16 Temmuz 2009 Perşembe

Seni o kadar çok sevdim ki..Valla!



Biz bu tür başlıklara "okuyucuya gel gel yapan başlıklar"
diyoruz.Daha doğrusu ben demiyorum,gazeteciler diyor.
İnsan meraklanıyor haliyle "dur bakiim bu hergele yine
kimi sevmiş..(Sık sık birini sever de..)Zaten epeydir
hallerinden şüpheleniyordum zepevengin"..

Napiim canım,şu ara başlık krizi yaşıyorum,idare ediverin artık.
...
Son zamanlarda kafayı film izlemeye taktım.
Hem de öyle böyle değil.
Kıstırdığım filmi izliyorum.Hangi platformda olursa olsun.
Hatta azıtıp Ekim/2009'da vizyona girecek üç film izledim.
İzledim izlemesine de..Kafama bir şey takıldı:
-Acaba ben filmleri neremle izliyorum?
-Gördüğümü anlayıp çözümlemede sorunum mu var?
-Başkaları benim göremediğimi nasıl görüyor?
...
Körlük filmini vizyona girdiği tarihte izlemiştim.
Bana ilginç fantastik bir mevzu gibi gelmişti.
Hatta yer yer bazı sahneleri bizim yönetmenlerin sanat
aşkına yaptığı masturbasyon filmlerine benzetmiştim.
Yanılmışım.
Bakın meğer film neyi anlatıyormuş:
"Salgın hastalık metaforuyla kapitalist sistemin işleyişini
eleştiren film yemesi yutması güç bir düzen eleştirisi.
Vahşi kapitalizmin insanı insanlıktan çıkaran korkunç
yüzünü çeşitli sembolik karakterler aracılığıyla anlatan
hikaye görmesini bilenler için çok keyifli bir felsefi bulmaca.
Herkesin aynı bataklıkta yaşadığı ve kör olmayan kimsenin
kalmadığı bir düzende ısrarla metalar aracılığıyla yiyecek
değiş tokuşu yapmak isteyen tiplerden, kadınları yiyecek
uğruna sömüren ve taciz eden tiplere, kaybedecek hiçbir
şeyleri kalmadığı halde sessizce olan biteni bekleyen yığınlara
hatta düzeni değiştirmek için umutsuzca çırpınan insanlara
kadar film çeşitli politik gruplara ve sistemin açmazlarına
göndermelerle dolu bir sinema şöleni."


Okuduklarım karşısında utandım.
Çünkü her ne kadar filmde bir gariplikler olduğunu sezmişsem de,
meselenin kapitalizmden kaynaklandığını anlayamamıştım.
...
Diğer film "Seni O kadar Çok Sevdim ki"yi ise iki gün önce
izledim.
Bu defa tedbirli davranıp öncesinde bilgi aldım.
"15 yılını hapiste geçiren, sessiz ve düşünceli Juliette,
özgürlüğüne kavuştuktan sonra yıllardır görmediği kız
kardeşinin yanına yerleşir. Fakat hem hapis yılları hem de
içeri girmesine neden olan trajik olay herkesten gizlenir.
Bu durum Juliette’in gerilmesine neden olsa da, hem ailesinin
desteği hem de kendisine yaklaşmak isteyen bir adam hayata
adapte olmasında yardımcı olur. 2008′in en önemli filmleri
arasında bulunduğunu söyleyebileceğimiz Il y a longtemps
que je t’aime, başroldeki Kristin Scott Thomas’ın oldukça
etkileyici performansı ile unutulmaz bir deneyime dönüşüyor."
(sinemalar.com)

Bu "deneyim" lafı da yerli yersiz her yerde kullanılır oldu ya,neyse..
Onu bir başka yazıda mıncıklarız.
Unutmadan,film ayrıca ödüllü...

Düşündüm;acaba bu filme gidin diye tavsiye edebilir miyim...
Valla bir cevap vermedim.
Bana sorasanız "2008'in en önemli filmlerinden" ifadesi bana
abartılı geldi.
Film kötü mü?
Hayır.
Basbayağı film işte..Gidilir ve izlenir;o kadar!
Kristin Scott Thomas’ın performansına gelince..
"Etkileyici" lafı hindiye profil resminden dolayı "filozof"
yakıştırması yapmak gibi bir şey..
Yahu zaten kadının tipi o.
Oynamasına gerek yok ki!.

Velhasılı (böyle mi yazılıyordu bu?) sanatın bu dalından
da nasiplenememişim.
Üzüldüm.

6 yorum:

Adsız dedi ki...

dün...
http://www.cnbce.com/Filmler/Hakkinda.aspx?FilmId=688

iki yaşam artı bir 'i izledim..

zamanında kaçırmışım 2007...

der ki bir noktada kadın..
sevdiklerimize sevdiğimizi söylememiz gerek..
hayat geçiveriyor..
karşısındaki adam anlamaz..
o da.. der ki..

kız arkadaşlarıma onları sevdiğimi sık sık söylüyorum bunu yadırgamıyorlar ama mesela size sizi sevdiğimi söyleyebilmeyim..
hem ne derler bilirsiniz "vermediğini kaybedersin "..

atalet..

körlük izlemedim hala.. diğeri.. klasik bir dramdı.. bence.. sessizce bedel ödemenin işlendiği bir tür..
ki artık canlı yayında evlilik içi kavgaların yapıldığı.. her bişeyin yapıldığı bu devirde..sessizce hiç bir şey yapılmadığı için.. ilginçti..
nostaljikti hatta..

atalet...

Sevgi Gibi dedi ki...

Hayır ya ne alakası var nasiplenmemekle falan cık cık cık.
bardak dolu mu boş mu mevzuundan hareket edelim. kimisi yarısı boş der, kimisi dolu, ben ise bardak yok derim mesela :)
Ahanda çok güzel bir bakış açısı :)
insanlık bizi 150 yıl sonra anlayacak zaten Gergin bey, o sebeple müsterih olunuz. kendinize yüklenmeyiniz lutfen, terliyken soğuk su içmeyiniz, klimadan da uzak durunuz ayrıca:))

Gergin dedi ki...

Atalet;
"Sevdiklerimize sevdiğimizi
söylememiz gerek..hayat
geçiveriyor.."
Bu laf hep söylenir;kulağa da
pek hoş gelir de..
Uygulaması yoktur.Sadece
başkalarına bilmiş bilmiş akıl vermemize yarar..
Senin de pek uygulayabildiğini sanmıyorum..:))
Belki iki tek atınca çıtlatıyorsundur,kimbilir..

Filmi merak ettim,arıyorum.
Bulur da izlersem yorum yaparım.

Diğer film için dediklerin doğru
ancak benim demek istediğim
öyle aman aman abartılacak bir
tarafının olmamasıydı..

Gergin dedi ki...

Sevgi;
Anlamışsındır,benim yaptığım
üstü örtülü ilgi alaka dilenciliği..:))
Birileri çıksın "yok ya" filan
desin dolayısıyla ilgi alaka
olsun..
Aynen senin yaptığın gibi.
Sağol.
Hatta son cümlelerinde
mutluğum tavan yaptı..:))
Küçük çocuk gibi ilgiyi,korumacı
tavırları görünce..

gül dedi ki...

iki filmide izlemedim ,
ama geçen küçüğümle buzdevri3'ü izlemeye gittik:)
harikaydı bende onu önerebilirim:))Animasyonları çok seviyorum:)
bide yazın bu sıcak günlerinde sinema salonları serin kalmak için en iyi yerlerden biri, klimalar çok güzel çalışıyor..:)

Gergin dedi ki...

Gül;
O filmi izledim.
Hatta daha önce vizyona girenleri
de..
Animasyon filmleri herkes çocuklar
için zanneder;hatta çocuğuyla
birlikte gelip de içeriye girmek
yerine bizi sarmaz hesabı kapıda beklemeyi tercih ederler..
Halbuki çoğunluğunun içeriği yetişkinlere hitabedecek şekilde..
Tabi bir filmden ille de mesaj
çıkartmak şart ise..
...
O iki filme gelince..
Sen benim salladığıma bakma,
ikisi de izlenecek filmlerden..:))