21 Temmuz 2009 Salı

Tatilim geldi



Genel olarak tatil yerlerinde yaşayanlar hakkında yanlış
bir kanı vardır.
Zannederler ki bu adamlar 12 ay tatilde,oh ne ala..
Deniz kum güneş falan festikan ...

Bir bakıma haklılar da..
Şu an oturduğum yerden kalkmam,slip mayomu giyip
deniz kıyısına varmam toplam on dakika..
Üstelik yürüyerek..
Yolda turist hatunları kesme (Yerli turist pek yok da..) ,iş
çıkar mı diye kısa bir durum değerlendirmesi yapma ve de
dondurma alış verişi de süreye dahil.
Bu arada slip mayo giydiğim filan yok.Gıcıklık olsun diye
yazdım.
Bir vakitler bloğun birisinde slip mayo giyen erkeklere hitaben
bir yazı okudum.
Blog sahibesi orada aynen şöyle diyordu:
"Siz bizim vücudumuzu en ufak detayına kadar görmek
isteyebilirsiniz.Ancak biz sizin detaylarınızı görmek istemiyoruz.
O yüzden şort giyin;ama haşema gibi de olmasın."

Neticede bunu yazan bir kadın.
Böylesine bir yakarışa duyarsız kalamazdım.Kalmadım da..
Slip mayomu göz yaşları arasında itina ile çekmeceye kaldırıp
yerine şort giymeye başladım.

Uzatmayalım,sonuçta bulunduğun yerde tatil olmuyor.
Hatta bazen eziyet oluyor.
Bu sabah dışarı çıkmam gerekti,daha on metre yürümeden canım
sıkıldı.
Bir kaç Alman vatandaşı oturmuşlar kafeye,açmışlar biraları
göbeklerini sıvazlaya sıvazlaya sabahın köründe kafa çekiyorlar.
Bense iş peşindeyim.
İş mi şimdi bu?
Gel de canın sıkılmasın..
...
Tatil dediğin kendi çevrenden ve de hergün görmekten usandığın
adamların uzağında olur.
Hatta mümkünse aynaya bile bakmayacaksın ki tanıdık bir suratla
karşılaşmayasın.

Bu düşüncelerle açtım haritayı önüme..
Ki bu en sevdiğim şeydir.
Rakıyı ya da birayı koyarsın masanın üstüne..
Karayolları haritasını da alırsın önüne...
Sonra da şöööle avuç içlerinle ortasından kenarlara doğru
sıvazlaya sıvazlaya güzeeeelcene yayarsın masaya.
Bayılırım bu harekete..
İşte benim tatilim o an başlar.
Başkaları gibi tatilim gitmeyi planladığım yerde başlamaz.

Bulunduğum yerle gideceğim yer arasında cetvelle bir
doğru çizerim öncelikle..
Sonra o çizginin sağında solunda ana yol çıkmadan
gidilebilecek yollara bakarım.
Çünkü ne varsa o tali yollarda vardır.
Hem doğa olarak hem de ilginç değişik şeyler görebilmek
açısından idealdir.
Ayrıca o yollara ve de orada bulunan küçük kasabalara
vefa borcumuz olduğunu düşünürüm.

Hiç dikkat ettiniz mi bilmem;o yollar geniş oto yolların
yanında patika gibi görünür ve insan bir vakitler o yollarda
nasıl seyahat ettiğine hayret eder.
Çünkü daracık eciş bücüş ve pek bi bakımsızdır diğerinin yanında..

Laftan lafa atlıyorum ama belki izleyen vardır;"arabalar" diye
animasyon bir film vardı geçtiğimiz yıllarda..
Tam da söylemeye çalıştığım gibi bir hikayesi vardı.
Yanından oto yol geçtiği için işlevini,cazibesini kaybetmiş
bir kasabada geçiyordu öykü..
Hatta Antalya'da yaşayanların bile belki de unuttuğu canlı bir
örneği var bunun..
Murtiçi..(Antalya-Beyşehir arasında)
Yüksek çam ağaçlarının arasından kıvrılarak gidilen bir yolu
vardı..Ve en sevdiğim yerlerden biriysiydi orası....

Ana yolu kullanmamanın bir güzeliği de trafiğin olmayışı..
Hatta bazen öyle olur ki sana özel bir yolda gidiyormuş
hissine bile kapılabilirsin.

Ben gücünü kullandığı arabanın motorundan alan tiplerden
değilim.Arabanın hızına bakıp da birinin "lan bu herifte ya
sertleşme sorunu var ya da performansı düşük" deme olasılığı
beni bağlamaz;çünkü ne mal olduğumu bilirim.
Ayrıca birine bir şey ispat etmek zorunda da değilim.

Diyeceğim ortalama otuz km hızla o ıssız yollarda kucağımda
bira,ufak ufak yudumlayarak seyahat etmenin tadına doyamam.
Yahu hem acelem mi var.
Ya da varacağım yerde bekleyenim...
İstersem yarı yolda yönümü başka tarafa çeviririm.
Hiç sıkıntıya gelemem valla..

Gerilmeye mi başladım ne?
Fazla gerilmeden diyeceğim şu:
-Kıçımı kaldırmaya karar verdim.
...
"Peki ne zaman gideceksin" diyen olabilir.
Olmasa da böyle sormak zorundayım,yoksa lafın sonunu
bağlayamam.
Buna şöyle cevap versem daha iyi..

Aşağı yukarı herkes çocukken buna benzer şeyler yapmıştır.
Mesela herkese birer dondurma verilir..
Herkes dondurmaya yumulurken içlerinden birisi işi ağırdan
alır,sadece eriyen kısımlarını yalamakla idare eder.
Herkesin dondurması bitince de milletin gözünün içine
soka soka kendisi yemeye başlar;diğerlerini imrendirir.

İşte ben de millet dondurmasını bitirsin diye bekliyorum.
Az kaldı.
(Dönmesini beklediğim,diş bilediğim iki kişi var da..)

Tatilden daha yeni gelsen bile yan komşunu tatile giderken
gördün mü için sızlar;fena koyar adama..
Çünkü tatile de,gezmeye tozmaya da doyulmaz.

"Yaşasın kötülük!" desem mi ki?


Hanimiş dip not:
Niye o fotoğraf?
Bir defa Adrasan'ı severim.
İkincisi tatil,gezi dendin mi tabelalar çok heyecanlandırır
beni
de ondan...

14 yorum:

Çağlar dedi ki...

Murtiçi dedin, beni bitirdin abi.
Anamla babam zamanında Akseki'de çalışrlarmış (aynı zamanda baba memleketi). Antalya-Akseki 5 saat sürerdi diyorlar. Eski yol yani, Murtiçi'nden geçermiş. Ben de bi geçtim oralardan, çok güzel yer. Hani iki araba karşı karşıya geldiklerinde birinin çekilip yol vermesi efsanelerinin gerçek olduğu, otobüsün düşüne düşüne döndüğü virajların olduğu güzergahlar, güzel be.

Ha ayrıca benim de tatilim geldi mi, geldi vallahi. Son hafta hiç beklenmeyen problemlerle burnumdan gelmekte mi, gelmekte. Hele ben bi de planlı tatile yetiştirmeye çalışıyorum ki, çok bunalıyorum.
Bakalım becerebilip de cumartesi Antalya'ya inebileceğiz mi.

Sevgi Gibi dedi ki...

Beyşehire giderken ---> aslen oralıyım çünki ben, hiç oradan geçtik mi acaba diye merak ettim şimdi. Niye hatırlayamadıysam, küçüktüm o yüzdendir herhalde. Ya da nefret ederdim ben yolculuklardan, hala da ediyorum gerçi, o sebeple de olabilir. Almanya-Türkiye arası yıllarca, hem de 3 gün süren yolculuklar yapınca haliyle sevemiyor insan yolculukları.
Benim tatil anlayışım da farklı hem. Takıcaksın sırtına çantanı, memleket memleket dolaşacaksın. Uygulanması pek mümkün görünmüyor bu zira Müjde Ar'ın "Arabesk" filmindeki akibetine uğrama ihtimalim yüzde yüze yakın gibi görünüyor bana:))
Olsun, ben gene de hayal ediyorum bunu :)

cüzzamlı melek dedi ki...

İşte ben de millet dondurmasını bitirsin diye bekliyorum.
Az kaldı.
(Dönmesini beklediğim,diş bilediğim iki kişi var da..)

en güzeli sayın gergin...
çok güzel bi tatil olur da, yıllarca konuşursun inşallah.

Ada dedi ki...

Öncelikle merhaba hocam :)
"Tatil dediğin kendi çevrenden ve de hergün görmekten usandığın
adamların uzağında olur.
Hatta mümkünse aynaya bile bakmayacaksın ki tanıdık bir suratla
karşılaşmayasın."
Olay budur işte.. Ve yan yollara sapma, değişik, bilinmedik yerler keşfetmek çok güzel...Şartlarım uygun olduğunda araba ile Türkiye turu yapmak istiyorum ben de..

Bu yazıda sana sataşacak bişi bulamadım, Slip mayoyu da kaldırmışsın zaten :) tatile gitmediğime göre dönmesini beklediklerinden de değilimdir...eh başka yazıya artık :p ( aslında önceki yazılarda var da, üşendim..)

Şarküteri dedi ki...

Slip mayo ne ilginç şey hakkaten. O zamanlar niye şortla girme adeti yokmuş ki? Sanki hepimiz olimpiyat yüzücüsüyüz de hızımızı kesmesinden korkuyoruz... Bilemiyorum ama ucundan ben de yetiştim o tarihe. Azcık ucundan :) Yukarıdan akan soğuk duş suyunu mayoya doldurma hareketi vardı. Bir önden bir arkadan yapılırdı :) Kayboldu şimdi bu adetler, şimdiki çocuklar hep bilgisayar başında...

alpernatif dedi ki...

Slip mayo küçükken iyi de,
büyüdükçe vicudun her tarafı büyürken,slip mayo ve içerdiği malzeme aynı kalınca, insan ister istemez şort mayoya geçmek zorunda kalıyor
Hiç olmazsa "kardeşim, hediye büyüdükçe paketi de büyütmek zorunda kalıyoruz" felan diyerek olayı savuşturuyoruz

Ha, Şarküteri ve ben bu yazının içinde neden tek cümleye takıldık o da ayrı bir araştırma konusu sayılabilir

Gergin dedi ki...

Çağlar;
Dediğin gibi efsane değil gerçek.
Epeydir oraya yolum düşmedi ancak
eskisinden biraz daha iyi olduğunu
biliyorum.

O yola hafif yağmurlu ve de sisli
bir zamanda denk gelebilirsen..
Tadından yenmiyor.
O halinin video görüntüleri var
bende ancak kasetli video ile
çekildiğinden PC'ye aktarması ölüm.
Daha doğrusu şu aralar onu yapacak
organ üzerimde yok..:))

Sen Alaçatı'da tatil yapmamış mıydın?
Yanlış mı biliyoruz?

Gergin dedi ki...

Sevgi;
O dediğin tarzı "tester" ya da
"demo" denecek şeklini denedim.
Filmlerde gördüğün gibi filan
olmuyor o iş.

İlk tecavüz noktasına bile
ulaşmadan vazgeçip dönebilirsin.
Yani Müjde Ar'ın başına gelenlerin
senin başına da gelme ihtimali
zayıf...:))

Aslında elime tam sündürebileceğim
malzeme vermişsin ama..
Neyse..:))

Gergin dedi ki...

Cüzzamlı melek;
Aslında gezi lafını erken ettim.
Arkasından bir maraza çıkmasa bari..

Yani yıllarca konulacak bir şey
olmasa da olur.
İyi kötü konuşulacak kadar olsa
ona da razıyım.
Yeter ki bir terslik olmasın.

İyi dilekler için teşekkürler.
:))

Gergin dedi ki...

Ada;
Gözlerimiz yollarda kalmıştı.
Geldiğine sevindik,bu sevinçle
de sokacağın lafları büyük
ihtimalle görmezden gelirdik..
Fırsatı kaçırmasan iyiydi..:))

Türkiye turu niyet ettikten
sonra zor bir şey değil.Büyük
paralara da ihtiyaç yok.

Yalnız şu yan yolar filan meselesi..
Kadın kısmı böyle şeyleri pek
sevmez,bir an önce kendini gideceği
yere atmak ister ama..
Hoşuma gitti ne yalan
söyliim..:))

Blogdaki sorunu okudum.
Cevabı gelecek..:))

Gergin dedi ki...

Y.E.C;
Bakıyorum konuyu titizlikle incelemişsin.
O ön arka hareketinden sonra
bir de tombala çekme hareketi
vardır.Sana denk gelmemiş galiba..
Amcamlar hijyene önem
verdiklerinden kum filan kalmasın diye pek titizlenirler..

Bugün denizde adamın biri üstünde
şort olduğu halde aynı hareketi
yaptı.
Altına beyaz slip donunu da çekmiş.Sakız gibi şööyle bir de
sündürdü.
Amacı neyse artık:))

Gergin dedi ki...

Alper;
İçerdiği malzeme aynı kalsa iyi,
aynı kalmayıp boy attığı için ya sorun..:))

"O aynı kalınca mecburen saklamak
şart oluyor" demeye çalışıyorsan
bir şey diyemem.

Bu konuya sadece siz takılsanız neyse de durup dururken eryol'un
da kafasına takmışssınız.
Oturup bu konuyu yazmak zorunda
kalmış.
Hak vermedim de değil.
Şu konuyu bir daha ele almakta
fayda var sanırım...:))

Adsız dedi ki...

çantası kapının arkasında duranlardandım ben..
hadi dediler mi nereye diye bile sormazdım..

çocuks olana kadar..

mama kaseleri sebze çorbaları ılık süt ve hele de ırmağın homurdanma ve arabadan nefret etme çığlıkları olunca.. yol kavramı bitti benim için..
yol sadece iki nokta arasındaki alınması gereken en kısa mesafe ve süreye dönüştü..

geçen yıl yol yaptım onca zamandan sonra..
yol iki yanda aktı gitti..
gene de bir bela vardı elbet.. ille de yetişmesi gereken bir düğün olan yol arkadaşı nedeniyle yakalanması gereken bir gemi..

yoksa..
ooooo

her sarı tabelaya girmeden..
her koya uğramadan..
her satıcıdan incir üzüm almadan..
her çeşmede yıkanacak içilecek bir su kullanma amacı olmadan geçer miydim..

neyse az kaldı..
bir ben bir sağ koltukta kahvem ve haritam..
yerde rak sidilerim..
gideceğiz bir ara bir yola..

hasretle bekliyorum.. zamanını..

atalet..

Gergin dedi ki...

Atalet;
Hadi dediğimde "dur bi tuvalete
gidiim" bile demeden fırlayacak birine denk gelemediğimden söylediklerin ilginç geldi.

O çeşmeler..
Önündeki yalağın içine oturup
tependen su akarken bira içmesi
çok zevkli olur.
Karizmayı çizdirecek bir yerlere
yakın olmamak şartıyla tabi..
Ayrıca sarı tabelalar,koylar
vs onlar zaten işin sosu..
Olmazsa olmazı.

Bir de şey dicektim..
O rock CD'leriyle haritanın o
koltukta durmaları şart mı?
Hani arka koltukta filan
dursalar olmuyo mu?
:))