Evet gidiyorum.
Yalnız bu bir veda yazısı değil.
Neticede döneceğim;ancak ne zaman onu bilmiyorum.
Bu süre iki ay da olabilir 22 ay da..
Ne zaman vahiy gelirse o zaman.
Bu yazıyı yazıp yazmamakta epey tereddüt ettim.
Acaba sessizce gitsem mi diye düşündüm.Ancak tembellik
ettiğim zannedilip,en azından "kaldır kıçını da bir
şeyler yaz" diye yorum yazılmaya devam edilebilirdi.
Gittiğim bilinmediğinden insanlar yeni bir şeyler var mı
diye sürekli bloğa girip çıkmak zorunda kalırdı.
Herkes Dolphin gibi teleskopla uzaktan takibetmiyordu ki..
Velhasıl boş yere milletin zamanını çalmış olurdum.
Bu yazıyı post itten önceki yazıyla beraber hazırlamış,
bekletiyordum.
Niyetim önce yorumların bitmesini beklemek sonra da el ayak
çekilince yazıyı yayınlamaktı.
Arkamda cevapsız yorum bırakmak istemiyordum.
Burada bir parantez açmam lazım.
Eskiden Ada gibi yorumlara ben de pek kafa yormazdım.
Zaten her defasında Viva gelir gaz verici bir yorum yapardı.
O yorum bana yeter artardı.
Ben de o gazla tam gaz devam ederdim.(Zaten benim her işim
gazla..Gaz yoksa icraatta yok.Gaz çoksa yapmayacağım da yok)
Hemen hemen hergün yazı yazdığımdan başkasına yorum yapmak
ters geliyordu.Çünkü tavuğun yumurtladıktan sonra gıdaklayıp
haber vermesi gibi bir şey gibiydi bu..
Yorum yazmakla bir anlamda başkalarına kendi bloğum için gizli
davet gönderiyordum sanki..
Halbuki benim böyle bir derdim yoktu.
Ancak O aralar insanlardaki algı o yöndeydi.
Uzatmayalım,sonradan başka bir şey daha farkettim ki yorum
yazmak kadar yorumlara cevap vermek de bir o kadar önemli.
Cevap verilmezse kör kuyuya taş atılmış gibi oluyor.
Yorum yazarı "acaba cevap gerektiren bir şey yazılmış mı,
yazdığım yorum nasıl tepki görmüş" merak ediyor.
Yani taşın kuyunun dibine vurduğunda çıkardığı sesi duymak
istiyor.
Farkındaysanız bu konuda son zamanlarda epey mesafe katettim.
İşi nihayet öğrendim ama,biraz geç kaldım galiba..
İşte yorumların bitmesini beklememin nedeni buydu.
Yorumlar hemen hemen tamamlandı bir tek Çağlar kaldı..
O da yazmış ama "gelicem" diye..
Saat bire kadar bekledim gelen giden yok.
"Bi bakiim şuna" diye feyse gittim;arkadaş vites yükseltmiş
zenginler kulübüyle uğraşıyor.(Aslı "gönlü zenginler" de ben
işime geldiği gibi yazıyorum.)
Oradan bloğuna baktım,üç beş hamal bulmuş blog taşıyor.
"Anlaşıldı,bu halde bu biraz zor gelir hem zaten o halden anlar"
deyip yazıyı yayınlamaya karar verdim.
Zaten Çağlar hemen yazmayıp da "gelicem" dediğine göre anlaşılan
yorumu uzun tutacaktı.
Üç kelimeden oluşmuş üç cümle..:))
Sonra ben o yorumu elli defa okuyacaktım.
"Acaba onu mu dedi bunu mu dedi" diye bir ton fikir jimnastiği
yapacaktım;buna rağmen işin içinden çıkamayıp "sağolasın"
demek zorunda kalacaktım.
Zaten bunlarla uğraşırken aradan üç beş gün daha geçmiş olacaktı.
(Valla kızma Çağlar.Yahu böyle sataşmak hoşuma gidiyor,napiim
elimde değil:)))
Yazıyı yayına vermeden bloğa son bir defa daha baktım,bir yorum
daha..
Bu defa Likelife..
Onun yorumunun da ucu açık:
"Şimdilik sadece merhaba "..
Sonradan gelip bir şeyler mi yazacaktı yoksa daha sonra
yazılacaklara gönderme mi yaptı emin olamadım.
Beklemeye karar verdim.
İlk defa gelip yorum yazdığından paldır küldür gitmeyi
içime sindiremedim.
Hani bu biraz şuna benzer.
Bir yere gidersin de sen içeri girince orda oturan bir kaç
kişi "zaten biz de kalkıyorduk" der kalkar,yeni gelen de
"biz geldik diye mi" diye düşünüp alınır ya..
Sanki öyle bir şeymiş gibi geldi bana.
Şimdi bu size saçma gelebilir;"birader burası internet;hem
kimin umurunda ki" diyebilirsiniz..(Hiç sanmam ama..)
Benim bir tarafım dinozor.
Küçükken,daha doğrusu küçük bir dinozorken bize böyle öğretildi.
Bu harekete "insana saygısızlık" dendi..
O zaman internet yoktu ki "oralarda böyle şeylere kafanı takmana
gerek yok" desinler..
Hem ben başkasının ne dediğinden çok kendimin ne dediğine bakarım.
Ayrıca birinin umrunda olmamam,onun da benim umrumda olmamasını
gerektirmez.
Biraz karışık mı oldu ne?
Aslında tam formül zamanı ya..Nesee..
(Sen de kızma Bitti..=))
Neticede ben kendime bakarım.
Yani benim umurumda..
Yine yani buraya gelen herkes umurumda..
İş uzayınca araya "post it'i koydum.
Nasıl olsa ona pek sataşan olmaz diye..
Ama ilginçtir ona da yorum geldi.
Haliyle iş biraz daha uzadı.
(Durmadan bu yazıyı güncellemek zorunda kalıyorum.
Bu da ilginç)
Gelelim "niye gidiyorum"a..
Mesele sadece kendimle ilgili.
Yanlış anlaşılmasın ama pek birilerine bir şeyler anlatan
biri değilim.
Her şey kendi kafamda olur biter.
Kendimin sırdaşı yine kendimim..
Hatta kendime bile laf sızdırmamaya çalışırım.
Ağzım sıkıdır.
Mesele blog camiasıyla alakalı değil.
Zaten burada birisine bozulsam doğrudan söylerim.
Burada benim bozulacağım tarzda insan yok.
Herkes farkındadır;her zaman başlangıçta balıklama atlamayıp
hep uzak dururum.Bunu bilerek isteyerek de yapmam.
Yapım öyle..
Sonradan ısınırım.
E ısınmışsam da zaten o kişi benim bozulacağım biri olamaz.
Nadiren yanıldığım olmuştur ama,o kadar da olur.
Gidiş nedeni olarak şöyle diyelim o zaman:
"Görülen lüzum üzerine.."
Atalet bazen ortadan kaybolacağı zaman yokluğunda bloğun nasıl
kullanılması gerektiği konusunda talimatlar verirdi.
Ben de oradan kopya çekeyim diye baktım,ama bulamadım.
Fazla aramaya da üşendim.
Neyse ben kendi istediklerimi söyleyeyim en iyisi..
Yazı olmayacağını bile bile el alışkanlığıyla gelenler bunalmasın
diye Bob Dylan'ın parçasını özellikle koydum.
Ben bu türün hastasıyım.Adamı yormadan sürekli kıpır kıpır tutar.
Taşlı tarlada faytona binmiş gibi bir his uyandırır.
Ne derin çukurlara düşer yan yatarsın ne de kafan tavana çarpacak
kadar çok zıplarsın.
Savrulmadan standart bir hareketlilik..
Tam ayarında yani..
Yanlışlıkla gelen olursa hafiften kafasını sallayıp parmağını
şıklatarak çıkar gider.
Amy'i kendim için koydum.
Daha evvel yazdım;günlerce dinlesem bıkmam.
İsteyen dinler;yalnız cd'yi kurcalayıp çizmek yok.
Ona bozulurum.
Bloğu tepe tepe kullanın.
Tek istediğim çitlediğiniz çekirdeğin kabuklarıyla bira meşrubat
şişelerini ortalığa atmayın.
Bilmeyen biri gelir görür pasaklı herifin biri sanır.
Hayatta hiç sevmediğim şey birinin hakkımda kötü fikirlere sahip
olması..Farkedersem aksini anlatana,ikna edene kadar debelenerim.
Bu da çok konuşmak zorunda kalırım demektir.Çok konuşmak da
haliyle farkına varmadan aynı lafı defalarca tekrar etmek demektir.
Bu da karşındaki insanı yorabilir;daha doğrusu yorar.
Bilmem derdimi anlatabildim mi?
Ha bir de yazıyı yorumlara özellikle açmadım.
Kimseyi yorum yazmak zorunda bırakmak istemiyorum.
Yoruma açık diğer yazıların arasına da bu konuyla ilgili bir şeyler
sokuşturmayın.
Diğer yazılara içeriği ile ilgili yorum yazabilirsiniz,ancak cevap
beklemeyin.
Zaten kafanızdan geçenleri az buçuk biliyorum.
O kadarı bana yeter.
Yine açıklamacı damarım tuttu..
Küçük bir açıklama..
Ben herkesin adını tek tek yazıp "severim,öperim,tüterim" şeklinde
şeyler yazamam.
Ancak şunu söyleyebilirim,benim için sanal diye bir hikaye yok.
Neticede her PC'nin başında bir insan oturuyor.
Yani burada tanıştığım insanlarla kanlı canlı tanıştığım insanların
arasında fark yok.
O yüzden de kolayca arkamı dönüp gidemem.
PC'yi kapatınca hiç bir şey olmamış gibi davranamam.
Peki görmediğim bu insanlardan bu kadar nasıl emin olabiliyorum?
Gayet basit.
Ben sadece yazılarınızı okumuyorum.
Sadece bana değil başkalarına yazdığınız yorumları,onların size verdiği
cevapları,sayfaya konulan resim, video, müzik artı yapılan alıntılara
kadar ne varsa hepsine bakıyorum.
Sadece yaptığı bir alıntı bile o insanı anlamaya yetebilir.
Yüz yüze görüşmede elde edilecek bilgiden çok daha fazlası var burada..
Yani boşa geyik yapmıyoruz.
(İnşallah yanlış anlaşılacak bir laf etmemişimdir.)
Son olarak;
Daha sonra blogları ziyaret eder yazılarınızı okurum.
Ancak yorum yazmam.
Bu kadar lafa gerek yok aslında ancak lafın çoğunu kendime
bazı şeyleri hatırlatması için yazdım.
Şimdi yazdıklarımı kontrol için tekrar okudum da...
Neyse..
Klavyeyi nemledirip kısa devre yaptırmadan şu işi tamamlayayım.
Hoşçakalın!
Görüşürüz.
Tombstone Blues - Bob Dylan






