9 Şubat 2008 Cumartesi

Rüyam ve Maksim Gorki



Dün gece bir rüya gördüm.
Gerçi buna rüya da denmez; resmen kabus.
Resimdeki gibi Arap Kadri kılıklı bir sürü kıllı tüylü adam bacaklarına birer
jartiyer geçirmişler üzerime üzerime geliyorlar.
"Ulan yapmayın etmeyin;bu ne iğrenç görüntü;içim kalkacak" diyorum,
dinlemiyorlar.
"Başkalarına gelince bakıyon ama..Bizim neyimiz eksik?Eksiğimiz yok
hatta fazlalığımız var!" diyerek üzerime gelmeye devam ediyorlar.
Ben de bir yandan kaçarken bir yandan da "lan zaten rahatsız olduğum
fazlalıklarınız"diyerek laf yetiştiriyorum.
Allahtan kabus görürken kıçın sıkıştımı uyanıyorsun.
Yine öyle oldu.
Kan ter içinde uyanınca "Verilmiş sadakam varmış" diye sevindim.
Aslında uyanmadan evvel bu kıl torbalarını Alper'i hedef göstererek
"baş sorumlu o" diye onun bloğuna yönlendirmeye çalıştım ama başarılı
olamadım.
Tabii zevksiz bir şekilde uyanınca uyku da haram oldu.
Böyle durumlarda kimisi uyumak için tekrar yatar,başlar koyun
saymaya..
Ben onu da yapamam.
Benim koyunlar başkalarının aksine sayamasın diye çitten üçer beşer atlar.
Hatta bazıları geri döner,kafa karıştır.Atlayıp zıplarken çıkardıkları patırtı
da cabası..
Neyse..
Allahtan yanı başımda okumamak için direndiğim,bahane aradığım kitaplar var.
Mesela Maksim Gorki'nin hayatı..
Çocukluğum","Ekmeğimi Kazanırken" ve "Benim Üniversitelerim" adlı üç
kitaptan oluşuyor.
Okumamak için direndiğimden bu kitapların ara vermeden araya başka
kitap sokmadan okunması gerektiği gibi bir düşünce geliştirdim ve o
nedenle de okumayı hep erteledim.
Demek kısmet dün geceyeymiş.
Başladım okumaya..
Okudukça ne kadar "doğru" bir seçim yaptığımı anladım.
Biz kafayı dağıtalım,uykumuz gelsin diye uğraşıyoruz,ama okuduklarım
daha beter içimi karartıyor.
...
Çocukluğunu anlatmaya babasının ölümününden başlamış Gorki..
Neredeyse bir sayfayı buna ayırmış.Öyle ilginç anlatmış ki hemencecik
olanı biteni kavrayamıyorsunuz.İçinde ölüm lafı geçirmeden ortamı tasvir
ediyor.
Hatta bir ara ben "karı koca bunlar çocuğun önünde bi dümen çeviriyorlar"
hissine bile kapıldım.
Neyse..
Baba ölünce beraber yaşadıkları ninesi ve annesi ile birlikte dedesinin
yaşadığı şehre (Nijniy) yola koyuluyorlar.Bu arada hamile olan annesi
doğum yapıyor.
Bir müddet sonra yeni doğan kardeşi yolda ölüyor.
Vardıkları şehirde de onları iyi şeyler beklemiyor.
Anladığım kadarıyla dedesi dayıları ve haliyle yengeleri hep birlikte aynı
evde kalıyorlar.
Ve de garip bir aile..Her an kavga dövüş..
Dede zaten gestapo gibi.Suç işleyenleri odunla pataklıyor,ama nasıl..
Açtırıyor popoyu patlatıyor odunu..Sadece vursa yine iyi..
Vurduktan sonra sopayı hemen çekmiyor,tam dötün üstündeyken derinin
üstünde sıyırtarak çekiyor ki daha beter can yaksın.
Tam İnci Ertuğrul veya Yasemin Bozkurt'luk bir durum.Aynı döneme denk
gelseler bu muhteşem ikili canlı yayında dedeye telefonla bağlanır ağzına
yüzüne ederlerdi.
Uzatmayalım;evde bir de gorki'den büyük bir çocuk daha var.Aile onu kapı
önünde bulup büyütmüş.
Gorki onunla iyi anlaşıyor.
Ancak osuruktan bir hikaye yüzünden bir müddet sonra o da ölüyor.
...
Bu anlattıklarım kitabın ilk 60 sayfasında oluyor.
İçim daraldı bıraktım.Belki "Ekmeğimi Kazanırken" de iyi şeyler olmuştur
diye bu defa onu elime aldım.
Hay almaz olaydım!
Kitabın arka sayfasındaki özette çırak olarak işe başladığını ancak eline
kaynar çorba döküldüğünden ayrılmak zorunda kaldığı yazıyordu.
Vallahi pes dedim.
Bu kadarını Kemalettin Tuğcu bile hayal edemez!
...
Daha önce de bazı yazarların hayat hikayelerini okumuş ve benzer
durumlarla karşılaşmıştım.Eşelemeci-Deşelemeci yanım hortladı ve
geçtim PC'nin başına..
Kitapla okumakla alakası olmayanın bile kulağına çalınmış yazarların
hayatlarını araştırdım.
Sonuç:
Stendhal,annesini erken yaşlarda kaybedince, teyzesi ve avukat babası
tarafından çok katı bir disiplin içerisinde ve dinsel öğretiye ağırlık
verilerek eğitilmiş.
Onun otoriteye ve dinsel kesime olan nefretinde bu yılların etkisi olduğu
söyleniyor.
Emile Zola,babası İtalyan asıllı ve mühendis..
Ancak babasını küçük yaşında kaybettiğinden sonraki hayatı zorluklarla
geçmiş. Lise tahsilini bile yarım bırakarak çalışmak zorunda kalmış.
Albert Camus,yoksul bir işçi olan babası I.Dünya savaşı sırasında ölünce,
İspanyol asıllı olan annesi çocuklarına bakmak için ev işlerinde çalışmak
durumunda kalmış.
Küçük bir evde, erkek kardeşi, anneannesi ve felçli dayısı ile geçirmiş
çocukluğunu. Eğitimi ve dolayısıyla felsefeci/yazar kişiliği, bu yoksulluk
içerisinde tamimiyle rastlantı olduğu söyleniyor.
Fyodor Mikhailovch Dostoyevski,orta sınıf bir aileden gelen yazarın
babası, yoksullar hastanesinde cerrah..
İlk eğitimini ailesinden almış. Romanlarının tümünde, ailesinin çektiği
sıkıntıların ve tanık oldukları yoksulluğun etkisi var.
Çok çalkantılı geçmiştir Dostovyevski’nin hayatı.
17 yaşında askeri akademiye girmiş ama oradaki katı disipline uyamayıp
ayrılmış, Norodniklerin siyasi görüşlerini benimsemiş, 1849’da idama
mahkum edilmiş ve tam idam sehpasında öğrenmiştir cezasının sürgüne
çevrildiğini.
Victor Hugo,anne ve babası arasındaki bitmek bilmeyen geçimsizlikler,
yinelenen ayrılıklar nedeniyle, Hugo genellikle annesinden uzak kalıp ve
babası ile yaşamış.
İspanyol aristokratlarının çocuklarını kabul eden bu okulda, sonradan
soyluluk unvanı almış bir burjuva generalin oğlu olması, alay konusu
edilerek dışlanmasına yol açtı.
Lev Nikolayeviç Tolstoy,çok küçük yaşlarında önce annesini, sonra
babasını kaybedip, yakınlarının elinde büyümüş.
John Steinbeck, Kaliforniya’da bir ırgat ailenin çocuğu..
Küçük yaşlarda çiftçilik yapmış. Üniversitede okuyabilmek için duvarcılık,
boyacılık, kapıcılık, eczacılık işleri yapmış.
...
Yani parası olanın da olmayanın da hepsinin çocukluğu arızalı..
Mutlaka dengeleri bozan bir şeyler olmuş.
Sadece üç beş kişiye bakarak genelleme yapmak doğru değil ama sanki bu
dünyada matah,fark edilebilir önemli biri olmanın koşulu "arızalı çocukluk."
Yanlış hatırlamıyorsam Kirk Douglas'in ettiği bir laf da bu tezi destekler
nitelikteydi:
-"Çocuklarım benim kadar şanslı değildi.Ben tam bir sefaletin içinde doğdum."
Acaba bu tespitte gerçeklik payı var mı ki?
Not:
"İyi de birader,madem ciddi yazı yazacaktın girişi niye palavra olduğu
kabak gibi belli bir hikayeyle yaptın" diye merak eden olursa,şöyle derim:
Hıyarlık parayla mı?

Hiç yorum yok: