2 Mart 2009 Pazartesi

"Unutma sanatı"


Geçen gün "unutma sanatı" başlıklı bir köşe yazısı okudum.
Yazan ,Atalet'in deyimiyle "gamzelilerden erkek olanı".
Diyor ki;

"
Keşke “Sil Baştan” filmindeki hayal gerçek olsa...
Sevgilimizden ayrıldığımızda bir kliniğe gidip
hafızamızı sildirsek..."

Bu satırları ilk okuduğumda çok cazip geldi,havada kaptım.
Öyle ya,boş yere sıkıntı çekmenin ne gereği vardı.
Nasıl olsa günün birinde zaten unutmayacakmıydık..
Unutana kadar geçen zamanda debeleneceğimize zahmet
çekmeden hafızayı sildirip bir an önce işimize gücümüze
bakabilirdik.
Memleketteki tek kız ya da oğlan o değildi ya..

Sonradan düşündükce bu fikir o kadar da parlak gelmemeye
başladı.
"Ayrılık" tek başına bir olgu değil bir bütünün parçası,bir
sürecin bitişiydi.
Yani bunun bir adım öncesi vardı.
Kısacası işlerin yolunda gittiği, insanın sevgi manyağı olup
ota moka gülüp,gölleri denizleri taşladığı,nedensiz sevinçler
yaşadığı,her iletişim cihazına "acaba o mu" diye atlamanın
heyacanını yaşadığı günler..
Peki bunların ne günahı vardı?
Böyle düşününce tamamını sildirmektense sadece ayrılık
kısmını bari sildirmek daha mantıklıymış gibi gelmeye
başladı.
Zaten işin can yakan tarafı da ayrılık kısmı değil miydi?
Siler kurtulurduk.
Ancak bu defa da Atilla İlhan'la ters düşeceğimden bu
fikrimden de vazgeçtim.
Hem ayrılık o kadar da kötü bir şey olmayabilirdi.
insanın doğruları eğrileri gözden geçirdiği,kendisiyle
hesaplaştığı kıssadan hisse çıkardığı bir dönem olabilirdi..
"Keşke hiç bulaşmasaydım" dan tutun da "keşke öyle
olacağına şöyle olsaydı"dediği,kurduğu cümlenin gidişatına
göre de kimi zaman mutlu kimi zaman mutsuz olduğu bir
dönem...
İnsanoğlu bu dönemden faydalı dersler çıkarabilirdi.
Mesela kıçından çıkaramayacağı kadar iri çekirdekli
şeftaliyi çekirdeğiyle birlikte yememek,dahası ta baştan
çekirdeğin kıçına göre olup olmadığını ölçüp vaktiyle
tedbirini almak gibi...

Artık sildirsek de sildirmesek de o günlerin birer anı
haline geldiği günleri düşünmeye başladım.
Aklıma biri hafızasını sildirmiş diğeri sildirmemiş,anı
birliği olmayan iki kişinin sohbet etmesi geldi.
Birisi habire "hiç unutmam bir gün.."le başlayan
cümlelerle anı üstüne anı anlatırken diğeri ne anlatacaktı?
Elbet onun da anlatacak güzel anıları vardı da,başkasını
değil sadece kendini ilgilendiren anılar..
Yedim- içtim,yattım-kalktım,gezdim-gördüm türünden..
Yani kimsenin zerrece ilgilenmediği,aman bir daha anlat
demeyeceği,anlatmaya kalkarsan da kibarca sıvışacağı anılar..
Denilebilir ki, anılar başkalarına atlatmak için değil insanın
kendisi için vardır.
Peki o zaman...
Belli bir samimiyetten sonra arkadaşına göstereceğin ilk şey
niye fotoğraf albümün olur?
Naapsın senin önceye ait resimlerini,amcanları dayınlarını
yengenleri..
Hatta görümcelerini?
Neyse konuyu dağıtmayalım;buna ilerleyen zamanlarda
değiniriz.

Ne diyordum?
Ha..
Sonra..
Sonra bir gün yaşlandığında,o ipek saçların ağardığında kalırsın
tek başınaaa...
Bi dakka yahu!
Fena kaptırdım da, aklıma Şakir'in parçası geldi bir an.
Atalet!Sevildiğini bil!Dikkat ettiysen "Kıraç" demedim..:))
Neyse devam edelim..
Bir gün yaşlandığında artık dişin kesmez kaşın kalkmaz
olduğunda ve de her işini çeneyle yaptığın zaman geldiğinde
ne olacaktı?
"Siz beni gençliğimde görecektiniz!
Yanıma kolonya almadan sokağa çıkmazdım.
Çünkü kızlar beni gördü mü bayılırdı da ilk müdahaleyi onunla
yapardım" desen içinde "karı kız" muhabbeti var diye herkes kulak
kesilirdi de,biz her sene Marmaris'e yazlığa giderdik de akşama
kadar denizde çimerdik" desen kimse iplemezdi.
Ha belki "şortu çıkarırken mayo da çıkıvermesin mi?" desen
"eee..sonra" diyen bir meraklı bulurdun da,o da bir defa dinlerlerdi,
ikincisi olmazdı.
Öyle ya,millet senin kuru kıçının hikayesini dinleyecek değildi ya..

Bir defa insanlar içinde aşk,meşk,acı,aksiyon olmayan anıları
dinlemeye pek heves etmezlerdi.
TV'lerde reyting rekorları kıran diziler bunun en açık göstergesi
değil miydi?
...
Düşündükce baktım ki bu anı sildirme işi akıl karı değil;
bugünün yarını da var.
Bu işin pek de akıllıca olmadığını zaman zaman PC başında da
yaşamıyor muyuz?
Artık kullanmadığımız programları,müzik veya resim dosyalarını
ihtiyacım olmaz diye silip sonrada peşine düştüğümüz olmuyor mu?
Aynı şey artık kullanmayı düşünmediğimiz,yerine yenisini
aldığımızdan birine verdiğimiz ya da attığımız eşyalar için de
geçerli değil mi?

O zaman derim ki;
Anılarını sildirme!
Ama çok kafan bozulduysa adını unut gitsin.
Hatta tipini de unut,avatarsız blog muamelesi yap,işi
ne bak.

5 yorum:

bitti dedi ki...

ben çok sevmiştim o filmi

Adsız dedi ki...

o filmi biliyorum ben de..
unutmayalım zaten.. hem iyileri..
hem de gıcık anıları..
e şaşkın ördek gibi dolaşırız o zaman.. hatalardan ders almak da gerek =..
ben o filmden..
en çok adamın işe gitmek için yola çıkıp..
aniden başka bi yere gitmesine bayılmıştım..
benim fantezim de bu..
bi gün çıksam..
sora herkes birbirine sorsa..
nerde gelmedi aa gelmedi mi.. şeklinde..
=)

atalet....

Adsız dedi ki...

sevildiğimi oldukça bilmekteyim de..
=9
şakir kim ....
=D...

Gergin dedi ki...

Atelet..
İçimden geçenleri yazmışsın.
Fantezi konusu yani..
Ben bir de geride kalanların
yüzlerinin aldığı şekli merak ederim.
Belki biraz sadistce ama..
Kindarım da ondan mıdır nedir,
bilemedim..
...
Şakir sen tanımazsın.
Zaten pek makbul biri de değil..
Boşver yani..:)))

alpernatif dedi ki...

hocam
seyretmediyseniz mementoyu tavsiye ederim
anı sildirmenin bir üst ve beleş modeli
(vatandaş kendini resetleyip duruyordu)
5 dk önce bir şeye mi kızdın
hooop
anında unut gitsin :)