6 Ocak 2008 Pazar

Yılbaşı ertesinde olası saldırılara karşı antikor oluşturmak



Başlıktan da anlaşılacağı üzere yine bilimsel bir yazıya imza atmak üzereyim.
Çok hücreli canlıların kendilerini korumak amacıyla oluşturduğu moleküllerin,
yine bol hücreli bir yapıya sahip insanoğlunun sosyalleşme adına yaptığı
dangalaklıklarını bertaraf etmek için oluşturduğu savunma mekanizmasının
aynı cümle içinde kullanıldığı bu makaleyi başka bir yerde okuma şansınız yok.
O bakımdan,sevildiğinizi bilin derim.
Ayrıca bu iç bayıcı cümleyi nasıl kurduğuma bir yandan "şaşırdım!" derken
diğer yandan da kendimi tebrik ederim.
...
Gelelim ne anlatmak istediğime..
Yılbaşı ve türevi günlerde nedense insanlar kendilerini "zebbaha gadder"
tabir edilen şekilde eğlenmeye mecbur hissederler.
Tabii bu ıhlamur içip mısır patlağı yemekle kotarılacak bir iş değildir;insanı
motive edecek,eğlenmeye teşvik edecek ek maddelerin vücuda
zerkedilmesini gerektirir.
Meşakkatli iştir kısacası..
Hatta bu iş o kadar meşakkatli bir iştir ki,sonunda insanın ayakta duracak
mecali bile kalmayabilir.
Eğer ayakta kalmayı becerebilirseniz bile bu defa da ertesi günü "birileri"
sizi mecalsiz bırakabilir.
Peki bu nasıl olurda olur?
Ayen şöyle olur.
Bir defa o güne "Ne var kardeşim?Kırk yılda bir adam gibi eğlenemeyecek
miyiz?" lafıyla başlanmışsa ilerleyen saatlerde ortalıkta freni patlak kamyon
gibi sağa sola toslayarak dolaşma ihtilamaliniz oldukça yüksektir.
Diğer bir anlatımla,sorunsuz bir gece geçirme ihtimali,papanın hidayete erip
müslüman olma ihtimalinden bile zayıftır.
...
Diğer yandan özellikle böyle "köküne kadar eğleniim" dediğiniz günlerde
kadınların hoşgörü katsayıları sıfıra kadar düşer.
Diyelim ki dansözlü mansözlü bir yere gittiniz.
E dansöz dediğin "üstte yok başta yok" yardıma muhtaç bir insan.
İçiniz parçalanıp "Sosyal dayanışma ve yardımlaşma" adı altında ona bir
miktar nakdi yardımda bulunmaya kalksanız olay olur.
"Kırk saattir kadının üstünde elinin ne işi var?" şeklinde sorulara muhatap
olursunuz.
"İyi de birader ben ne yapabilirim.Kadın fingir fingir oynuyor;denk getirip
takamıyorum ki?" demeniz bir işe yaramaz.
Halbuki biz küçüklüğümüzden beri tembih edileni yapıyoruz.
Hep "göstere göstere yardım yapmak ayıp;insanları rencide eder,gizliden
vermek lazım" denmiyor mu?
Ee biz naapıyoruz?
Parayı avcumuza alıp kimselere göstermeden cüzdan niyetine kullandıkları
bir yerlerine sokuşturmak için uğraşıyoruz ancak sürekli mobil halde
olduğundan bir türlü denk getirip yerine koyamıyoruz.
Tüm bunlar yetmez gibi bir de "parayı orasına sıkıştırman şart mıydı?"
diye eleştiri alıyoruz.
Tamam da kardeşim;ben koskoca kadınıın neyi cüzdan niyetine
kullanacağına karışamam ki?
Cebi var dı da koymadık mı?
...
Olan biten sadece bunlar değil tabii..
Sağa sola bakmandan gülmene kadar her şey ayrı bir sorun!
En çok da "yarım saattir sırıta sırıta o kadına ne anlatıyordun?" lafına
sinir olurum.
Yahu gelmiş bi şey soruyor;durduk yerde senin hoşuna gitsin diye kadına
çifte atacak halimiz yok ya..
...
Neyse fazla uzatmayalım.
Asıl mesele ertesi günün sabahı...Zaten antikorlar da burada devreye
giriyor.
Eğer sabah adam gibi yatağında uyanıyorsan pek bir sorun yok.
Onun yerine evin alakasız bir yerinde kendini zigon sehpa ya da puf gibi
ikiye katlanmış bir şekilde ev eşyası gibi buluyorsan sorun çok.
Ama çaresiz de değil.
Öncelikle yanlış anlamayı önlemek için şunu belirtmem gerek.
Birincisi dansözlü mansözlü bir yere gitmedim.
Tamam;yatakta uyanmadım ama kötü durumda da değildim.Ufaklığın
yanında akşamki kıyafetlerimle uyuyup kalmışım o kadar.
Zaten eve gelindiğinde sabahın beşi miydi neydi...Herhalde onunla
şakalaşırken uyuyup kalmışım.
Gelelim olası bir taarruzu engelleme ardından da karşı hücuma geçme
taktiklerine..
İlki uyanır uyanmaz daha kimse ağzını bile açamadan oktan b.ktan ipe
sapa gelmez bir mevzu icadedip arıza çıkarmak.
Bu yöntem,"Şimdi b.ka taş da atıp suratıma sıçratmayayım,hesabını
sonra görürüm" deyip işi zamanana yaymalarına neden olur.
İkinci yöntem ise yine kimsenin ağzını açmasına fırsat vermeden ortaya
"gezi" lafı atmaktır.
Özellikle çocukların olduğu ortamda çok işe yarar.Çünkü çocukların
yanında gezmekten söz etmekle diş fırçasına lüzumundan fazla macun
sıkmak arasında hiç bir fark yoktur.
İkisinde de geriye dönüş olmaz.Bu durumda ya fikir cazip bulunup ona
uyulacaktır ya da akşama kadar çocukların çenesini dinlenecektir ki
genellikle ilk yol tercih edilir.
...
Ben yöntem olarak ikinciyi seçtim.
Fotoğraftaki kahvaltı yapılan yer aşağı yukarı 35-40 dakikalık yürüş
mesafesinde yokuş tırmanılarak varılan bir yer.Yolun yokuş olmasını
özellikle tercih ettim.
Hem kafam düzelsin hem de millet iyice yorulup pelteleşsin diye..
Hatta ben yol boyunca ufaklığı da sırtımda taşıdım.
Bir nevi "efor testi" yaptım aklımca..Gerçi test sonucu yolun ortasında
kurbanlık öküz gibi "seğirip" kalabilirdim de ama Allahtan böyle bir şey
olmadı.

"Manzaralı bir yerde ye iç,tekneyle yapılan tur,ardından da sahildeki
kafelerin birinde güne çekilen hafif bir cila.." şeklinde özetlenebilecek bu
taktik şimdilik tutmuş gibi görünüyor.
Ancak henüz tehlike geçmiş değil.
Çünkü hala karanlık noktalar "görgü tanığı" tarafından aydınlatılmadı..
Belki de "ulan her sene her sene aynı numara..Başlarım senin taktiklerine
de sana da.." deyip hiç kafasını yormuyordur.
Ne bileyim?



3 yorum:

dolphinblue dedi ki...

hocam merhaba bende blogspot kullanmaya başladım komşu bolduk burdada haberiniz olsun dedim :)

ATALET dedi ki...

e hadi ama hocam..
anladık yazasınız yok ama olmaz ki..
biz özlüyoruz..
bari haftada bir ekleyiniz..
bilimsel yaşamsal ya da.. gözlemsel katkılarınızı beklyoruz..
=)

Dolphinblue dedi ki...

hoca yine başladın su koyvermeye ama heee size mail atmıştım şablon için yardım istemiştim, blogcuyu birlikte protesto edelim demiştim eee nerde benim cevabım?