30 Kasım 2008 Pazar

PazarLIK


"Elin gavuru nelere gülüyor" diye hep merak ederim.
O yüzden fırsat buldukça da araştırırım.
Yine araştırırken yukardaki karikatürü buldum.
Ancak komik değil azdırıcı...
Bulduğum sitedeki kategorisi ise "romantik"
Ya yabancılar romantik kelimesinin anlamını bilmiyor,
ya da benim hem gözüm hem de niyetim bozuk.
...
Aşağıdakilere gelince..
Mordillo'nun karikatürlerini hep huzur verici bulurum.
Hemen alttaki pek alıştığım türden değil.
Belki yine yanlış değerlendiriyorumdur.
Sonuncusunu belki daha önce yayınlamışımdır.
Ancak konu güncel.
Bakınız Atalet "sarmaşık-boyacı fırçası" ilişkisi..


28 Kasım 2008 Cuma

"Anti aging" mi? Öl daha iyi!



Anti eycing denilen şeyin ne olduğunu herkes biliyor ama
yinelemek gerekirse kısaca "ölümle dikleşme teknikleri" diyebiliriz.
Kırmızı ete el sürmüyorsun.
Nerde ot purç bulursan dalıyorsun.
Üstüne davul tozu,minare gölgesi,zerdeçal,çörek otu,kişniş
ve benzeri otsullarla (Nebat) bir nevi vitamin takviyesi yapıyorsun.
Bir de her gün 45 dakika yürüyüp,stresten de uzak durdun mu
işlem tamam.
Önce yaşlanmayı durduruyorsun,sonra gençleşmeye başlıyorsun.
Hatta abartıp biraz daha çaba gösterirsen..
Yallah ana rahmine...
Git sıfırdan bir daha başla. ...
...
Oldum olası bu tür dümenlerin arkasında hep kadın parmağı aramışımdır.
Neden mi?
Yahu bırak onu bunu da,yalnızca "ot ye" denmesinden belli değil mi?
Neymiş de kırmızı ette kolestrol varmış.
"Eee tamam;varsa var,size ne?" diyemiyorum tabii de..
Çünkü onları yakından ilgilendiriyor.
Haliyle "ne kadar yakından" olduğunu burada izah edemem.
Çor var,çocuk var.
Neyse...
İşte zurnanın zırt dediği yer bu kolestrol meselesi.
Peki kolestrol ne?
Testesteronun ham maddesi.
Yine peki..Testesteron ne?
O da yiğidin cephanesi..
Anti parantez belirtmekte fayda var;hammadde olsa bile vücut
kendiliğinden testesteron üretmiyor.
Üretmesi için bir nedenin olması gerekiyor.
E o neden erkek kısmının ta doğumundan beri var.
Hatta belkide yaşamasının tek nedeni..
Kısacası kadın kısmı erkeği silahsız cephanesiz bırakıp onu stilist ya da
modacı olmaya teşvik ediyor.
Belki de Etiler'de şarkı söyletecektir;kim bilir...
...
Erkek kısmına naçizane tavsiyem:"Bu tür katagullilere dikkat!"
Zaten erkeğe ihtiyaç duymadan çocuk yapmak için uğraşıp duruyorlar,
maazallah bir de "bamya"nın tohumunu bulurlarsa bittiğimiz andır.
...
Ayrıca...
Bir otla beslenen inek öküz gibi mahlukatın,canından bezmiş
mevzuyu anlayamamış havasında aval aval bakan gözlerine bakın;
bir de aslan kaplan gibi etle beslenen hayvanların gözlerindeki
cevvaliyete bakın.
Fazla söze ne hacet!

25 Kasım 2008 Salı

E çüş artık!



Bugün yine kadınlara ait ne günüyse artık tv'nin birine konuk
olarak bir hatun çağırmışlar.
Anladığım kadarıyla kadın çetelerinden birinin başı.
Konu kadına uygulanan şiddet.
Aynı şeyleri dinlemekten izlemekten gına geldi ama yine de
kayıtsız kalamadım,izledim.
İyi ki de izlemişim,meğer bilmediğim başka şeyler de varmış.
Mesela kadın saçını yaptırdığında ya da boyattığında
bunun
farkına varmamak da şiddetmiş!
Hem de psikoljik şiddet!
E pes!
Hatta çüş!
Bu herif kısmının ömrü kadınların kıçında "bakalım bugün ne
ne yumurtlayacak" diye tedirgin tedirgin beklemekle mi geçecek?
Bundan âlâ psikolojik baskı,şiddet olur mu?
Bu ne ya...
Gelen giden heriflere giydiriyor!
Önce "gel bak ne vercem" diye kandırıyorlar ondan sonra da
vur Alllah vur.
Yok dayaktı yok tacizdi...
Sürekli şikayet.
Aynı durumdaki erkek için laf eden yok.
Aynı konumda bir erkeği düşünüyorum da,adamcağızın kafasında
yapabileceği tek değişiklik saçını kestirmek.
Lakin onu bile kimse iplemez.
Zorla birilerinin gözüne soksa da "nasıl olmuş" dese...
Önce inanmaz bir bakış ve de ses tonuyla "traş mı oldun" diye
sorulur sonra da ilgilenmiş havalarında "arkanı dön bakiim" denir.
Artık ensede ne halt görecekse...
Peki ya taciz?
Sanki erkeklere böyle şeyler olmuyor.
Ama erkek kısmı sabırlı,dişini sıkıyor.
Bu yaşıma geldim,daha şu kadın beni taciz etti diye sızlanan
adam görmedim.
Rahatsız olmadığından değil,terbiyesinden.
Naapsın garibim?
Kadınların yaptığı gibi ortalığı ayağa kaldırsa kadın rezil olacak.
O yüzden hiç sesini çıkarmıyor kaderine razı oluyor..
Yahu bırakın onu bunu da, erkek kısmı şu meşhur fıkradaki gibi
"araba her fren yaptığında maaşın mı artıyor" diye çemkirmekten
bile mahrum.
Ne desin garip?
"Karın tokluğuna çalışıyorsunuz herhâlde.."mi?
...
Şimdi aklıma geldi.
Yanılmıyorsam şimdi söyleceğim konuda alınmış bir karar bile var.
Konu şu..
Kocanın karısıyla istediği halde yatmaması insan haklarına
aykırıymış.
Görüyor musunuz nalıncı keserini?
"Yahu" demiyeyim diyorum ama dayanamıyorum;ya; yıllardır
erkekler bu konuda kadınların yan çizmelerinden yakınmıyor mu?
Bu meseleler hep espri konusu olmamış mıdır?
E o zaman nerde erkeğin insan hakları?
Üstelik "başım ağrıyor" gibi yılların delili kabak gibi ortalıkta
dururken.
O zaman daha ne şiddetten tacizden haktan hukuktan bahsediliyor?..
Sonuç olarak şöyle derim:
-Hasta etmeyin adamı!
...

Fıkrayı bilmeyenler için..
...
Kalabalık bir IETT otobüsünde kadının biri arkasındaki adama;
-"Noluyoruz habire arakamdan yükleniyorsun" der...
Genç adam gayet sakin...
-"Otobüs fren yapınca yani sey pardon... "der .....
Az sonra kadın yine uyarmak zorunda kalır
-"e yüklenip duruyorsun..... "
Genç adam yine sakin,
-"Madam fren fren ... fren yapinca .... " derken kadın sözünü keser;
-"İyi de o pantolunundaki sertlik noluyor?"
Bizimki yine yüzsüz yüzsüz;
-"Madam maasımı yeni aldım onlar para tomarı" diye yanıt verir.
Madam da boş durmaz ...
-"e bu nasıl maaştır taksimden beri her frende zam geliyor?''

22 Kasım 2008 Cumartesi

Adana'lı Adelhayt



Atalet haklı.
Ben bu dizi yazı işlerini beceremiyorum.
Ne zaman böyle bir şey yapmaya kalksam bir problem çıkıyor.
Ancak bu defa biraz da bilinçli bir şekilde oyalandım.
Bir defa neden hastaneye gittiğimi özellikle yazmadım.
Niyetim Adana'lı Adelhayt 'ı tuzağa düşürmekti.
Peki kimdi bu Adana'lı Adelhayt?
Adelhayt,şu Alp dağları'nda nemrut dedesi ve önündeki piliçten
bihaber Peter'le yaşayan Heidi'nin nüfus kütüğündeki adı.
Ben de Clara'nın mürebbiyesi bayan Rottenmayır'ın yalancısıyım.
Bilgiyi veren o.
İşte bu Heidi'nin Adana'lısı Alp dağlarında değil Karadeniz'in
şirin bir kıyı kasabasında yaşar.(Kıyı kasabalarına şirin denmezse
küser mi ki?)
Heidi ile tek benzerliği "avatar" dediğimiz bloğundaki vesikalık
fotoğrafı...
Yoksa yazdıklarını Polyanna'nın bile bünyesi kaldırmaz;kaldı ki
Heidi..
Neyse..
Bu değerli arkadaşımız her iki lafın arasına benim yaşımla alakalı
bir iki laf sokuşturmazsa rahat edemez.
Ömründe 30'undan büyük insan görmediğinden Azrailin beni
unuttuğunu filan zanneder.
Hadi o kadar abartmayılım da..
Eli bastonlu dede filan gibi bir şey sanıyor.
Belki de içinden "şu adam elime geçse de ağız tadıyla karşıdan
karşıya geçirsem de bi sevabını alsam..Hem bahaneyle ahirete
de yolluk yapmış olurum diye geçiriyordur;ne bileyim..
E kafa bu olunca haliyle içinde "doktor,hastane" geçen yazıya
balıklama atlar,ellerini oğuştura oğuştura bi yorum döşenir,
"e tabii yaş baş normal haliyle" mealinde bir şeyler yazar
böylece de tuzağa düşer,bende arkasından işin aslını anlatınca
mosmor morarır diye ümit etmiştim.
Ama olmadı.
Hala bu değerli arkadaşımızı tanıyamayan varsa nick dediğimiz
lakabını da söyleyeyim.
İngilizceyle İspanyolca karışımı bir şey..
Türkçe açılımı şöyle:"Ölmek yok,yola devam!"
...
Badem gözlüm..

Epeydir aklımdaydı da bir türlü fırsat bulamamıştım.
Niyetim badem gözlerime çer çöp batmasın,toz toprak girmesin
diye önüne camdan vitrin gibi bişeyler yaptırmaktı.
Etraftan dediler ki "bu işi ustasına bi sor;camı kaç milim olacak,
üç mü beş mi...Kafandan bişey uydurma."
Tamam dedik,tavsiye edilen doktorun çalıştığı hastanenin yolunu
tutmaya karar verdik.
Şaka bir tarafa ne amaçla gidersen git hastane hastane işte..
Ha devlet ha özel..
Sadece mimarileri farklı.
Devlet ta baştan vatandaşı kapıda bekletmeyi kafasına koyduğundan
koridorları geniş tutmuş.
Özel hastaneler ise dar..
Koridordan artan yerleri yerleri de oda yapmış.
Uçan kuşu kaçırmaya niyetleri yok.
Tuttuklarının kolunu kanadını yolup ortaya salacaklar.
Laf aramızda bu hastanelerin bir de adında "araştırma" lafı geçenler
var.
En tehlikelileri onlar.
Adamı kendi parasıyla öyle araştırıyorlar ki....
Hastalık mı araştırılıyor yoksa paranın kökü mü,belli değil.
Tamamen estetik kaygılarla "kıçımda sivice çıktı" diye gidiyorsun
"sen önce kulak memeleri,pardon;lobları cepheden görünecek
şekilde bi ciğer filmi çektir gel bakalım" diyorlar.
Ve macera başlıyor.
...
Bana tavsiye edilen yer özel hastane..Epey cafcaflı bir yer.
Denilene göre hastanede çalışan doçentlere pratisyen muamelesi
yapılıyormuş.
Yani etraf prof kaynıyormuş...
Rahat etmek istersen önceden randevu alman gerekiyormuş falan...
Biz de öyle yaptık;"müsaitseniz biz gelecedik de.." diyerek randevu
istedik.
"Sizden iyi keriz mi bulacağız" diye cevap geldi,kalktık gittik.
Vee muamele başladı..
Önce hemşire bizi bir aletin önüne oturttu.
Hemşire demişken..
Ben hemşire dendi mi aklıma hep hastane duvarlarını süsleyen
daha konuşmadan "sus" diye işaret eden ön yargılı hemşire
fotoğrafı gelir.
"Kardeşim ne biliyon konuşacağımı?Belki dilsizim;ne malum?"
...
Neyse...
Aletin bir tarafında ben bir tarafında hemşire bir müddet bakıştık.
Daha doğrusu ben öyle zannediyorum.Çünkü hemşirenin gözünü
filan gördüğüm yok.Sadece damı kırmızı kiremitli Age of Empire
oyunundan bildiğim bir ev görüyorum.
Sonunda dedikoduya mahal vermemek için bakışmayı kestik.
Arkasından sordu:"Göz tansiyonun var mı?
Tam laz işi!
Soruyu benim sormam gerekirken o soruyor.
Yok dedim tabii..
Ayrıca bilmiyorum ki zaten.
...
Uzatmayalım,sonunda doktorun odasına geçtik.
Yine oturduk bi aletin başına..
O an aklıma bir hinlik geldi.
"Ulan doktor ne gösterirse göstersin okuyamamış gibi yap."
Ya da yanlış oku.
Mesela "W" gösterince "M" de..
Doktor da bunalıma girsin:"Ulan herif koltukta ters mi döndü,
amuda mı kalktı,nedir" desin,panik yapsın.
Sonra profilimdeki fotoğrafımla bu düşündüklerimi yanyana getirdim;
utandım!
....
Not:Tahminim devam edecek.

13 Kasım 2008 Perşembe

Ha sanayi sitesi, ha hastane..

Geçenlerde ömrümde ilk defa kendim için hastaneye gittim.
Tabii bu "gittim" diye yazmak kadar kolay olmadı.
Bir heyecan bir heyecan...
Sanki görücü gelecek..
Tabi bu heyecan boşuna değildi;nedeni çocuklukta saklıydı.
O günleri hatırlamak için uzanıp bin sene evveline gitmeye bile
gerek yoktu.
Ayaküstü de hatırlayabilirdim.
Hem hiç unutmamıştım ki!
...
Küçükken sık sık bademciğim iltihaplanırdı benim.
Sonucunda yutkunamaz,su bile içemez hale gelirdim.
Allahtan valide böyle durumlara alışıktı.
"Boğazım ağrıyor" der demez "ele güne karşı" adını verdiğim
acil eylem planını devreye sokar,hemencecik evin baş köşesine
hasta yatağını yapardı.
Zaten o yatak takımı bu işler için vardı,başka amaçla kullanılmazdı.
On dakikaya bir küllük değiştiren garson gibi ikide bir yastık kılıfını
değiştirir "ele güne karşı" ayıp olmamasını sağlardı.
Arkasından da sıra tedaviye gelirdi.
O günlerin gözde tedavi metodu ise ısıtılmış marul yaprağıydı.
Isıtılmış yaprak beyaz bir tülbentin içine itina ile yerleştirilir
boğaza sarılırdı.(Nedense bu halimle kendimi boğazlı kazak giymiş
Engin Çağlar'a benzetirdim.)
Tabii ısıtılmış marul yaprağı iltihabı daha da azdırırdı.
Evdeki bu bilimsel yöntemler işe yaramayınca soluğu doktorda
alırdık.
Alırdık da...
Belirli aşamalardan sonra..
...
Bizim valide panik yapan birisi değildir.
Hastayı kaptığı gibi telaş içinde doktora götürmez.
Gayet bilinçli davranır.
Ona göre doktora gitmenin de bir adabı vardır..
Yani paldır küldür olmaz..
Bu işin olmazsa olmazları,daha doğrusu "olmaz"ı vardır:
"Temiz don!"
Daha doğrusu ilki ikincisi yok;tek şart temiz don!..
İç çamaşırlarını bir gün önce değiştirsen bile farketmez.
İlle de yenisi..
Bu yüzden benim ,"Yahu bademcik yukarıda,dötümüzle ne
alakası var?" demem hiç bir işe yaramazdı.

Sonra?
Serçe parmağının ikinci boğumuna kadar sokulmak suretiyle
temizlenmiş bir çift kulak..
Bu kulak temizliğinden sonra bir müddet kulağımın içinde
parmak kalmış gibi bir hissle dolaşırdım.
Anlayın temizliğin şiddetini..
İşte bir an o günler geldi aklıma..
O yüzden ona doktora gideceğimi söylemedim..
Giderken de muhtemel "temiz don giydin mi?" sorusuna muhatap
olmamak için de kapısının önünü parmak uçlarımın üzerinde geçtim.

Yarın:"Hastane önünde incir ağacı
Doktor bulamadı bana ilacı"