18 Ocak 2009 Pazar

"Sapık blogcu"



Gözlerim,'yaşa bağlı yakını görmeyi reddetme'
sendromuna yakalandığından beri pek okuyup yazmak
istemiyorum.
Çünkü "gözlük" denen o aparatı kullanmak istemiyorum.
Gerçi çerçevesinin kenarından tutup,sapını dudaklarımın
arasına arasına götürüp de,derin derin düşünüyormuş gibi
yaptığımda pek karizmatik oluyormuşum gibi bir hisse
kapılıyorum ama..
Yine de ısınamadım işte.
Buna,geçenlerde ilk defa bloğumu okuyan bir arkadaşın,
"seni yakından tanımasam bunları sapığın biri yazıyor
zannederdim" demesi de eklenince hepten gazım kaçtı,
yazamaz oldum.
Hani göbeğine kadar sakalı olan adama "bunu yatarken
yorganın altına mı koyuyorsun üstüne mi?" demişler de..
O güne kadar böyle bir şey düşünmemiş olan adam,sakalını
bir yorganın altına bir üstüne koymaktan sabaha kadar
uyuyamamış ya..
Benimki de o hesap.
Baktım yazamıyorum,'düşüniim bari bu mevzuyu' dedim.
Düşündüm.
Gördüm ki yazmak için benim önüme doğru dürüst aklı
başında bir şey denk gelmiyor.
Örnek mi?
Mesela geçen hafta..
Gecenin 4'ü mü ne..
Çöp dürtmüşler gibi uyandım.
Ben uyandımmı kolay kolay tekrar uyuyamam.
O yüzden oyalanmadan kalkıp doğru buzdolabının başına
geçtim.
Maksadım,yatıştırıcı bir sıvı varsa içip mayışmak.
Amerikan filmlerinden aşina olduğumuz bir tavırla kapısını
açtım.
Ben o tür sahnelere bayılırım.
Adam dolabın kapısını açar ve aşağı yukarı şöyle der:
"Eveeeet,bakalım neler
vaar..
Keççap...
Mayonez..
Bir kaç şişe bira..
Bir kaç bisküvi...
Biraz da patlamış mısır."

Ulan dolabın envanterini çıkaracağına ne alacaksan alsana!..
Bari onu da doğru yapsa..
"Bir kaç" diye sayı mı var?
Uzatmayalım,neticede olmayan bir şeyi bulamayacağımdan
dolapla biraz bakıştıktan sonra kapağı kapattım.
Zaten her ne hikmetse bu dolapların içi hep tıkış tıkış
olur ama hiç işe yarar bir şey bulunmaz.

Sonradan aklıma geldi;yılbaşında Atalet'e özenip şarap
almıştım.
Koyduğum yerden aldım onu.
Koydum bir kadehini ,geçtim TV'nin karşısına..
Gece yarısı patırtıya tahammülüm olmadığından tercihimi
CNBC-e'den yana kullanırım hep.
Hem altı yazıyı okurken insanın uykusu gelebilir.
...
Görüntüde bir nikah sahnesi..
Papaz,o tipik lafları peş peşe sıralıyor.
Tam o ara öyle bir laf ediyor ki,o kadar film izledim daha bir
kere bile böyle şey duymadım.
-
...ömür boyu ona bakacağına,üzerinde titreyeceğine..
Yahu bu ne?
Birine ömür boyu bakabilirsin de,ya
ömür boyu üzerinde
titremek?..

Hem sen istesen bile kim titretecek?..
Hadi diyelim razı oldu,sen bunu nasıl becereceksin?
Öyle mesir macunlarıyla filan olacak iş değil.
Kutu kutu viagraları yığsan ne fayda..
Akıl var mantık var;insan böyle bir taahhüdün altına girer mi hiç..
Neyse,o bitti hemen arkasından bir komedi dizisi..
Oğlan kız karşılıklı oturmuşlar sohbet ediyorlar.
Kız oğlanı kıskandırmaya çalışıyor ve şöyle diyor:
-
Bugün masaj salonuna gittim.Adam beni bir oğdu
bir oğdu..
.
Oğlan biraz embesil;cevap aynen şöyle:
-Sağlık sigortası ödüyor mu?Bazen ödemiyor da..
Bizim salağın tepkisini beğenmeyen kız,devam ediyor..
-
Sonra dişçiye gittim.Adam bi oydu bi oydu.. Sonra oyukları
doldurdu.

...
Görüldüğü üzere TV'den pek hayırlı bir şey çıkmadı..
Bir de aldığım maillere bakalım...
O da yazı konusu için iyi bir kaynaktır.
İşte herkesin birbirine pasladığı,sonunda da beni bulan mailden..

"EVLILIK (BOLUM 2)
Karı koca, evliliklerinin 40.yıldönümünde sert bir ağız dalaşına
girerler.

Adam der ki; 'Sen öldüğünde, mezar taşına şöyle yazdıracağım;

'--Burada benim karım yatıyor
- Her zamankigibi soğuk'
'
Yaa??' der kadın;
'Sen öldüğün zaman da ben senin mezar taşına şöyle

yazdıracağım;

' -
Burada benim kocam yatiyor.
- Nihayet sertleşti.'
...

Daha devam edebilirim de,gerek yok.
Herhalde anlatmak istediğim anlaşılmıştır.
Yani elimde ne malzeme varsa onunla yemek pişiririm.
Bamyadan patlıcan oturtma yapacak değilim ya!
Yok;bu bağlama cümlesi de erotik oldu.

En iyisi bi Nasrettin Hoca fıkrasıyla işi bağlayayım.
Hoca bir gün karısına cinsel tacizde bulunuyormuş.
"Hanım" demiş;"verdin verdin yoksa eşeğin yanına inerim"

deyince...

Bu da olmadı..
En garantilisi öğrenci fıkrası:

Bi gün öğretmenin sorduğu soruya çocuk "pik" demiş.
Öğretmende "ne pik'i ya,senin adın ne bakiim"deyince
çocuk cevap vermiş:
-Püleyman
...
Anlaşıldı..
Ben bu işi beceremeyeceğim..
Herkese iyi pazarlar diliyorum.

3 yorum:

alpernatif dedi ki...

hocam size sapık denen blogcuyu benim bloga yollayın
beterin beterini göstererlim kişiye
sizin de üzerinizdeki etiketi kaldıralım
(kaldıralım bile erotik oldu !)

Adsız dedi ki...

dilimiz erotikse biz napalım hocam..
=D..
siz yazınız lütfen..
sebze meyve.. dizi reklam farketmez..
biz okur ve güleriz kararınca..
=)

atalet..

not..
benim bi yazı borcum var size..
unutmadım..
feminist sosyologun lafına laf yetiştirmem gerekiyodu ama..
ah ..
gündem..=P

Gergin dedi ki...

Alper'e..
Valla aklıma gelmedi değil.:))
Yalnız şu erotik cümlen çok feci olmuş.
Tam,durup dururken eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürür cinsten..:))

Atalet'e..
Mevzunun gidişatı onu gerektiriyor,
ben ne yapabilirim ki?
Dedim ya,eldeki malzeme de bu.
Hem bu memlekette "penis yazarı"
daha düne kadar gazetenin birinde genel yayın yönetmeni değilmiydi..
Onun yazdıklarının yanında bizimki ne ki?
...
Bildiğimiz yolda devam..:))
Hayır bişey değil de..
Bir gün kafamın tası atacak,"madem
öyle işte böyle" deyip Allah ne
verdiyse başlayacağım..:)