19 Eylül 2008 Cuma

Komplo teorisi mi,paranoya mı?

Bloğu her açtığımda şu aşağıdaki düdük ağızlı herifi görmekten sıkıldım.
Sanki ağzındaki puro ya da benzeri bir şeyi birisi aniden çekmiş de
öylece kalakalmış gibi bir hali var.
Hani "işte o an" diyorlar ya,onun gibi bir şey..
Belkide muslukcu mesaisini ona harcamıştır;ne bileyim ben..
Neyse,yeni bir şeyler ekleyip onu aşağılara itelim bari.
...
İnternette dolaşırken (başka napılırsa..) sitenin birisinde ilginç ve de
sadece benim gördüğümü sandığım,o yüzden de paylaşmak için can
attığım bir şey buldum.(Matah bişey olsa paylaşmazdım ya..)
Bahsettiğim site Lafmacun.org..
Yazıda işletim sistemi xp'nin adının nerden çıktığını anlatıyor.
İddiaya göre xp,her ne kadar ingilizce’de "deneyim" anlamına gelen "
experience"ın kısaltması olarak lanseedilse de işin aslı öyle değilmiş.
Yazının devamında şöyle diyor:
"Windows xp’deki "xp" aslında incillerin de kaleme alındığı dil olan eski
yunanca da christ’ın, yani mesih’in kısaltması.
eski yunanca’da "x" harfi "khi", "ro" olarak okuna "p" harfi ise "re"
sesine tekabül eder.
"xp" böylece, yunanca’da "khristos" şeklinde yazılan mesih’in kısaltması,
giderek de sembolü olarak kullanılmıştır."

...
Windows 95 daha da ilginç..
"... 95 in üzerine windows kelimesinin harf sayısı eklenince çıkan 102 nin
İstanbulun plaka koduna (34) bölünmesiyle ortaya çıkan sayı olan 3 tür.
Bu da hristiyanlıktaki teslis (baba,oğul, kutsal ruh üçlemesi) inancını
sembolize eder."
...
Ben bu kadarına "pes" derim!
Eğer Microsoft üşenmeden böyle bir şey yaptıysa da pes,bir işgüzarın
işiyse de..


14 Eylül 2008 Pazar

Erkek dediğin...


12 Eylül 2008 Cuma

Döğme'in yeri....



"Mesela..
Diyelim benim eski sevgilime tutulmuşsun.. O da seni sevmiş..
Kızı alıp evine götürmüşsün.
Yatak odasına girmişsiniz..
Kızı yatağa yatırmışsın. Göğsünü öpeceksin..
Askılı bluzunu aşağı sıyırıp eğiliyorsun ki, öpeceğin yerde "Hıncal"
yazıyor boylu boyunca..
Kızın geçmişiyle yaşamayı mı öğrenirsin o anda?.. Yoksa "Senin
geçmişini.." diye ayağa mı fırlarsın?"
...
Anlaşılacağı üzere bu soruyu Hıncal Uluç soruyor.
Şahsen ben "gergin" bir kişilik olarak hemen ayağa fırlamazdım.
İllede fırlamam gerekiyorsa;
-Şimdi seni de Hıncal'ı da ikinizi bir, araya karbon kağıdı koyar
tek kalemde...
dedikten sonra fırlardım.
...
Mesele şu..
Ayşe Arman sağ göğsünün üzerine kocasının adını yazdırmış.
Cengiz Semercioğlu da "Ne var bunda?Gün gelir ilişki biterse, yeni
sevgili de kadının geçmişiyle barışık yaşamayı öğrenmek zorunda artık"
demiş..
Yukarıda tırnak içinde verdiğim yazı da Uluç'un ona cevabı..
...
Şahsen ben Cengiz Semercioğlu'nun yorumuna "Sanal karı boşama"
olarak bakarım.
Bu işler başa gelmeden bilinmez.
Bir kere şunu bilelim..
Erkek kısmının bir kadına kafayı takması ile internetten yazılım
indirmesi arasında hiç bir fark yoktur.
Nasıl ki o yazılımı virüs taramasından geçirmeden,sorulan soruları,
ve de lisans sözleşmesini okumadan önüne gelen her şeyi "next"
diye onaylayıp bir an önce kurup çalıştırmak istiyorsa kadın/erkek
ilişkisindeki tutumu da aşağı yukarı aynıdır.
Önemli olan işi uzatmadan kızı kapmaktır.
Zaten kızı kaptın mı,gerisi kolaydır.
Her ne kadar "Geçmişin beni ilgilendirmez,zaten ben o zaman yoktum"
numaraları yapsa da ilişki bayatlamaya başladığında nasıl ki önceleri
pek matah gelen tüm özellikler artık can sıkıcı hale gelip kavga nedeni
olabiliyorsa bu döğme meselesi adama daha beter batar hale gelir.
Yani bu olayı kabullenebilmek o kadar da kolay değildir.
Gerçi günümüzde şahit olduğumuz pek çok olay bu tür konularda da
bir hayli aşama kaydettiğimizi gösteriyor ama..
Bence kadın kısmı bu tür problemlerin üstesinden gelmesini bilir.
Döğmede hangi isim yazıyorsa yeni sevgilisini de o ismi taşıyan
birinden seçer,geçer imamın sağına...
Sen sağ ben selamet.
...
Düşündüm de..
Peki ya erkek kısmı döğmeyle vücuduna sevgilisinin adını yazdırmaya
kalkarsa?
Kadınların göğsü gibi erkekte özellikli birden çok organ yok ki..
Koluna yaptırsa,o artık iyice demode oldu,bayatladı.
O da göğsüne yaptırsa...Son derece manasız.Kadından kopya..
Yani fikir hırsızlığı!
En iyisi "anladın sen onu" diyebileceğim bir yere...
Mesela şöyle hem bold hem italik fontda "Melahat'ın hastayım"..
Veya "Melahat,yolunda ölürüm!" (Melahat "He" derse en geç iki dakika
içinde "biri"nin öleceği kesin..)
Nasıl fikir ama?
...
(Çarpılmadan şu Ramazan'ı çıkarabilsek bari...)

10 Eylül 2008 Çarşamba

"Erkek olmak daha iyidir"

Esquire dergisi son sayısında "Erkek olmak daha iyidir" kitapçığı
vermiş.
Kitapcık da 221 maddelik bir ayrıcalıklar listesi varmış..
"Mış" diyorum,çünkü bu bilgileri Cengiz Semercioğlu'nun köşesinden
aldım.
İşte kitaptan bir kaç madde..

* Erkekler Günü gibi bir saçmalıkla kandırılacak kadar saf değiliz.
*Stand-up bizim tekelimizdedir.
* Bir partide bizimle aynı kıyafeti giymiş birini gördüğümüzde onunla
bu konuda geyik yapıp gülebiliriz.
*Dikiz aynasının bir makyaj aracı olmadığını biliriz.
*Sadece X kromozumuyla yetinmeyiz, hem X hem de Y kromozomu taşırız.
*Doğurmadan çocuk sahibi olma lüksüne sahibiz.
*Kel, fodul ve göbekli bir kadınla bir ömür geçirmek zorunda kalmayız.
...
Tüm bunları gazete ya da dergilerin okuyucuyu keklemek için
uydurduğunu bilmeme rağmen iki laf etmekten de geri duramıyorum.
Üstelik bu tür geyikler kadınları üzerimize saldırtmaktan başka bir
işe yaramıyor.
Hayır saldırsınlar,sakıncası yok da...
Sadece hoşumuza gidecek nedenlerle...
...
Gelelim karikatüre..
Bunu,üşenmeden eline kağıt kalem alıp da ayrıcalık icadetme peşinde
koşanlar için yayınlıyorum.
İbret için...
Erkek kısmını bitirecek,hayatını karartacak şey bellidir ve o da tektir.
Adama en kıymetli organı için,"yahu bunun hepsi topu tüfeği bu
kadar mı?
Yoksa bu fragman mıydı ya da demo mu..." de...
Ya da "yahu hareketlerinden ben de bi şey yapacaksın sandıydım;hepsi
bu kadar mıydı?" de hemen arkasından fatiha okumaya başla...
Unutmuşum;ilave edeyim...
Kadın hiçbir zaman böyle duruma düşmez.
"Ben şu kazağın arkasını örerken sen işine/keyfine bak;yalnız kolu
kestireceğim yere kadar işini bitir" diyebilir.
Yani isterse senin ne yaptığın onun umrunda bile olmaz.
Ancak aynı şey erkek için mümkün değildir.
E o zaman bu neyin üstünlüğü ya da ayrıcalığı?

8 Eylül 2008 Pazartesi

Ramazan geyiğinde son nokta!

Alem milletizdir vesselam...
Senede bir defa ramazan gelir,alt tarafı otuz gün oruç tutacağızdır
ama yasak sınırlarını dibine kadar zorlamazsak çatlarız.
Her ramazan ayı geldiğinde "saçma sapan sorulara akla ziyan
cevaplar" şeklinde özetlenebilecek geyik muhabbeti başlar.
"Sakız çiğnemek orucu bozar mı?"dan başlar devam eder gider.
Geçen bir yerde okudum,"bikini oruç bozar mı?" diyen bile çıkmış.
Bu işle görevli hoca ne demiştir bilmiyorum ama insan kafayı biraz
çalıştırınca cevabını bulmakta zorlanmaz.
Bana göre durup duran bikini oruç bozmaz.
Lakin giyenin fiziki yapısına göre olsa olsa bakanın niyetini bozar.
...
Bir kaç gün önce TV'de meşhur ilahiyat Prof'u Bayraktar Bayraklı'ya
denk geldim. Hani şu ilginç huyları olan ilahiyatçımız.
Bir şey anlatırken yüzüne bakmazsan rahatsız olur,konuşamaz.
Hatta bir ara "Ceviz Kabuğu" programında Hulki Cevizoğlu sürekli
önündeki notları kontrol edip hocaya bakmayınca önce bir kaç defa
ikaz etmiş,haliyle ikazı dikkate alınmayınca da küsüp sözü yanındaki
konuşmacıya vermişti.
Neyse..
Yıllardır vatandaşın sormaktan bıkmadığı,cevap verenin ise
anlatmaktan dilinde tüğ bittiği soru o programda yine soruldu:
-Denize girmek,duş almak orucu bozar mı?
Hocanın buna verdiği cevap benzer sorulara da bir anlamda cevap
niteliğindeydi:
-Sen suya girersen bir şey olmaz;ancak su sana girerse bozulur.
Bir nevi formül..
Kim,ne nereye girip çıkıyor bakıyorsun, kararı veriyorsun.
Ben bu cevabı tüm kötü niyetimle genleştirip işime gelecek bir
şekilde yorumladıysam da burada yazmam ramazan mübarek gün
doğru olmayacağından şimdilik erteliyorum. ...
...






Bu resim neci?
Klişe lafla, demokrasilerde çarenin tükenmeyeceğinin bir
göstergesi.
Burası akşamın bir vakti sahil kenarı...
Akşam dediğim de saatin 10'u filan..
Diğer bir deyişle 22..
Bizim belediye başkanı saçma sapan soru soracağına adam gibi
oruç tutanlara bir güzellik yapıp ,"benim vatandaşım mağdur
olmasın,denizinden geri kalmasın" diye ara ara sahilin belli
bölümlerini ışıklandırmış.
İsteyen istediği saatte rahatca denize girebiliyor buralarda..
Fotoğraf dandik cep telefonu ile çekildiğinden tam olarak belli
olmuyorsa da eğer nakış filan işlemeye niyetiniz yoksa ışık
gayet yeterli.
Haliyle bu fotoğrafı denizde bol bol çimdikten sonra çektiğimi
söylememe gerek yoktur sanırım.
Bu vesile ile fesatlanıp da abuk sabuk yorum yazıp,arkamdan kötü
laflar sarfedecek olanları uyarıyorum!
Ramazan falan dinlemem çok fena beddua ederim haberiniz olsun!
Benden söylemesi!...
(Bu kadar çok ünlemi konunun vahametini daha iyi kavrayabilmeniz
açısından koydum.)
....
TEŞEKKÜR..
Her ne kadar yazıyı yorumlara açmasam da napıp edip doğum

günümü kutlayan Dolphin,Zuleyla ve de yazının mimarı Vivaforever'a
teşekkürü bir borç bilirim.
Beni yaşatan sizlersiniz.
(Yuh!Yalaka!)