25 Nisan 2009 Cumartesi

Alanis Morissette




7 Nisan 2009 Salı

Post İt'im (Remix)




-Her ne sebeple olursa olsun Yaşar Nuri adı ağıza
alınmayacak..
-Görüldüğü her yerde fino görmüş kedi
taklidi yapılacak..
-Bundan kelli kadınlarla alakalı tek satır yazılmayacak.
-İlle blog güncellemek gerekirse Yiğit Özgür karikatürleri
komik resim,komik video türü şeyler tercih edilecek..

-Bilimum hoca esnafının (blog sahibi dahil) "gelin çivisi" *
koparılıp
hatıra mahiyetinde saklaması için ellerine
tutuşturulacak,yerine de kör tıpa takılacak.
(Eşek değiller ya..Ne yapacaklarını bilirler zahir..)

*İsteyen "gelin çivisi" yerine "hanım iğnesi" de diyebilir.


ZORUNLU AÇIKLAMA (8,4,2009)

Ada'nın yorumu üzerine "bamya"yı "gelin çivisi" olarak
düzelttim..
Ancak bu değişim bana göre çok hayırlı oldu.
Sebebi şu:Erkek kısmının bu güzide aparatı sürekli
"bamya"ya benzetile benzetile bir müddet sonra bilen
bilmeyen herkesin kafasında bu imajla yer edecekti.
Sonra aslı görülünce de hayal kırıklığı yaratacaktı.
"Bu ne?Adam mı kandırıyorsun?" durumuyla karşılacaktık.
Zor bir durumdu.
Bu saatten sonra da elimizde örnek bir bamyayla
kapı kapı estetikçi arayacak değildik.

Yahu kadın kısmı bu bamya,patlıcan vs. benzetmeleri
yüzünden dengeli beslenemez oldu.
Beslenmenin zerzevat kısmı noksan kaldı.
Dengeli beslenemeyen kadından da dengeli bir vücut ve
kafa bekleyemezdik..Yine bize zarar yazardı.

Bir ara "salatalık mı desem acaba" diye düşünmüştüm ama..
Baktım o iş de sakat.
Çünkü bu defa da kimse kabuğunu soyup yüzüne yapıştırmak
istemeyecekti.
Dolayısıyla cilt bakımsız kalacaktı...
Bakımsız ciltten başlayıp "çıtır"a kadar uzanan bitti gibi bir
sürü denklemi arka arkaya kurabilirdim ama uzatmaya
gerek yok.
Anlayan anladı.

6 Nisan 2009 Pazartesi

I can no more say have my heart....


-I can no more say have my heart the recent facts
shows
that you are my heart.
(Artık kalbim sana ait diyemem, yeni gerçek gösteriyor
ki sen benim kalbimsin.)
- Traş olurken öpüp dudaklarımı köpük yapmayı özledim.
(Ahmet Hakan bu lafı "gelmiş geçmiş en yaratıcı aşk mesajı"
seçmiş.Bu yazıyı yazmak da o lafı gördükten sonra aklıma
geldi)


Allah insana ölmeden dünya gözüyle böyle mesajlar almayı
nasibetsin.
Valla imrendim.
Yalnız bu mesajları buraya dalga geçmek için koymadım;
gerçekten imrendim de ondan koydum.
Bu mesajlar bilindiği üzere Ş.Müftüoğlu'nun Yaşar Nuri
Öztük'e yazdığı iddia edilen mesajlar.
Yaşar N.Öztürk'ü severim.
Bilgilisi görgüsü tarşılmaz ama biraz paldır küldür bir
adamdır.
Onu da içi dışı bir olmasına,samimiyetine bağlarım.
Olduğu gibi görünen,başkaları gibi içinden söverken bunu
dışarıya hissetirmeyip iki yüzlülük yapanlardan olmadığı
için ayrıca severim.
Ayşe Özgün'le eskiden yaptığı programları izleyen var mıdır
bilmiyorum ama,orada kadınların artık sorulmaktan cıcığı
çıkmış soruları tekrar tekrar sormasına tahammül edemez,
soru soranı azarlardı.

Neyse; konumuz bu değil.
Benim bu işte ilgimi çeken sevgilisi ile karısının muhabbetini
edip birlikte gülüp eğlenmeleri oldu.
Hoca gibi epey sağlam birininin böyle bir şey yapacağına pek
ihtimal vermesem de,erkekler arasında bu gayet yaygın
bir durum.
Anlamadığım,yeni birisi ile mutluluğu yakalamışsın madem,
öncekinin mevzusunu niye edersin?..
Konuşacak başka konu mu yok?..
Ben buradaki psikolojiyi anlayamıyorum.
Yani önceki kötülenerek şimdikine sen daha değerlisin
mesajı mı veriliyor?
Galiba bu birini yüceltmek için diğerini aşağı bastırmak huyu
bizim toplumumuza has bir şey.
Hala öğrenemediler ki,birini yerin dibine sokunca diğeri
yükselmiyor;sadece daha yukarda efekti veriyor.
...
Aslında kadınlar da bi garip!
Bu durum onların da hoşlarına gidiyor.
Tercih edilen kendileri olduğundan hiç itiraz etmiyorlar.
Ancak demiyorlar ki,"ya bu adamla aramız bozulsa,bu defa
başka bir kadınla aynı şeyi benim arkamdan da yapabilir;
bu herifte kişilik zafiyeti var"..
Delikanlığının raconunu en iyi Alişan bilir gerçi de,bana göre
bu işin adabı en başta çeneni kapatmaktır.
Bugün herşey bitmiş olabilir,zerre duygu kırıntısı bile
kalmamış olabilir.
Ancak bu onun sağda solda dedikodu ve de eğlence malzemesi
yapılmasını gerektirmez.
Efendice işine gücüne bakarsın gidersin.
...
Bu meseleyi ilk duyduğumda en çok merak ettiğim
hocanın nasıl bir tavır göstereceği ve bir mazereti varsa
bunun nasıl bir şey olacağıydı.
Doğrusu eğer ortada böyle bir şey varsa erkekçe bunu
inkar etmeden,kızın arkasında dururarak milleti susturacağını
düşünüyordum.
Ama daha şu ana kadar düşündüğüm gibi bir gelişme olmadı.
Geçen süreçte de kız arada kaldı,ezildi.
Madem bir işe başladı,olacakları önceden düşünmeliydi..
Kızın magazin malzemesi olmasına engel olmalıydı.
Bu da yiğitliğe sığmadı;hanesine eksi yazıldı.
Artık bu saatten vaziyeti toparlasa da benim için farketmez;
benim gözümde karizması çizildi.

Benim bu mesleyi merak etmememin diğer nedeni de yukarda
söylediğim gibi nasıl bir mazeret öne süreceği idi.
Erkekler çoğunlukla böyle durumlarda içkiyi suçlu gösterirlerdi.
Ancak hocanın böyle bir şansı yoktu.
İlahiyat profesörünün,sıradan bir vatandaş gibi "alkollüydüm
ben ne yaptığımı biliyom mu da..Oldu bi kere.." diyecek hali
yoktu.
"Dese ne olur" sorusunu sorunca da aklıma şu meşhur İncili
çavuş hikayesini geldi.
Hani padişah İncili çavuşa "öyle bir şey yap ki,özrün
kabahattinden büyük olsun" demiş de..
O da padişah arkasını döner dönmez Alper'in "pandik karatesi"ni
yapmış, sonra da “Af edersin devletlum,seni Hanım Sultan zannettim”
demişti ya..
Sanırım bu da öyle bir şey olurdu.

"Peki bu yazı çok mu gerekliydi?" derseniz,
ben de size "şart midur?" derim.

5 Nisan 2009 Pazar

"Sorun acilleme"



"Sorun acilleme" gelecekte olması muhtemel bir sorunu
içinde bulunduğun zamana taşıyıp sanki bugün oluyormuş
gibi ele alınması hali...
Aslında sorun çok ötede..
Hatta belki de o gün geldiğinde sorun olmaktan bile çıkmış olacak.
Hiç bir garantisi yok;olabilir de olmayabilir de...
Ama sen daha bugün oluyormuş gibi derdine düşüp keyfini
kaçırıyorsun.
İşte son günlerde herkesin bir ucundan tutup çekiştirdiği
ilişkilerde yaş meselesini kendi sıpalarım için düşünüp,acaba
günün birinde karşıma kendilerinden küçük ya da büyük
birisiyle çıkıp gelseler nasıl tepki verirdim diye düşündüm.
Yani çok lazımmış gibi sorun acilledim.
Daha birisi 11 diğeri 13 yaşında..
Bunları düşünmem için vakit epey erken..
Gerçi ufaklık son zamanlarda bi dümen döndürüyor;farkındayım.
Büyüğü burnundan kıl aldırmaz bi tip de,küçük öyle değil.
Daha birkaç sene evvel karşıma geçip "elalemden duyacağına
benden duy" hesabı birinden hoşlandığını söylemişti.
Ben de "söyle o hıyara,bu sene mayo filan alıp boşa masraf
etmesin;kırık bacaklarla denize filan giremez" dedim diye
epey bozulmuştu.
Neyse..
Soruyu kendime sordum da,cevap vermek hiç işime gelmedi..
Çünkü işin ucu orasından burasından bir şekilde bana
dokunduğundan tarafsız cevap vermem mümkün değildi.
Kendi kendime "zaten sana soru soranda kabahat" deyip
cevap beklemekten vazgeçtim.
Ancak gerçek olan bir şey var ki,hiç bir erkek kızlarını öyle
kolayca kimseye kaptırmayı istemez.
Kapıp götürecek bir daha da getirmeyecek sanır.
Sanırım kendim gibi birini denk getirirsem gözü kapalı
tamam derim de,başkası için biraz zor.
Aşırı sahiplenmeye bağlı feci kıskançlık hali dışında kendimde
kusur bulmam.
Gerçi bunu da kusur olarak görmem ya..
Kadın kısmı da bir alem.
Sarıp sarmalarsın,sevgi manyağı yaparsın,her şeyden kendi
gözünden bile sakınırsın,ama o şımarır,sıkılır.
İpin ucunu salarsın ne halin varsa gör diye bu defa da kendini
sudan çıkmış balık gibi hisseder,bozulur.
En iyisi Oya'nın dediğini yapıp çiçek gibi ne susuz bırakmak
ne de bol bol sulamak ama,işi gücü bırakıp durmadan dibini mi
kontrol edeceğiz?
Biraz da kendi çaba göstersin,ne yapmaya çalışıyor bu diye
anlamaya çalışsın.
Aslında anlamasına anlıyor da..
...
Düşündüm taşındım,sonunda şu karara vardım:
Galiba yapılması gereken hiç hoşuma gitmese de telkinde
bulunmamak.
Çünkü bu iş,onu alma bunu al denilebilecek eşya gibi bir şey
değil ki...
Onda yanılırsan sadece maddi zararın olur,ama beri tarafta
hayat akıp gidiyor.
Kimsenin hayatını kendi keyfine göre yönlediremezsin.
Çocuğun bile olsa..
...
İnsan hayatını bir yere kadar kabaca programlayabiliyor.
Ondan sonrası için yapabileceği bir şeyi yok;detaylar doğaçlama
gelişiyor.
Mesela "filan okula giderim,sonrasında şu işi yaparım,evlenirim,
iki de çocuk yaparım" gibi kabaca bir plan yapabilirsin.
Ama sadece bu kadar.
Yaşam süprizlerle dolu.
İstediğine değil bir başka okula gitmek durumunda kalalabilirsin.
Haliyle düşündüğünün dışında bir meslek sahibi olabilirsin.
Kafana takıp beraber olduğun kişi hiç de senin düşündüğün gibi
birisi çıkmayabilir.
Evlenirsin ama çocuk sahibi olamayabilirsin.
Veya olursun da,senin istediğin cinsiyette olmayabilir.
Sakat,özürlü olabilir vs.
Eli ayağı düzgün diye beğendiğin kişinin başına kaza bela bir şey
gelir ağzı burnu bir tarafa gidebilir.
Ortada görünür hiç bir şey yokken akşam sağlam yatıp sabah
bir daha uyanmayabilir.
Veya aynı durum senin için de geçerli olabilir.
Belki de bunların hiç biri olmaz,her şey yolunda da gidebilir.
Tam da arzuladığın gibi...
Peki hayat bu kadar süprizlere açıkken neye göre başkalarının
tercihlerine burnumuzu sokacağız?
Hem neyden ne kadar eminiz ki akıl verebilmek için?
Şahsen ben iki sıpayı da adım gibi bilirken "bunları kapanın
sırtı yere gelmez" diye garanti veremem.
O zaman?

Güya biraz fikir jimnastiği yapmak istemiştim ama vardığım
sonuçtan hiç memnun olmadım.
En iyisi ben bunların turşusunu bari kurayım.
Şimdi bunları yazdım diye,kolayca teslim olacağım da
sanılmasın!

2 Nisan 2009 Perşembe

"Çıtır"



"Çıtır" lafına fena halde gıcık olurum.
Ömrümde cümle içinde kullanmadım.
Nedense bana aşağılayıcı bir yanı var gibi gelir.
Hatta bu yüzden bu lafı bir erkeğin değil,"çıtır"dan canı
yanmış bir kadının uydurduğunu düşünürüm.
Çünkü aynaya bakıp da yüzündeki kırışıklıkların çetelesini
tutanlar çoğunlukla kadınlar...
Terkedilmiş olmalarının nedenini kırışıksız bir yüzde
buluyor olabilirler.
Yani "çıtır"larda..

Peki "çıtır" ne?
Bana göre "çıtır"ın yaşı 20'yi geçmez.
Bilemedin 21;hadi biraz daha zorlayalım 22..
O yaştan sonrası çıtır filan olmaz.

Peki bu yaşın kızları nasıl?
Ayaklarında kıçından ha düştü ha düşecek şekilde bir adet kot
pantolon.(zaten kendilerine özgü bir tarzları yok.Biri ne
giyerse ötekilerde onu giyiyor)
Benim belim 88 cm.Bunu hava atmak için söylüyorum.
"Kendini mi pazarlıyorsun hıyar" deyip sövecek olanlar olabilir;
hiç umrumda olmaz.
Ama öyle..
"Çıtır" da ise 70'lik rakıya meze olmaya yetecek büyüklükte
kavun yutmuş gibi bir göbek.
(Hem de iftiharla gezdiyorlar)
Üstte daracık bir tişört.
Tişörtün pantolon kemerine yakın bir yerlerinde kabartma
bir göbek deliği görüntüsü..
Saçlar jöleyle yukarı doğru minare gibi sivriltilmiş.
(Haliyle vucudun üst kısmı uzun,bacaklar kısa görünüyor)
Kafa tın tın..
"Ormanda patika ikiye ayrılıyordu,ben az kullanılanılanı
seçtim" felsefesine inat,hepsi de sürüye uymaya eğilimli..
Laflar konular hepsinde aynı.
Hiç süprizleri yok.
Hala ninem zamanından kalma espriler peşinde..
-Sana Cem'in selamı var.
-Hangi Cem?
-BilemiCEM..
(Dalga geçtim güya ama,şimdi yazarken ben de güldüm.
Sinirlerim mi boşandı ne?)
Oturup on dakika konuşsan on birinci dakikada kalkar gidersin.
O yaşa rağmen hepsinin bacakları selülitli..
Daha devam etmeme gerek var mı?
İsteyen buyursun "çıtır"a..
"Çoluk çocukla etme muhabbet..." le başlayan bi laf var...
Tam da yeri geldi aslında da..
Yazının seviyesini düşürmeyelim.

Madem Alper işin içine beni de soktu, o zaman bahaneyle
fikrimi de söyleyeyim.
Benim "çıtır" merakım hiç olmadı.
Kadına ilk önce güzel mi diye bakarım.
Sonra da kafası kafama uyar mı diye..
Bitti..
Hepsi bu!
Kafa kağıdı beni ilgilendirmez.
Yaşı yirmi de olur iki yüz yirmi de..
Hiç önemli değil.

(Resme kafayı takmayın.Onun konuyla alakası yok.
Sadece renk olsun diye..)