1 Mart 2009 Pazar

"Bir gün bırakıp gidersen, beni de yanında götürür müsün?.."

"Sana dünyanın en değerli hediyesini vermek isterdim.
Ama seni, sana veremem ki!.."
...
"Bir gün bırakıp gidersen, beni de yanında götürür müsün?.."
...
Bu lafları vatandaşa hizmet olsun diye yazmadım.
Bu bir suç duyurusu.
Çünkü,eğer bir gün ölürsem sorumlusu beni bu lafları
söylemeye mecbur bırakanlarla,bu lafları icad edenler.
Şahsen bu cümleleri kurmaya çabalarken harcayacağım kaloriyle
günde 1 saatten 15 gün spor yaparım.
Çünkü bunlar okuduğun gazeteden kafanı kaldırıp da
yanındakine haber özeti aktarmaya benzemez.
Önemli kelimelerin üzerine vurgu yapacaksın;virgüllerde hafiften
iç geririr havalarda derinden nefes alacaksın.
Hatta Nuri Bilge Ceylan filmleri tadında ufuklara bakarak bir müddet
sessiz kalıp,sonra da usul usul devam edeceksin.
Tabi yanındaki "hadi adamı çatlatma da ne söyleyeceksen söyle"
deyip akordunu bozmazsa.
Neyse..
Bir gün adı lazım değil,birisiyle akşamın bir vakti deniz kıyısında
oturuyoruz.
Öncesinde hafiften bir atışma olmuş,o yüzden konuşmuyoruz.
Sessizce bira içip sigara tüttürerek denizi seyrediyoruz.
Aslında maraza çıkarmakta haklıyım da,yine de onun üzgün süzgün
oturmasından rahatsız oluyorum.
Doğru dürüst tek bir laf söylesem adım gibi eminim,hiç bir şey
olmamış gibi sohbet devam edecek.
Ama inatla susuyorum.
Sonunda,"ulan hıyar" diyorum kendime;(aslında kendime karşı kibar
davranırım ama,o ara noolduysa,öyle diyesim geldi)
"her b.ku abartır maraza çıkarırısın.Şimdi şu kıza yaptığın eziyet
doğru mu?Senin yerinde başka biri olsa kızın gönlünü almak için
ne taklalar atardı.
Gökyüzünde ne kadar cisim varsa aşağı indirir,ortalıkta adım atacak
yer bırakmazdı.
Bir de senin yaptığına bak!"
Kendime karşı yaptığım bu vurucu konuşmadan etkilenip laflarıma kota
koymaktan vazgeçtim.
Artık bir şeyler söylemenin zamanı gelmişti.
Napıp edip bir şeyler söylemeliydim.
Gerçi "beni seviyor musun" sorusuna "sevmesem ne işim var burda"
diye cevap veren adamdan nasıl iyi bir laf çıkacaksa artık..

Gökyüzüne baktım malzeme hiç fena değildi.
Ay bir taraftan,yıldızlar bir taraftan pırıl pırıl parlayıp duruyordu.
İşe yıldız seçmekle başladım..
İşin kötüsü yıldız boldu da,seçmesi zordu.
Etine dolgun daha parlak olanların mutlaka bir meraklısı vardı.
Çünkü o tür yıldızların müşterisi fazla oluyordu.
Belki de bizden beş metre ötede oturan adamın biri de
yanındakine aynı yıldızı kakalamaya çalışıyor olacaktı..
Bense kimsenin bulaşmayacağı bir şey istiyordum.
Küçüklerinden seçeyim dedim,onlar da hem çok fazlaydı hem de
hepsi birbirine benziyordu.İçlerinden birisini gösterip "işte şu"
desem,sağındaki miydi solundaki miydi diye yıldızın koordinatlarıyla
uğraşırken işin romantik bir yanı kalmayacaktı.
Üstelik gösterir göstermez hangisi olduğunu anlayamadığı için belki
bir defa daha kızacaktım,o yüzden riske girmedim,vazgeçtim.
Sonunda gözüme bir yıldız ilişti.
Diğerlerinden daha aşağıda denize yakın bir yerde duruyordu.
Büyüklüğü de fena değildi.
En önemli özelliği,özelliğinin olmamasıydı;rengi sarıyla portakali
karışımı tuhaf bir şeydi.
Belki şöyle tarif edersem daha anlaşılır olur.
Zeytin yağı tenekesinden çiçek saksısı yapanlar bilirler.
Çiçeği suladıkça tenekenin dibi sudan yıpranır çürümeye başlar ya..
İşte bulduğum yıldızın rengi de öyle teneke dibi gibi pas rengindeydi.
Aslında amacım gökyüzünün en güzel yıldızını değil,"herkesin evinde"
olmayan farklı bir şeyi vermekti.
Uzatmayalım;şimdi tam hatırlamıyorum da,yıldızı göstererek
"işte bu sensin" filan gibilerinden bir şeyler söyledim.
"Söyledim" yerine "bir şeyler geveledim" demek daha doğru olur
aslında...
Bekliyorum ki elime ayağıma sarılsın,gözlerinin içi ışıldasın..
Ben bir yandan da "Mutluluktan gözümün önünde ölüp gitmese bari"
diye içimden dua ederken,aynen şöyle dedi..
"Bula bula bunu mu buldun?Bana layık gördüğün bu mu?

"Hay ben senin..." mi desem ya da "Hay ben benim gibi hıyarın..." mı
desem, bilemedim..
Hala dublajda mı hata yaptım;söylemek yerine kağıda yazıp eline
tutuştursaydım daha mı etkili olurdu" diye düşünmeden edemiyorum.
...
Gerçi bana göre yine ben haklı çıktım.
Her zaman söylerim;aslında hiç de janjanlı lafa gerek yok.
Şöyle çekersin kızı koltuğunun altına,artık saçından mı kaşından mı
yoksa burnundan mı olur öpersin,olur biter.
Bir de alt yazı geçmeye ne gerek var?
Gerçekten de içinde matah duygular barındırıyorsan o zaten o anda
ona geçer.
Naapacaksın elalemin uydurduğu ipe sapa gelmez lafları..
Benimki de hıyarlık işte..
....
Tabi bu konu durup duruken çıkmadı.
Dün Hıncal Uluç "sevgililer gününe salaklık diyenler o günün alış veriş
tutarına ve ekonomiye getirdiği canlılığa baksın" diye laf etmiş.
En baştaki lafların biri kendisine söylenmiş, diğerini ise 44 yıllık evli
çiftlerden biri diğerine söylemiş.
Benim söyledim de zaten bu.

Diyorum ki bu ekonomik bir atraksiyon.
Hem, evli çiftten sevgili mevgili filan olmaz.
Sadece evlilikten değil uzamış beraberliklerden de sevgililik olmaz.
Onların birbirine aldıkları verdikleri şeyler de sevgililer günü etkinliği
olamaz.

En komiği de,milletin bir türlü bu gerçeği kabullenmeyip hala biz bir
birimizi deli gibi seviyoruz demeleri.
Önceleri bu lafa kızardım ama sonradan hak vermeye başladım.
Aslında doğru söylüyorlar.
Ettikleri laf akıllının edeceği bir laf değil ki..
Ancak deli bunu inanarak söyler..
Deli deliyi de anca delice sever;başka alternatif var mı?

3 yorum:

bitti dedi ki...

baştaki şu iki arabsk lafa çok güldüm
ama bööle şeyleri söleyenler gerçekten de var
şu yıldız muhabbetine de ayrıca güldüm
siz yıldızı tarif ederken ben hatunun söleyeceği lafı çoktann anlamıştım
hatun milleti bööledir çünkü=)))
sevgililer gününe gelince yenisi eskisi evlisi bekarı ilşkilisi ilişkisizi fark yapmaz bence her durumda gereksiz bi gün=)

Gergin dedi ki...

Birincisi çok çocukca aslında..
İkincisi ise kendi içinde çelişki taşıyor.
Bırakıp gideceğim birini neden
yanımda götürmek isteyeyim ki?
Değil mi ama..:))
...
Hatunun ne diyeceğini anlamana şaşırmadım.
Niye diye sorma..:)))

Adsız dedi ki...

tekrar aynı şeyleri yaşattığın için teşekkür ederim.hem çok duygulandım,hemde çok güldüm.şimdi ahh ahhh ne güzel günlerdi diycem pek duruma uymıycak ama öle.gerçekten çok güzel günlerdi.ee gökyüzündeki en paslı görünümlü yıldızı senin için tuttum dersen onca şaşalı yıldızın arasında bula bula bunumu buldun derim tabi.bu gayet normal bi durum bence.bi vesileyse bu güzel anı burda paylaştığın için tşk ederim.takipteyim ona göre(yazıları) :)))ben kimmiyim:)naci'siz naciye