14 Mart 2009 Cumartesi

Evlilik ve keçi boynuzu (Harnup)-2


Yazının başı..

...
Erkek tarafının fazla irdelenecek bir yanı olmadığından,
onu bir tarafa bırakıp gelelim kadınlara..
Kimse kusura bakmasın ama bana göre evliliğin "keçi
boynuzu" tadına getiren kadının yapısındaki "tüccar
ruhu.."
Daha evvel de söyledim.
Kadın aşkın peşine düşerse başka,evliliğin peşine düşerse
başka davranıyor.
Evliliğe "bilinçli tüketici" gözüyle baktığından fiyat/performans
dengesi gözetiyor.
Elindeki olanaklar daha iyisine yetecekken, o cep yakmayan
bir fiyatla mümkün olabilecek en iyi malı almaya çalışıyor.
Cebini -yani kendisini-korumak istediğinden "nasıl olsa
o da aynı işi görür" mantığıyla hareket ediyor.
Mesela fazla yakışıklı birine talip olmuyor.
Çünkü sonra başının ağrıyacağını düşünüyor.
"İki gün sonra bunun kıçı başı oynar,birileri lüpletir de rahatım
bozulur" diye hormonlu domates gibi birini kapıp üzerine de
"karizma" etiketi yapıştırıp idare ediyor.
Aynen erkeklerin "çirkin kadın yoktur,az rakı vardır." tezinin
bir başka versiyonu..
"At bakalım iki tek daha..Bak bakalım şu hatuna bi daha..
Bak;aynen Angelina Julie" hesabı..
Daha buna benzer parayla pulla,mal-mülkle alakalı bir çok örnek
verilebilir.
Kısacası bu kadar lafla anlatmak istediğimiz,kadının,erkek gibi sırf
"ben buna fena halde hasta oldum" diye kuru kuruya erkeğin
peşinden gitmediği..
Tabi aşık olanlar hariç.
Diyelim ki hesabını kitabını yaptı,"tamam bunu paket yapın"
dedi aldı nikah masaya oturttu..
Sonrasında neler olur?
Bir defa kadın evin kapısından girer girmez o evde 28 Şubat
usulü post modern bir darbe olur,yönetim kadına geçer.
Daha kapıdan girmeden "aslında bunun burada değil şurada
olması lazım.Bunu burdan kaldırmak şuraya koymak lazım"
türü daha sen havaya bile giremeden o iktidarının gereklerini
yapmaya başlar.
"Yahu kadın hele bi dur!Bi soyun dökün,bi rahatla..Sonra bakar
dururuz;patlamadın ya!"demen bir işe yaramaz..
Artık o andan itibaren erkeğin yuları da dahil ipler kadının
elindedir.
Devamında bir de çocuk oldu mu erkeğin hayalleri hepten
bitti gitti demektir.
O artık holdingine bir şirket daha ilave etmiş,işi hepten başını
aşar hale gelmiştir..
Artık hiç vakti yoktur,başını bile başkasına kaşıtır.
Her iş "onu bekler"..
Evin temizliği,ortalığı toparlamak,yemek yapmak hep onu
bekler..
Ütü,çamaşır bulaşık onu bekler..
(Sanki dere kenarında yıkayacak da...)
İlaveten iş,okul vs.toplantıları,kadına has etkinlikler falan filan
hep kadının işleri arasındadır..
Kısacası gün otuz dört saat olsa ona yine yetmez..
Velhasılı kadının asıl işi kocası iken, o ek işlerle uğraştığından
evin erkeği de bir müddet sonra kocalıktan evin büyük oğlu
konumuna doğru evrilir.
"İyi de birader kadın kötü bir şey mi yapıyor?Elinden
geldiğince didinip duruyor işte;daha ne?" denilebilir..
Doğrudur da..
Ancak kadının çok önemsediği işler,erkek için ertelenebilir
ya da yapılsa da olur yapılmasa da denilecek türden olduğundan
rahatsızlık yaratır.
Kadına sorsan kadın,erkeğe sorsan erkek haklıdır.
Kadın "sizin kıçınızı toplamaktan zaten anam ağlıyor,bir de
yaranamıyoruz." diye düşünürken,erkek de ilgisizlikten şikayet
eder.
Bir müddet sonra baktı ki şikayet etmenin bir yararı yok
o da pes eder,salar ipin ucunu...
Herkesin evinde üç aşağı beş yukarı aynı şeyler yaşandığından
fazla uzatmanın alemi yok.
Evli olan zaten ne dediğim anlayacaktır.
Evli olmayan da anasının babasının yanında oturduğundan
o da işlerin nasıl yürüdüğünü yaşamasa bile bilecektir.
Evliğin kısa özeti şudur:
Akşam yat.
Yat dedikse bi haltlar karıştır,dikiş makinası gibi tıkır tıkır
çalış manasına değil;basbaya devril yat.
Sabah işe git.
Akşam gel,yemek ye.
TV izle.
Vakti gelince yine yat.
Araya kaynana,kayınvalide,hasta usta,ölü diri ziyaretleriyle
nezaket ziyaretleri ekle..
Üstüne de seni ziyarete gelenleri ekle..
Araya da tatil babında gezme tozma serpiştir,al sana evlilik.
Ne demek istediğimi anlamak için herkes imza anından
bugüne kadar geçen sürede hatırlamaya değer bulduğu
anları bir toplasın bakalım evliliğin tamamanına oranladığında
ne sonuç çıkıyor?
Bence incir çekirdeğini doldurmaz.

Evliliği keçi boynuzuna benzetmemizin nedeni bu işte.
Bilmeyenler için söyleyelim;keçi boynuzu (harnup)
içine toplu iğne başından az daha büyük bal kırıntısı
sıkıştırılmış irice bir taze fasulye büyüklüğünde
yenilebilir odunumsu bir meyvedir.
Onun için de evlilik, "bir dirhem bal için bir kış yakmaya
yetecek odun yemek" şeklinde özetlenebilir.

Son söz.
Lafı kadına çaktık ama asıl hatanın onda olmadığının da
farkındayız.Yani erkeği dolayısıyla evliliğin balans ayarını
bozan şeyin temeli genetik.
O da kadının her şeye hakim olma,yönetme arzusu..
(Dikkat edin,lafı bile edilmiyecek basit bir konuda bile
kadın mutlaka talimat verecek bir yan bulur.Karşısındaki
kişinin yaşı kaç olursa olsun.."O bardağı oraya değil şuraya
koy,elini ağzından çek,onu giyme bunu giy,üstüne bi şey al vs.)
Ne yazik ki bu kalıtımsal özellikler kadının doğumunda yanında
bonus olarak veriliyor.

Aynen elektronik eşyaların ilk alındığında kutusundan çıkan
yedek kumanda,aparat vs.techizat gibi...

Not:İnşallah toparlayabilmişimdir.Bitirene kadar anam ağladı.
Nerden girdimse bu konuya..Bir daha arkası yarın türü
yazı yazarsam......

2 yorum:

ATALET dedi ki...

evlilik insan doğasına aykırı..
sanırım çocuklar ve genetik kargaşa yaşamamak için oluşmuş.. bir kurum..
çok da konuşmamak gerek..
hani eskiden okul kapılarında macun şeker ve leblebi tozu vardı..
biri üzerine iplil iplik dökmeden diğeri de boğaza kaçmadan yenmez.. işte bu konuda konuşmak..
aynı onları yemeye çalışmak gibi..

ha ama bi sor bana..
aeskiye dönsen aynı kişi ya da başkası ile evlenir miydin diye..
hayır evlenmezdim..
orası kesin...

güzel pazarınız olsun..=P

mordilloya gelince..
kadın köprüyü kurmasa.. erkek yatağı hayalinde görür.. der.. giderim =)

Gergin dedi ki...

Fazla uzatmadan şöyle derim:
-Ayni fikirdeyim..:))