23 Şubat 2009 Pazartesi

Sapık Kedi

Bu ara pek yazasım yok.
Bir önceki yazı zaten hazırdı;ruh halime uymadığından koymamıştım..
Yoksa ölü evinde göbek atar gibi olacaktı..
Şimdi de uyduğu yok da...
Herkesten çok kendi sayfamı ziyaret ettiğimden,kasap dükkanını
andıran 14 Şubat yazısını görmekten iyice sıkılmıştım.
O yüzden koydum.

Neyse..
Yazacak bir şey olmayınca Ada'nın sayfasında keyifle yatan kediler
aklıma geldi.
Benim de fizik kanunlarına ve kedi anatomisine aykırı yatış şekilleri
olan bir kedim var.
Şimdi o pozlarını bulamadım ama belki sonra eklerim.
Aşağıdaki video da,onun kapıyı nasıl açtığını görüntülüyor.
Neden sapık dediğime gelince..
Başka kedi bilmez..
Fareden köpekten anlamaz...
Mart ayı onun için bir şey ifade etmez.
Çünkü Mart ayındaki halleri,Kasım ayında da olabilir Ağustos'ta da..
İşte o aralar erkek olarak bir tek beni bildiğinden peşime düşer.
Kızacağımı bildiğinden,uzakta bir yere uzanır, japon gibi kıstığı
gözleriyle beni keser, garip garip sesler çıkarır...
Çıkardığı seslerden hakkımda hiç de hayırlı şeyler söylemediğine adım
gibi eminim.
Tahminim şöyle:

"Topsun oğlum sen bi kere..Top..Sende bi numara yok!"
Ne diyeyim..
Allah kedinin bile hayırlısını versin..:))



22 Şubat 2009 Pazar

Daniel Defoe fantezisi : Robinson Crusoe-2



Neyse...
Nerde kalmıştık?
Ha!
En son ayaklarımı denize sallandırmış parmaklarımla
suyu çimdikliyordum..
Devam..
...
Bana göre bir kitabı önsözünden başlayıp son sayfasına
kadar okuyup bitirmek kitap okumak değildir.
Çünkü yazılanı anlamaya yetmez.
Bu yüzden de yazarın hayatı başta olmak üzere yaşadığı
ülkenin ve de o günün dünyasının nasıl bir şey olduğunu,
tüm bunlardan nasıl etkilendiğini merak ederim.
Meseleye bu açıdan baktığımızda bir türlü çözemediğim
kitap işte bu Robinson Crusoe..

Kendi yaşadıklarını yazmış desem,değil.
Çünkü başka birisinin dört yıllık ıssız ada macerasını 44 yıl
gibi anlatmış.
Para için desem o da değil.
Çünkü rantabl değil.
(Bu arada şu "rantabl" kelimesi pek güzel durdu yazıda..
Anlamını pek çıkaramadım ama bilimsel bir hava verdi sanki..)
Nedenine gelince..
Kitabın yazıldığı 1719 yılından tam 53 sene sonra ülkemizde ilk
maatbayı kuran İbrahim Müteferrika,haliyle daha gelişmiş
teknolojiyle ömrü boyunca sadece 18 farklı eser basabilmiş.
Varın siz hesaplayın o dönemdeki matbaaların ilkelliğini..
O nedenle basım maliyetleri yüksek.
Baskı sayısı düşük.
Defoe'nin doğduğu yıllarda Londra'nın nüfusu 600 bin.
Dünya nüfusu bir milyara bile gelmemiş.
Ortada doğru dürüst para yok.
Daha "bir plastik leğene dört tahta mandal takası" devri bile
başlamamış.
Zaten para varsa da halkta değil iktidarda..
O zaman kaç kişi kitabı alacak da okuyacak?
Ayrıca vatandaşın kitabı alması için sebep de yok.
Çünkü..
Kitapta entrika yok.
Ağa yok..
Jeep yok.
Aşk yok.
Seks yok..(var da kitapta değil kafada..)
Eee...

Kitap macera kitabı..
O dönem de zaten vatandaşın hayatı macera..
Naapsın macera kitabını?

Acaba bilgisi tecrübesi doldu taştı da bünyesi bunları
zaptedemeyince en iyisi yazıp ferahlamak mı dedi?.
Daha evvelde yazdım;"bişey yazasım geldi" ile
"sıkıştım çişim geldi" arasında bir fark yoktur.
Yersin içersin sulu gıdaları olur sana çiş..
Biriktikçe çıkarma ihtiyacı duyarsın,başlarsın
tuvalet aramaya..
Bulursan bir defa da yaparsın işte o kitap..
Tuvalet ararken dayanamayıp ara ara kaçırırsan
ya da evhamlı biri gibi daha ortada doğru dürüst birikmiş
bir şey yokken "noolur noolmaz" diye koşturup yaptıkların da
köşe ya da blog yazısı..

Buna göre adamın hayatına baktığımızda ıssız ada
ile alakalı bir sıkışma durumu yok.
Hayatı hareketli macera dolu ama bir tek bu konu
zayıf.
Hani kalabalıktan sıkıldı da şööyle kafamı dinleyeyim diye
hayal kurdu desem,bugünün kalabalık ve de stresli dünyasında
yaşayan birisi için ıssız ada iyi bir fikir olabilir.
Ancak o dönemler dünya zaten ıssız.
Halk tabiriyle "Allahın bol kulun az" olduğu
bir dünya...

İşte tam ben bunları düşünürken aklıma bir şeyler
üşüşmeye başladı...
Açtım hayatını tekrar okudum..
Tüccarlıktan casusuluğa varana kadar alakasız işler yapmış,
hapis yatmış..
Başka..
Her ne kadar roman kahramanının üzerine atsa da bir
Türk gemisine esir düşüp,Şükrü adında tayfayla iyi dost
olmuş.
"Haa.." dedim kendi kendime....
"Mesele ufak ufak aydınlanıyor"
Tam burada konunun daha iyi anlaşılabilmesi için bir
Namık Kemal fıkrası anlatmam lazım.
Her zaman olduğu gibi bir İngiliz bir Fransız..
Ve Namık Kemal..
Herkes kendi ülkesinin öğünülecek matah şeylerini anlatıyorlar..
Sıra Namık Kemal'e gelince "yahu anlattıklarınız da bir
şey mi?Bizim orada adam yapıyorlar.." diyor..
Tabii kimse inanmıyor..
"Gelin o zaman" diyor,götürüyor bunları hamamın birine..
Hamamın köşesinde iki erkek,biri diğerinin doğal gaz borusuna
müdahale eder vaziyette..
"Bakın diyor" Namık Kemal.."Adamı yapmış,deliğini açıyor"
...
Şükrü meselesini açıkladığımızı varsayarak geliyoruz hapishanelere..
O zamanlar hapishanelerin durumu da hamamlardan farklı değil.
Fimlerde görüyoruz.
"Kız giren dul çıkıyor"
Tüm bunlara bunlara bir de zenci ilave edilince..

Benim teorim şu:
Daniel (iyice yüz göz olduğumuza göre sanırım ilk adıyla
hitabedebilirim) "oturma organımızı çok fonsiyonlu ve
verimli kullanma,ondan farklı tadlar çıkarma" teknikleri
konusundaki ilk eğitimini Şükrü'den alır.
Hapishanelerde de bu bilgileri pekiştirci çalışmalar yapar..
Bir anlamda ihtisas yapar.
Afrika'dan köle temin etmeye başladığında da aparatı uzun
metrajlı zencileri keşfeder.
"Fazla bilgi 'göz' çıkarmaz bir de bu konuya 'eğilelim" der.
O dönem de efendi-köle arasındaki seviyeli ilişkiler pek
hoş karşılanmayacağından kendine böyle bir yol seçer..
(Bazen belgesellerde denk geliyor da..Haliyle "ekranlarda
görmek istemediğimiz görüntüler" kapsamına girdiğinden
buzlama yapıyorlar.Aynen sigaraya yaptıkları gibi.
Gerçi bu sigara boyutunu aşmış,puro kategorisine giriyor ama..
Diyeceğim buzlama yaparken buz yetişmiyor..)

Şimdi denecek ki..
"Yahu amma da sallamışsın"..
Peki.
Siz Daniel Defoe'nin ölüm nedenini biliyor musunuz?
Cevap veriyorum:

-Beyin yorgunluğundan (a lethargy)

Sen bilmem nerde ıssız ada icat edeceksin,ta Afrika'lardan
zenci siparişi vereceksin,üstelik tesadüf bu ya bir de onu
tam senin adanın önünde gemiden denize düşüreceksin.
Üşenmeden Cuma diye de bir isim uydurup seviyeli bir
ilişki yaşayacaksın.


Yani bu kadar antin kuntin fanteziye beyin mi dayanır?.

İki şeye cevap bulamadım..
Birisi "neden Corc,simit değil de Cuma" sorusu,diğeri de
Cuma'nın adaya geç gelmesi..
Kimbilir..
Belki de dayanılmaz bir arzuyla beklemek de ayrı bir zevk
veriyordur...
Ne bilelim.

Bunu okuyan şunu da okudu.

14 Şubat 2009 Cumartesi

Sevgililer günü..


Neredeyse mokumuzu bile kalp şeklinde mıçmaya
özen göstediğimiz bir günün daha idraki içindeyiz.
Mutluyuz..
Seviyoruz seviliyoruz.
Falan filan ...
...
Bu bloğu takibedenler bilir;böylesine itelemeyle
oluşturulmuş günlerden nefret ederim.
Hani,bayramda seyranda çocukları "hadi bakalım
teyzenin elini öp;amcanın daaa..Aferiiin" şeklinde
teşvik ederler ya...
Bu sevgililer günü de sanki böyle bir şey...
"Hadi şurdan bi hediye kap doğruca sevgilinin yanına..
Yallah!.."
İyi de kardeşim;sana ne?
Napıcamızı senden mi öğrencez..İbibik!
...
Zaten oldum olası şu "sevgili" lafından da rahatsız
olurum.
Tedirgin eder beni...
Çünkü gelip geçici yapay bir ilişkiyi vurgular sanki..
Sahte,gösterişçi,samimiyetsiz,şımarıklık kokar.
İşte bu yüzden 14 Şubat,iki kişinin kendilerine değil
çevresindekilere gösteri yaptıkları gün gibidir.

Uzun lafın kısası ben ısınamadım işte..
Şahsen ben,"sevgilim" diyeceğime "sahiplik" ekiyle adını
söylemeyi tecih ederim.
"İm" ekinin verdiği sıcaklık,duygu yoğunluğu bana göre başka
hiç bir kelimede yok.
Ayşem,Fatmam,Zeynebim,Naciyem ,Kurabiyem...
(Tabii 'kurabiyem' diye bişey yok da,nedense canım kurabiye
çekti de ondan yazdım..)
...
Neyse canım...
Fazla laf edip milletin keyfini kaçırmayalım.
İsteyen istediğini yapsın.
Bana dert mi?
İsteyen gitsin sevgilinin sümüklü burnuna kalpli mendil alsın
bana ne..

Kalp meraklıları içinde yukarıya kalbin hasını koydum.
Kalbin gerçek fotoğrafı..
Artık ok mu atarsınız yoksa kömürde cızbız mı,ona karışmam.

Ben "im"li cümle kurmaya gidiyorum..
Belki de hediye olarak kendimi verir,sevindiririm...
Benden daha güzel hediye olacak değil ya...

9 Şubat 2009 Pazartesi

50'sinden sonra fotoğraf çektirme teknikleri..





Arka planı..
Arka plan seçimi belki de bu işin en önemli yanı...
Öyle bir arka plan seç ki alengirli olsun.
Yani fotoğrafa bakanın ilk dikkatini orası çeksin.
Çeksin ki gözü bakışları hemen senin üzerinde yoğunlaşmasın.
Alıştıra alıştıra yani..(Bu fotoğraf örnek değil.Benim başka
şansım yoktu)

Vücut düz olmasın;kol bacak dağınık olsun.
Bakan,bir tarafa bakarken diğer tarafı gözden kaçırsın..
Konsantrasyonu bozulsun.
Yani baştan aşağı süzecek bir durum olmasın..
Kafana bakarken bacağını,bacağına bakarken kolunu gözden
kaçırsın.

Gelelim en önemli noktaya..
Göz kenarındaki kırışıklıklar...
Saç düzeltirmiş ayaklarına,saçları yandan kavrayıp arkaya
doğru asıl ki yüz davul derisi gibi gerilsin.
Bu hareketin bir diğer faydası da omuzlara..
Kolun dirsekten yukarısı omuz hizasına yakın olacağından
omuzda genişlik yaratır,omuzları olduğundan daha geniş gösterir..
Ve de göbek..
En son olarak nefesini tutup göbeğini içeri çek.
Eğer göbek içeri çekilemeyecek kadar büyükse bir duvar
arkasına geç,yağmur yağınca "camdan bakan arap kızı" pozu ver.

Son olarak..
Benim gibi gafil avlanıp da sırıtma..

Bu fotoğraf tam olarak tavsiyeleri karşılamıyor.
Çünkü tam nasıl çekilmesi gerektiğini tarif ederken habersiz
çekildiğinden arızalı yanları var..
Mesela o ara kafamdan muzurluklar geçirdiğimden sırıtıyordum.
Mokunda boncuk bulmuş gibi bir görüntü olmuş.
Hiç hoş değil..
Gitti canım karizma!..




1 Şubat 2009 Pazar

Daniel Defoe fantezisi : Robinson Crusoe


Yazılarıma baktım da..
Uzun zamandır kültür-edebiyat dalında yazmamışım.
Açığı kapatmanın zamanı gelmiş..Hatta geçmiş.
Yani ,yine bir "gergin prodakşın" kültür hizmetiyle karşı
karşıyayız.
(İşkence diye buna derim işte)
...

Robinson Crusoe'yi bilmeyen yoktur sanırım.
Hani şu meşhur "ıssız adaya düşsen yanına alacağın
üç şey" sorusuna cevap vermeye fırsat bile bulamadan
kendini ıssız adada bulan zat-ı muhterem.

Bu arada merak eden olur diye aynı soruyu kendime
sordum.
Cevaplar aşağıdadır..

Ben olsam kitaplarımı alırdım.

Sonra biraz çekirdek.

Kabak çekirdeği veya ayçiçeği (çiğdem)..
Bir de boş rakı şişesi..

Herhalde niyetim anlaşılmıştır.
"Çekirdek çitleyerek kitap okumak..."
Peki birader boş rakı şişesi de neyin nesi derseniz,o da
ıssız ada düşkününün mesıncırı..
Şişe 35'lik olursa eski sürüm,70'lik olursa plus..
Çoklu msn gibi bişey işte..
İçine birden fazla kağıt tıkıştırabiliyorsun yani..

Bu arada merak ettim;yanıma alacağım malzemelere
inanan oldu mu?

Uzatmayalım,bu Robinson Crusoe,benim "okumaya
doyamadığım kitaplar" kategorisine girer.
Başucu kitabımdır.
Özellikle yaz ve kış aylarında mutlaka okurum.
Kışın kuyruğum titrediğinde kendimi o adada gibi
hissederim.
Adaların ılıman bir iklime sahip olduğunu bilirim de
niyeyse burası bana sanki biraz daha sıcakmış gibi gelir.
O sıcaklığı hayal edince iliklerim ısınır,mutlu olurum.

Yazın sıcaklar beynimizi haşlamaya başladığında ise
kendimi tatlı tatlı esen ağaçların altında otururken
hayal ederim.
Denizin kenarında..
Yanımda bir kasa bira,sallandırmışım ayakları suya
parmaklarımı yüzdürüyorum...

Bundan âlâ keyif mi olur...

Devam edecek.....

Not:
Arkadaşlar, yazının bundan sonraki kısmı bilimsel
olacağından pazar günü ağır gelmesin diye yarına
bıraktım.
Hem bazı şeyleri daha araştırmam gerekiyor..
Mesela Daniel Defoe'nin bu kitabı yazdığı yıllarda
"plastik leğen/tahta mandal paritesi kaçtı" gibi
finansal sorulara yanıt arayacağımızdan ara vermekte fayda
var..
...
Atalet!
Valla kızma..
Söz!En kısa zamanda..:))

PazarLIK

Aşağıdaki mail değerli arkadaşım nacisiznaciye' den..
Sabah sabah bana pek komik geldi de..

.....

Soru, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesinin İşletme
Matematiği kitabından gerçek bir alıntıdır.
Hiç dokunulmadan ve yorumsuz şekliyle verilmiştir:


Kitap Adı: İşletme Matematiği
Yazar: (Yazıp da başımıza iş almayalım-gergin)

Sayfa: 173 Soru :
Amerika'ya lisansüstü çalışmalar yapmak üzere giden
Mehmet, iki kız arkadaş edinmiştir. Bunlar Mary ve Nancy'dir.
Mehmet'e göre;

a-) Mary olgun bir kızdır ve klasiklerden zevk almaktadır.
Böyle bir yerde onunla 3 saat birlikte olmak 12 dolara mal
olmaktadır.
Diğer taraftan Nancy daha çok popüler eğlenceleri yeğlemektedir.
Onunla böyle bir yerde 3 saat birlikte olmanın maliyeti de 8 dolardır.


b-) Mehmet'in bütçesi gönül işlerine ancak ayda 48 dolar
ayırmasına olanak vermektedir.
Ayrıca, derslerinin ve çalışma koşullarının ağır oluşundan
dolayı, kız arkadaslarına en fazla ayda 18 saatlik süre ve
40.000 kalorilik enerji ayırabilmektedir.


c-) Mary ile her buluşmasında 5.000 kalori enerji harcayan Mehmet,
Nancy için bunun iki katını harcamaktadır.
Eğer Mehmet'in Mary ile buluşmaktan beklediği mutluluğu 6 birim ve
Nancy ile buluşmaktan beklediği mutluluğun da 5 birim olduğunu
biliyorsak, mutluluğunu maksimize etmek isteyen Mehmet'in sosyal
yaşamını nasıl planlaması gerekecektir?


Grafik ve cebirsel yoldan bulunuz.


BIR ÖGRENCININ CEVABI:

Sayın Hocam,
Bu Mehmet şerefsizi buradan Amerika'ya lisans üstü çalışma
yapmaya gitti de herifin s...nin derdi bize mi düştü?
Biz burada tahsili bırakıp karıya, kıza dalsak bizi de böyle
ballandıra ballandıra kitaplara yazar mısın?
Neyse geçelim sorduğunuz sorunun cevabına;

a-) Bi kere bu Mehmet inbesinde iki hatuna ayrı ayrı zaman harcayacak
g.. de, para da yok, sıkarrrr. Ayrıca dünya piyasalarında saati 100
dolardan açılıp minimum 50 dolara kadar düşen tarifeler göz önüne
alındığında, 3 saati 12 dolarlık ya da 3 saati 8 dolarlık karılardan hayır
gelmez.
Muhtemelen Mary 68, Nancy 79 yaşındadır ve ikisinin de bu güne kadar
yattıklarının haddi hesabı yoktur.
Bu durumda Mehmet'in hem vakit darlığı, hem kadınların hali, hem de
para yokluğu sebepleriyle bu iki o..spuyla grup sexi yapması gerekir.
b) Mehmet'in bütçesi (bu gönül işi tabirini ben anlamadım)sevişmek için
ayda 48 dolara yetiyorsa zaten bu o.....çocugunun masturbasyon
yapması daha uygun olur.
Böylelikle iki ay para biriktirip bu çuvalların yerine doğru dürüst bir
karıya zıplar ve ayırdığı 40.000 kaloriyi hakkıyla harcar.


Ama siz bu cevabı kabul etmeyeceğiniz için şöyle cevap verelim;
Mehmet'in bütçesi 48 dolara yettiği için ancak grup sex yapılacağından
pazarlıkla miktar iskontosu alınır ve bütçe rahatlatılır.
Böylelikle ayda ayırdığı saati 3 saate bölersek 6 kez yapmış olur ve her
sevişmede 40.000/6= 6700 (yaklaşık) kalori harcar.
Bu hayvan bir seferde kesintisiz 3 saat zıplayabiliyorsa zaten Amerika'da
kalması ve buralara dönmemesi hepimiz için hayırlı olur.
c-) Mehmet Mary ile her buluşmasında 5.000 kalori harcıyorsa yukarıdaki
hesaba göre Nancy'ye sadece 6.700 - 5.000 = 1.700 kalori kalır ki bu da
Nancy gibi falafoş bir motoru sadece gıdıklar. Bu durumda birinden 6,
diğerinden 5 birim zevk alan Mehmet'in mutluluğunu maksimize etmesi
için kendisini de birilerine d..dürmesi gerekir.
Sonuç olarak bu işe alışan Mehmet'in bundan sonraki sosyal yaşantısını
kaşarlı bir inbe olarak planlaması gerekir.
Bu sayede ayda 48 dolar tasarruf sağladığı gibi üste para da kazanarak
bütçeyi de düzeltir.


Saygılarımı arz ederim