27 Mayıs 2009 Çarşamba

Bir kız sevdim...



Bu sabah erken kalktım.
Üstelik de keyfim yerinde,kıpır kıpır bi vaziyetteyim..
Kendi kendime şüphelenip "hayırdır,bu ne iş?" diyemeden
baktım yazım gelmiş,dökülecek yazı editörü arıyor..
E duracak değildim herhalde;oturdum PC'nin başına..
"Ulen" dedim,"tam havası;yaz şööle buram buram aşk meşk
kokan duygusal bir yazı yaz da gözlerimiz buğulansın,sevgi
pıtırcığı olalım."
Hatta yayınladığımda da bloğun altından "blogda duygusal anlar"
diye yazı kaydırırım tam olur.
Fikrimi beğendim ve başladım yazmaya..
Bu arada yazıya afili bir de başlık buldum:

-Bir kız sevdim,onun da tayini çıktı!


Tabi tayini çıkan kız değil,babası..
Gerçi babasının tayini çıkınca haliyle kızının da tayini
çıkmış oluyor ya,neyse..
...
Niyetim,nasıl olsa zaman aşımına uğradı diye korkmadan
çekinmeden ilkokul aşkımdan bahsetmek..
Daha doğrusu derdim kişi ile ilgili bilgi vermek değil,o zamanlar
nasıl duygular içindeymişim onu anlatmak..
Başladım dökülmeye..
O döneme ilişkin aklıma ilk hoş şeyler geleceğine canımı sıkan
şeyler üşüştü.
En başta da tatil!

O vakitler tatiller benim korkulu rüyamdı;tatil dendi mi,üzerime
karabasanlar çökerdi.
Tatil demek ayrılık demekti çünkü.
Hadi hafta sonları neyseydi de bayram tatiliyle,on beş günlük sömestre
tatili perişan ederdi beni.
Hele hele yaz tatili,ölümden beterdi.
(Allahtan o zamanlar bayramların kıçına başına ek yapıp
sündürülmüyordu.)

O yüzden hala bu Mayıs ayının bu son günlerini hiç sevmem ben.
O günleri tekrar yaşıyormuşçasına içim kararır,daralırım.
Neyse yazdım çizdim bitince tekrar okudum,ama yazdıklarım hiç
hoşuma gitmedi.
Yavan geldi;sanki bir şeyler eksikti.
Hatta alışkanlıktan olsa gerek,biraz da sulandırmışım.
Düzeltmek için uğraşırken tam o ara ufaklık geldi.
Ufaklığın öğlen arası uğraması demek,birikmiş lafı var demek.
İlle de onu anlatıp rahatlayacak.
Ama bu defa benim de işime geldi.
Ağzından bir iki laf alabilirsek yazımdaki yavanlığın nedenini de
bulabilirdim belki.
Neyse,gel bakalım deyip içeri buyur ettik ama "bööle iyi"
dedi içeriye girmedi.
Mecburen çöktüm kapının önüne, kollarımı da dizlerimi destek
yapıp tahteravalli gibi uzattım ileriye..
Tam faytoncu muhabbeti modu yani..
(Belki "niye çöktün,ayakta dursaydın" diyen olabilir.Yazıyı
bilimsel bir havaya sokmak için bu fırsatı kaçırmayayım.
Pedagoglar çocukla konuşurken onlardan yüksekte durmayın,
aynı hizada olmaya gayret edin diyor da ondan)
...
Haliyle mevzu belli..
Oğlanın biri kızın birine arkadaşlık teklif etmiş de o da kabul
etmemiş.Bu defa oğlan başka bir kıza teklif etmiş o kız kabul
etmiş.
Bu defa ilk teklifi alan kız kıskanmış öğretmene bunlar çıkıyor
diye şikayet etmiş falan filan..
Her zamanki bilindik hikaye işte..
Anlatıyor da anlatıyor..
Bir ara rüzgar tersine döndü yani konu üzerime doğru üflenmeye
başladı.
Oğlanın birisi de bizimkine haber göndermiş!
Bunu duyar duymaz ilk tedbir olarak hemen tişörtümün yakasını
dişlerimin arasına alıp ısırmaya başladım.
Çünkü gidişata bakılırsa işin sonu kötü gelecek,gittikçe daha sert
diş sıkmam gerekecek sonra da dişler birbirine geçecek.
Anlayacağınız tişörtün yakasına boksör dişliği muamelesi
çekiyorum.
Allahtan meselenin sonu düşündüğüm gibi gelişmedi.
Bizimkisi güya oğlanı terslemiş filan.
Tabi bu numaraları ben yutmam;malımı bilirim;terslediyse bile
her ihtimale karşı nolur noolmaz diye açık bi kapı bırakmıştır
bu hıyar.
Uzatmayalım anlatacaklarını nihayet bitirdi,sonunu da şöyle bağladı:
"İşte böyle dostum;sevgilin mi var derdin var."
Ben, tam da "maraza çıkmadan hayırlısıyla şu mevzuyu sonlardırdık"
diyecekken ettiği lafa bak!

"Yürü lan hıyar;al ikiye,hemen gazla!Dooğru dersinin başına!" dedim.
(Malum;en büyük cezadır "dersin başı")
Tabii çok korktu.
Hatta ödü patladı:
-Tamam bebeğim;kızma!
Hay ben senin ....emi!
...
Biraz önce de çektiğim son fotoğrafımı göndermiştim feysden..
Cevap vermiş:
-Artist...;) çocuğum foto çoo hoş
(Cümleye hiç dokunmadım.Copy-Past yani.."Çoo" da eksik
harf yok.Bu hıyarlar "çok" derken "k" harfi kullanmıyor.
"k"nin olmaması beğeniye zirve yaptırıyormuş;ne demekse)
...
Belli oldu canım!
Sonuçta olan benim caaanım dizlerime olacak.
Dayağı yiyeceği kesin de acaba odunu mu inceltsem yoksa üzerine
kalınca bir şeyler mi sarsam ona karar veremedim.

Şaka bir tarafa da,ne zaman delireceğimi iyi bilirler de,yumuşak
yakaladılar mı fırsattan istifade işin suyunu çıkarırlar böyle..

Bu arada benim "aşk meşk" yazısı da başka bahara kaldı..
Belirteyim dedim.

8 yorum:

Adsız dedi ki...

dün amacından saptırılmış bir.. güel ile canavar masalı okudum.. onu anlattım çekirdeğe..
işte ben tam da böyleyim dedi...
öldüm bayıldım diyorum.. bir hafta sonra.. sıkılıp kovalıyorum.. ama bi hafta sonra da bu sefer özlüyorum....

annem ne zaman oluyor bu dedim..
bütün sevgililerimle böyle oldu.. dedi..

hala düşünmekteyim..
bi süre daha düşünürüm sanırım.. =)

kukumav atalet..

Gergin dedi ki...

Kukumav Atalet;

Görüldüğü üzere yalnız değilsin.:))

oya dedi ki...

babamın bir lafı vardır..
(dünlüğün babasının değil,
kendi babamın):
"kızlarını sık sık döveceksin..
sen neden dayak attığını bilmesen bile,
onlar neden dayak yediğini bilir"
:))

ortaokula yeni geçmiştim..
benden 7 yaş büyük,
mahallenin piç çocuklarından biri
bana çıkma teklif etmişti..
herşeyi babasına anlatan,
babasına aşık bir kız çocuğu olarak
koşarak babama geldim ve
biiir biiir anlattım durumu..
hayatımda onu bu kadar kızgın gördüğüm az olmuştur..
ki kendisi kızamazdı bana kolay kolay..
ilk kıskançlığımızı böyle yaşamıştık işte..
hey gidi günler hey..

dur hocam ya..
ilham perim oldun bugün..
ben de babamın şu kıskançlık maceralarını yazayım bari :))

Şarküteri dedi ki...

"İşte böyle dostum" kısmında güzel bir kahkaha attım. Seviyeyi çocuğun yüksekliğine göre ayarlayınca o da kendi seviyesini ebeveyninin boyuna göre biraz yükseltebiliyor. Hatta az biraz da üzerine çıkıyor :)

Pedagoglar çuvallamış diyorum.

Bu arada başlamadan biten acı aşk hikayesini bekliyorum Gergin Abi.

Ada dedi ki...

Bu yazı ve yorumlar beni ağlattı desem...Ben hiç bir zaman hoşlandığım, çıktığım kişileri ailemle paylaşmadım. Babama birşey diyemem ama annem hiç sormadı:( ben de söylemedim...ona tek kırgınlığım bu konudadır...
çünkü bunun bana ne kadar ağır
yükler getirdiğini hiç bilemedi, hiç anlamadı. O yüzden bırakın anlatsınlar...

Gergin dedi ki...

Oya;
Baban güzel laf etmiş.
Bak "derkenar"a koydum..:))

Kafa göz bir bütün olarak
bugünlere gelebilmeni acaba
şu "tatlılık" meselesine bağlayabilir miyiz?


YEC;
O laflara ben de çok gülüyorum.
Allahtan ayarlamayı güzel yapıyorlar da o tür muhabbetler
yerinde zamanında yapılıyor.

Pedagoglar bildiği pişirdiğinden
çok tipler.
O yüzden pek dikkate almam.
Ancak bu dedikleri doğru.
Seviye yükseltme meselesi kendi
aramızda ve dozunda..O yüzden
ikaza gerek kalmıyor.

Acı aşk hikayesi ise beş yıllık
uzun hikaye..
Alper'e versem beş yüz dizilik
yazı çıkarır..:))
Benimse o kadar becerim yok.
Neyse,yine de denerim.:))


Ada;
Açıkçası yazının okuyanda bu tür
etki yaratacağını düşünmemiştim.
Ancak bu yoruma baktığımda
gördüğüm o ki,doğru yoldayım..
En azından şimdilik.:))

oya dedi ki...

hocam...
derkenar'a çok güldüm..
siz çok yaşayın e mi? :)))))

Gergin dedi ki...

Oya;
Her özlü sözün altında
Konfiçyüs ya da descartes v.s
yazacak değil ya.
Bu defa da "Oya'nın babası"
yazıversin ne var..:))