz!" diyor mesela Haşmet Babaoğlu..Onun bu giriş
cümlesi tam da benim atasözümün karşılığı.
Herhalde O kibarlığından yazamamış..
...
Sanırım Antalya Film Festivalinde ünlü yönetmen F.F
Coppala'ya gösterilmeyen ilgilinin Keven Costner'a
gösterilmesinden rahatsız olmuş.
Doğrusu haklı da..
Yalnız benim anlamadığım Kevin Costner'ın eleştirilmesi.
Halbuki eleştirilmesi gereken o değil;izlemeye gidenler.
Yine Babaoğlu'nun anlattığına göre konser boyunca dinleyicinin
coşkun ilgisine inanmaz gözlerle bakıp durmuş Keven..
(Valla ben H.B'nın yalancısıyım.Gerçi benden böyle bir talebi
olmadı ama..)
...
Rivayete göre bir gün Costner evinde çalıp söylerken karısı
"Bak hele bey!.." demiş..Ve devam etmiş:
"Senin gibi yetenek gizli kalmamalı.Şu billur sesinden vatandaş
da sebeplenmeli..Hem kulaklarının pası silinir hemi de sevabı
neyim olur."
Bunun üzerine Kevin de "tamam anasını satiim" deyip atmış
kendini müzik dünyasına, isteyene parasını verene çalıp söylemiş.
Şimdi burada adamın ne suçu var?
Birilerine "Aranızda beşer yüz dolar toplayın;gelip size şarkı
söyleyeceğim" mi demiş?
İhtimal bizim organizatörler oraya gidip "bizim millet 'el şeyisini'
sever;o yüzden ne kakalasan gider.
Gel bir iki Amerikan türküsü söyle de hem sen yolunu bul hem
de biz" demişlerdir.
Neymiş efendim "müziği işe yaramaz"mış.
İyi de..
Müzik konusunda başkalarını eleştirecek en son kişilerin bizler
olması gerekmiyor mu?
Açın müzik kanallarını da dönen klipleri izleyin bakalım haksız
mıyım.
Hem adam en azından kendi kültürüne uygun folk (Country) tarzı
bir müzik yapıyor.
Tamam;"ölmeden önce ille de dinlenmesi gereken 1001 ses"ten
biri değil ama insanın kulağına da tecavüz etmiyor.
Para mara istemezse şahsen ben bir iki tek attıktan sonra
sevabına dinlerim.
...
Gelelim sinemacılığına..
Yine H.Babaoğluna göre 1990’daki Dances With The Wolves,
1991’deki JFK ve 1993’teki A Perfect World’de bir de Bodyguard'ı
ilave edip o tarihten bu yana Kevin Costner’in oynadığı dişe dokunur
bir başka filminin olmadığını söylüyor.
Bana göre burada biraz biraz cömert davranmış.Bana göre o
filmlerde de bir numara yok.
Kevin dendi mi benim aklıma bir tek film gelir o da Waterworld...
Nedeni filme çok bayılmam değil.
Aksine hiç hoşlandım.Sıradan fantastik bir hikayeydi..
Ancak bu filmde hem yapımcı hem yönetmen hem de oyuncu
olarak bulununca ben de "hayatının filmini" çekeceğini zannetmiştim.
Yani ekstra beklentim vardı.Öyle ya..Her işi kendin yapmaya
kalkınca "kafamdakileri kimsecikler anlayamaz" hali ortaya çıkıyor.
...
Kevin Costner denince aklıma bir de o "hap"lanmış gibi bakan
bir çift göz gelir.
Saf; ama her iki anlamda..Duru temiz ama hafiften salakça..
Sanki lafı kulağının içinde daha beyne ulaşmadan oracıkta
çözmeye çalışır gibi..
Yüzünde hafif bir gülümseme ama nedensiz.Ve buna eşlik eden
gözler.
Sözüm ona adamın bakışını eleştireceğiz ama kaç satır oldu hala
beceremedik.
Bir daha deneyelim:
Hani lafı anlamayız ama ortada da gülünecek bir şey vardır;onun
farkındayızdır.
O yüzden de bir yandan lafı anlamaya çalışırken diyer yandan da
kendimizi gülümsemeye hazır tutarız ya..
Öyle bir şey.
Amaaan neyse ney..Zaten bize ne elalemin adamından.Kucağımıza
alıp yatacak değiliz ya!
Neticede kuş kondurmasa da iyi kötü göze batmadan oynuyor işte..
Daha ne?
...
Son olarak..
Bu yazıyı Vivaforever'e ithaf ediyorum.
Kendisi Atalet'e "bana Keven'i yazsana.." diyesiymiş.
Bu laf bana Yeşilçam filmlerindeki "bana annemi anlat dadı.Yoksa
o bir melek miydi?" diyen yetim kızı çağrıştırdığından duygulanıp
gözlerimin dolmasına neden oldu.
Ben de durumdan vazife çıkarıp "insanlık öldü mü?" deyip klavyeye
sarıldım.
Ee kolay değil!Ne de olsa ilk göz ağrısı..
Gerçi onun istediği Kevin yazısının bu olmadığını adım gibi
biliyorum ama..
Ne demiş Hıdır?
"Adım Hıdır elimden gelen budur."

4 Kasım 2007 Pazar

PazarLIK



*****
Temel ile Fadime nişanlılarmış, yerleri yok, arkadaşlarından
da bir türlü ev bulamamışlar.
Elele tarlada yürürken Temel dönmüş ve Fadime'ye yumulmuş,
o heyecanla yattıkları yerin tren rayı olduğunu görememişler.
Baslamışlar sevişmeye...
Derken uzaktan tren geliyor.
Makinist bir bakıyor rayların üzerinde 2 insan.. sireni çekiyor..
Temelle Fadime tınmıyor, 100 m kala tekrar çekiyor gene kaçmıyor
bizimkiler, 50m..30m derken imdat frenini çekiyor makinist...
Vagonlar birbirine giriyor çok büyük maddi hasar var...
Hemen Fadime ile Temel'i suç üstü mahkemesine çıkarıyorlar...
Hakim: Ya kardeşim treni görmedin mi sireni duymadın mı ?
Temel: Duyduk hakim bey -Ula niye kaçmadınız o zaman?....
-Valla hakim bey bir baktım ben geliyorum , fadime geliyor, tren geliyor......
Dedim ki "FRENİ OLAN DURSUN.."

1 Kasım 2007 Perşembe

"Türk Milleti çalışkandır,zekidir!" ..mi acaba?

Bir defa bu yazı badem gözlerime fazla mesai yaptırarak
yapmış olduğum derin bir araştırmanın ürünüdür.
Yani,yazıyı hakkını vererek okuyun.
...
Öteden beri Atatürk'ün Türk Milleti hakkında söylemiş
olduğu laflarda hep bir tuhaflık sezmişimdir.Bu yolda
söyledikleri bir durum tespitinden ziyade sanki temenni gibidir.
Sanki gerçek bu değildir ama o öyle olmasını arzu eder
gibidir.
Hani aileler çocuklarının olmasını arzu ettikleri tarzda yetişmeleri için
çaktırmadan telkinde bulunur mesajlar vermeye çalışırlar ya..
Onun gibi bir şey.
Mesela "Benim kızım/oğlum hayatta izinsiz başkasının eşyasını almaz."
Veya "Benim kızım/oğlum çalışkandır.Okuldan gelir gelmez dersinin
başına oturur."
Aslında bu laflar gerçekte çocukların 'eli uzun" olmadığından ya da pek
çalışkan olduklarından değil,kendilerine kıssadan hisse çıkarıp adam
olmaları istenmesindendir.
Üstelik bu laflar çocuğun kulağı duyacak şekilde,"bak teyzesi/ amcası"
tarzında bir başkasının üzerinden söylenir.Yoksa ters teper.
...
Benim kanaatime göre Atatürk'te aynı şeyi yaparak mesajı milletin
üzerinden vermiştir.
Bu varsayımdan hareketle Onuncu Yıl nutkunda "Türk milleti
çalışkandır Türk Milleti zekidir" sözü bir durum tespitinden ziyade
onun olmasını arzu ettiği bir durumdur.
Yoksa milletin çalışmaya pek hevesli olduğunu gördüğünden değil.
Aksine umutsuz vaka gibi görünse de "acaba biraz dürtsem
kımıldatabilir miyim" girişimidir.
Konuyu biraz daha açalım.
Mesela zeki ve çalışkan bir arkadaşımız var.Adı Necati...
Şimdi durup duruken yüzüne karşı "Necati zekidir çalışkandır" diye
laf etmemizin bir anlamı var mı?
Bunu ancak onu tanımayan bir başkasına söylersek anlamı olur.
Burada amaç Necati hakkında başkasına bilgi vermektir.
Pekii Atatürk bu lafı kime karşı söylemiştir?Mesela Almanlara mı?
Fransızlara mı?
Hayır!Bizzat Türk Milletine..
Yani bir nevi "utanırlarda adam olurlar" diye ara gazı vermiştir.
Ama bu gazın ne derece işe yaradığı bugün meydandadır.
Allahıma binlerce şükür olsun ki milletimiz bu lafla ilgili ufacık bile olsa
"ne demek istedi" diye üzerinde düşünmek yerine canı nasıl istiyorsa
öyle anlamayı tercih etmiştir.
...
Gelelim bu tespitimin Atatürk tarafından da nasıl doğrulandığına...
16 Ocak 1923 tarihinde İstanbul'da gazetecilere karşı yaptığı konuşmada
şöyle diyor Atatürk:
-İlk işimiz milleti çalışkan yapmaktır.
Daha söze gerek var mı?
...
Bu milletin bir ferdi olarak "tembel" ifadesini kullanmak istemiyorum.
En iyisi "üşengeç" diyelim.
Yani "Türk milleti zeki ama,üşengeçtir."
Yine yani "olan biteni görür kavrar ama çözüm üretmeye,hareket geçmeye
üşenir."
Bunun kanıtı da aşağıdaki videoda..
Biraz komplo teorisi gibi görünse de olmayacak şey değil.
Bence üşenmeyin,izleyin.




Not:Fotoğraf http://commons.wikimedia.org/ sitesinden alınmıştır.