22 Şubat 2009 Pazar

Daniel Defoe fantezisi : Robinson Crusoe-2



Neyse...
Nerde kalmıştık?
Ha!
En son ayaklarımı denize sallandırmış parmaklarımla
suyu çimdikliyordum..
Devam..
...
Bana göre bir kitabı önsözünden başlayıp son sayfasına
kadar okuyup bitirmek kitap okumak değildir.
Çünkü yazılanı anlamaya yetmez.
Bu yüzden de yazarın hayatı başta olmak üzere yaşadığı
ülkenin ve de o günün dünyasının nasıl bir şey olduğunu,
tüm bunlardan nasıl etkilendiğini merak ederim.
Meseleye bu açıdan baktığımızda bir türlü çözemediğim
kitap işte bu Robinson Crusoe..

Kendi yaşadıklarını yazmış desem,değil.
Çünkü başka birisinin dört yıllık ıssız ada macerasını 44 yıl
gibi anlatmış.
Para için desem o da değil.
Çünkü rantabl değil.
(Bu arada şu "rantabl" kelimesi pek güzel durdu yazıda..
Anlamını pek çıkaramadım ama bilimsel bir hava verdi sanki..)
Nedenine gelince..
Kitabın yazıldığı 1719 yılından tam 53 sene sonra ülkemizde ilk
maatbayı kuran İbrahim Müteferrika,haliyle daha gelişmiş
teknolojiyle ömrü boyunca sadece 18 farklı eser basabilmiş.
Varın siz hesaplayın o dönemdeki matbaaların ilkelliğini..
O nedenle basım maliyetleri yüksek.
Baskı sayısı düşük.
Defoe'nin doğduğu yıllarda Londra'nın nüfusu 600 bin.
Dünya nüfusu bir milyara bile gelmemiş.
Ortada doğru dürüst para yok.
Daha "bir plastik leğene dört tahta mandal takası" devri bile
başlamamış.
Zaten para varsa da halkta değil iktidarda..
O zaman kaç kişi kitabı alacak da okuyacak?
Ayrıca vatandaşın kitabı alması için sebep de yok.
Çünkü..
Kitapta entrika yok.
Ağa yok..
Jeep yok.
Aşk yok.
Seks yok..(var da kitapta değil kafada..)
Eee...

Kitap macera kitabı..
O dönem de zaten vatandaşın hayatı macera..
Naapsın macera kitabını?

Acaba bilgisi tecrübesi doldu taştı da bünyesi bunları
zaptedemeyince en iyisi yazıp ferahlamak mı dedi?.
Daha evvelde yazdım;"bişey yazasım geldi" ile
"sıkıştım çişim geldi" arasında bir fark yoktur.
Yersin içersin sulu gıdaları olur sana çiş..
Biriktikçe çıkarma ihtiyacı duyarsın,başlarsın
tuvalet aramaya..
Bulursan bir defa da yaparsın işte o kitap..
Tuvalet ararken dayanamayıp ara ara kaçırırsan
ya da evhamlı biri gibi daha ortada doğru dürüst birikmiş
bir şey yokken "noolur noolmaz" diye koşturup yaptıkların da
köşe ya da blog yazısı..

Buna göre adamın hayatına baktığımızda ıssız ada
ile alakalı bir sıkışma durumu yok.
Hayatı hareketli macera dolu ama bir tek bu konu
zayıf.
Hani kalabalıktan sıkıldı da şööyle kafamı dinleyeyim diye
hayal kurdu desem,bugünün kalabalık ve de stresli dünyasında
yaşayan birisi için ıssız ada iyi bir fikir olabilir.
Ancak o dönemler dünya zaten ıssız.
Halk tabiriyle "Allahın bol kulun az" olduğu
bir dünya...

İşte tam ben bunları düşünürken aklıma bir şeyler
üşüşmeye başladı...
Açtım hayatını tekrar okudum..
Tüccarlıktan casusuluğa varana kadar alakasız işler yapmış,
hapis yatmış..
Başka..
Her ne kadar roman kahramanının üzerine atsa da bir
Türk gemisine esir düşüp,Şükrü adında tayfayla iyi dost
olmuş.
"Haa.." dedim kendi kendime....
"Mesele ufak ufak aydınlanıyor"
Tam burada konunun daha iyi anlaşılabilmesi için bir
Namık Kemal fıkrası anlatmam lazım.
Her zaman olduğu gibi bir İngiliz bir Fransız..
Ve Namık Kemal..
Herkes kendi ülkesinin öğünülecek matah şeylerini anlatıyorlar..
Sıra Namık Kemal'e gelince "yahu anlattıklarınız da bir
şey mi?Bizim orada adam yapıyorlar.." diyor..
Tabii kimse inanmıyor..
"Gelin o zaman" diyor,götürüyor bunları hamamın birine..
Hamamın köşesinde iki erkek,biri diğerinin doğal gaz borusuna
müdahale eder vaziyette..
"Bakın diyor" Namık Kemal.."Adamı yapmış,deliğini açıyor"
...
Şükrü meselesini açıkladığımızı varsayarak geliyoruz hapishanelere..
O zamanlar hapishanelerin durumu da hamamlardan farklı değil.
Fimlerde görüyoruz.
"Kız giren dul çıkıyor"
Tüm bunlara bunlara bir de zenci ilave edilince..

Benim teorim şu:
Daniel (iyice yüz göz olduğumuza göre sanırım ilk adıyla
hitabedebilirim) "oturma organımızı çok fonsiyonlu ve
verimli kullanma,ondan farklı tadlar çıkarma" teknikleri
konusundaki ilk eğitimini Şükrü'den alır.
Hapishanelerde de bu bilgileri pekiştirci çalışmalar yapar..
Bir anlamda ihtisas yapar.
Afrika'dan köle temin etmeye başladığında da aparatı uzun
metrajlı zencileri keşfeder.
"Fazla bilgi 'göz' çıkarmaz bir de bu konuya 'eğilelim" der.
O dönem de efendi-köle arasındaki seviyeli ilişkiler pek
hoş karşılanmayacağından kendine böyle bir yol seçer..
(Bazen belgesellerde denk geliyor da..Haliyle "ekranlarda
görmek istemediğimiz görüntüler" kapsamına girdiğinden
buzlama yapıyorlar.Aynen sigaraya yaptıkları gibi.
Gerçi bu sigara boyutunu aşmış,puro kategorisine giriyor ama..
Diyeceğim buzlama yaparken buz yetişmiyor..)

Şimdi denecek ki..
"Yahu amma da sallamışsın"..
Peki.
Siz Daniel Defoe'nin ölüm nedenini biliyor musunuz?
Cevap veriyorum:

-Beyin yorgunluğundan (a lethargy)

Sen bilmem nerde ıssız ada icat edeceksin,ta Afrika'lardan
zenci siparişi vereceksin,üstelik tesadüf bu ya bir de onu
tam senin adanın önünde gemiden denize düşüreceksin.
Üşenmeden Cuma diye de bir isim uydurup seviyeli bir
ilişki yaşayacaksın.


Yani bu kadar antin kuntin fanteziye beyin mi dayanır?.

İki şeye cevap bulamadım..
Birisi "neden Corc,simit değil de Cuma" sorusu,diğeri de
Cuma'nın adaya geç gelmesi..
Kimbilir..
Belki de dayanılmaz bir arzuyla beklemek de ayrı bir zevk
veriyordur...
Ne bilelim.

Bunu okuyan şunu da okudu.

5 yorum:

Çağlar dedi ki...

ne diyebilirim bilmiyorum, bir lokmada bitti bu yazı. uzun süredir okuduğum en kral yazılardan biridir efendim. espirileri az buzlu camın ardından yapmış olmanız ise bizi ihya etti efendim. keyiften dört köşeyim.
namık kemal'i, zencisi falan... tam kararında. takdir belirtiyorum gıpta ile.

Adsız dedi ki...

=)

yorum bile yapamayacağım..
ama sözü aklı ve mantığı..ordan oraya nerden ibrahim müteferrikaya ve dahi bilog yazarlarının haline getirmekteki keskin beceriyi.. ayakta..
uzun uzun alkışlarım biline..

atalet..

Gergin dedi ki...

Atalet ve Çağlar'a

Bu tür yorumlara nasıl cevap
verilir ki?
Sadece çok teşekkür edebilirim.
Ne yalan söyleleyim mahcup oldum.
Ama bu sevinmme engel değil.:)))

alpernatif dedi ki...

Hocam geceyarısı ekspresi tadında olmuş
demek ki neymiş?
Türkün erkekliği insana her şeyi yaptırabiliyor
dünya tarihinde becerilerimizin önemli bir yeri var
bugün bir billy hayes i elden geçirmeseydik,film çıkar mıydı ?
bir arabistanlı lawrence bakımdan geçmeseydi,ortalığı karıştıracak gücü bulabilir miydi ?
bir Daniel Şükrüden güç almasaydı,kitap orataya çıkabilir miydi ?

hepsi Türk erkeğinin gücü

bu bilimsel yazınız için önünüzde eğiliyorum

yok yok
vazgeçtim
eğilmeyeyim
neme lazım
bir film ya da kitap çıkarmak şu an işime gelmiyor

elinizi hararetle sıkıyorum hocam :D

Gergin dedi ki...

Alper..

Çok sağol..
Yalnız korkacak bişey yok..
Ne demişler..
"Bıçak kınını kesmez"
:))