Alanis Morissette

Posted in , ,




Read More

Planlı bir güncelleme

Posted in , ,

Bu güncelleme yapıldığında
(Tabi planladığımdan önce yayına girmezse..)
Büyük olasılıkla herkes meseleyi öğrenmiş olacak.
O yüzden aynı yazının sürekli burada durmasının sıkıcı olacağını
düşündüğümden böyle yapmak daha doğru gibi geldi.
Hem bu parçalar rastgele konulmuş şeyler değil.
Metallica'dan favori parçalarım.
Belki bir de Unforgiven'ı ilave edebiliriz.
MSN'nin "şu an ne dinliyorum"u gibi de düşünebilirsiniz.









Read More

Gidiyorum..

Evet gidiyorum.
Yalnız bu bir veda yazısı değil.
Neticede döneceğim;ancak ne zaman onu bilmiyorum.
Bu süre iki ay da olabilir 22 ay da..
Ne zaman vahiy gelirse o zaman.

Bu yazıyı yazıp yazmamakta epey tereddüt ettim.
Acaba sessizce gitsem mi diye düşündüm.Ancak tembellik
ettiğim zannedilip,en azından "kaldır kıçını da bir
şeyler yaz" diye yorum yazılmaya devam edilebilirdi.
Gittiğim bilinmediğinden insanlar yeni bir şeyler var mı
diye sürekli bloğa girip çıkmak zorunda kalırdı.
Herkes Dolphin gibi teleskopla uzaktan takibetmiyordu ki..
Velhasıl boş yere milletin zamanını çalmış olurdum.

Bu yazıyı post itten önceki yazıyla beraber hazırlamış,
bekletiyordum.
Niyetim önce yorumların bitmesini beklemek sonra da el ayak
çekilince yazıyı yayınlamaktı.
Arkamda cevapsız yorum bırakmak istemiyordum.

Burada bir parantez açmam lazım.
Eskiden Ada gibi yorumlara ben de pek kafa yormazdım.
Zaten her defasında Viva gelir gaz verici bir yorum yapardı.
O yorum bana yeter artardı.
Ben de o gazla tam gaz devam ederdim.(Zaten benim her işim
gazla..Gaz yoksa icraatta yok.Gaz çoksa yapmayacağım da yok)
Hemen hemen hergün yazı yazdığımdan başkasına yorum yapmak
ters geliyordu.Çünkü tavuğun yumurtladıktan sonra gıdaklayıp
haber vermesi gibi bir şey gibiydi bu..
Yorum yazmakla bir anlamda başkalarına kendi bloğum için gizli
davet gönderiyordum sanki..
Halbuki benim böyle bir derdim yoktu.
Ancak O aralar insanlardaki algı o yöndeydi.
Uzatmayalım,sonradan başka bir şey daha farkettim ki yorum
yazmak kadar yorumlara cevap vermek de bir o kadar önemli.
Cevap verilmezse kör kuyuya taş atılmış gibi oluyor.
Yorum yazarı "acaba cevap gerektiren bir şey yazılmış mı,
yazdığım yorum nasıl tepki görmüş" merak ediyor.
Yani taşın kuyunun dibine vurduğunda çıkardığı sesi duymak
istiyor.
Farkındaysanız bu konuda son zamanlarda epey mesafe katettim.
İşi nihayet öğrendim ama,biraz geç kaldım galiba..
İşte yorumların bitmesini beklememin nedeni buydu.

Yorumlar hemen hemen tamamlandı bir tek Çağlar kaldı..
O da yazmış ama "gelicem" diye..
Saat bire kadar bekledim gelen giden yok.
"Bi bakiim şuna" diye feyse gittim;arkadaş vites yükseltmiş
zenginler kulübüyle uğraşıyor.(Aslı "gönlü zenginler" de ben
işime geldiği gibi yazıyorum.)
Oradan bloğuna baktım,üç beş hamal bulmuş blog taşıyor.
"Anlaşıldı,bu halde bu biraz zor gelir hem zaten o halden anlar"
deyip yazıyı yayınlamaya karar verdim.
Zaten Çağlar hemen yazmayıp da "gelicem" dediğine göre anlaşılan
yorumu uzun tutacaktı.
Üç kelimeden oluşmuş üç cümle..:))
Sonra ben o yorumu elli defa okuyacaktım.
"Acaba onu mu dedi bunu mu dedi" diye bir ton fikir jimnastiği
yapacaktım;buna rağmen işin içinden çıkamayıp "sağolasın"
demek zorunda kalacaktım.
Zaten bunlarla uğraşırken aradan üç beş gün daha geçmiş olacaktı.
(Valla kızma Çağlar.Yahu böyle sataşmak hoşuma gidiyor,napiim
elimde değil:)))
Yazıyı yayına vermeden bloğa son bir defa daha baktım,bir yorum
daha..
Bu defa Likelife..
Onun yorumunun da ucu açık:
"Şimdilik sadece merhaba "..
Sonradan gelip bir şeyler mi yazacaktı yoksa daha sonra
yazılacaklara gönderme mi yaptı emin olamadım.
Beklemeye karar verdim.
İlk defa gelip yorum yazdığından paldır küldür gitmeyi
içime sindiremedim.
Hani bu biraz şuna benzer.
Bir yere gidersin de sen içeri girince orda oturan bir kaç
kişi "zaten biz de kalkıyorduk" der kalkar,yeni gelen de
"biz geldik diye mi" diye düşünüp alınır ya..
Sanki öyle bir şeymiş gibi geldi bana.
Şimdi bu size saçma gelebilir;"birader burası internet;hem
kimin umurunda ki" diyebilirsiniz..(Hiç sanmam ama..)
Benim bir tarafım dinozor.
Küçükken,daha doğrusu küçük bir dinozorken bize böyle öğretildi.
Bu harekete "insana saygısızlık" dendi..
O zaman internet yoktu ki "oralarda böyle şeylere kafanı takmana
gerek yok" desinler..
Hem ben başkasının ne dediğinden çok kendimin ne dediğine bakarım.
Ayrıca birinin umrunda olmamam,onun da benim umrumda olmamasını
gerektirmez.
Biraz karışık mı oldu ne?
Aslında tam formül zamanı ya..Nesee..
(Sen de kızma Bitti..=))
Neticede ben kendime bakarım.
Yani benim umurumda..
Yine yani buraya gelen herkes umurumda..

İş uzayınca araya "post it'i koydum.
Nasıl olsa ona pek sataşan olmaz diye..
Ama ilginçtir ona da yorum geldi.
Haliyle iş biraz daha uzadı.
(Durmadan bu yazıyı güncellemek zorunda kalıyorum.
Bu da ilginç)

Gelelim "niye gidiyorum"a..
Mesele sadece kendimle ilgili.
Yanlış anlaşılmasın ama pek birilerine bir şeyler anlatan
biri değilim.
Her şey kendi kafamda olur biter.
Kendimin sırdaşı yine kendimim..
Hatta kendime bile laf sızdırmamaya çalışırım.
Ağzım sıkıdır.
Mesele blog camiasıyla alakalı değil.
Zaten burada birisine bozulsam doğrudan söylerim.
Burada benim bozulacağım tarzda insan yok.
Herkes farkındadır;her zaman başlangıçta balıklama atlamayıp
hep uzak dururum.Bunu bilerek isteyerek de yapmam.
Yapım öyle..
Sonradan ısınırım.
E ısınmışsam da zaten o kişi benim bozulacağım biri olamaz.
Nadiren yanıldığım olmuştur ama,o kadar da olur.

Gidiş nedeni olarak şöyle diyelim o zaman:
"Görülen lüzum üzerine.."

Atalet bazen ortadan kaybolacağı zaman yokluğunda bloğun nasıl
kullanılması gerektiği konusunda talimatlar verirdi.
Ben de oradan kopya çekeyim diye baktım,ama bulamadım.
Fazla aramaya da üşendim.
Neyse ben kendi istediklerimi söyleyeyim en iyisi..

Yazı olmayacağını bile bile el alışkanlığıyla gelenler bunalmasın
diye Bob Dylan'ın parçasını özellikle koydum.
Ben bu türün hastasıyım.Adamı yormadan sürekli kıpır kıpır tutar.
Taşlı tarlada faytona binmiş gibi bir his uyandırır.
Ne derin çukurlara düşer yan yatarsın ne de kafan tavana çarpacak
kadar çok zıplarsın.
Savrulmadan standart bir hareketlilik..
Tam ayarında yani..
Yanlışlıkla gelen olursa hafiften kafasını sallayıp parmağını
şıklatarak çıkar gider.

Amy'i kendim için koydum.
Daha evvel yazdım;günlerce dinlesem bıkmam.
İsteyen dinler;yalnız cd'yi kurcalayıp çizmek yok.
Ona bozulurum.
Bloğu tepe tepe kullanın.
Tek istediğim çitlediğiniz çekirdeğin kabuklarıyla bira meşrubat
şişelerini ortalığa atmayın.
Bilmeyen biri gelir görür pasaklı herifin biri sanır.
Hayatta hiç sevmediğim şey birinin hakkımda kötü fikirlere sahip
olması..Farkedersem aksini anlatana,ikna edene kadar debelenerim.
Bu da çok konuşmak zorunda kalırım demektir.Çok konuşmak da
haliyle farkına varmadan aynı lafı defalarca tekrar etmek demektir.
Bu da karşındaki insanı yorabilir;daha doğrusu yorar.
Bilmem derdimi anlatabildim mi?

Ha bir de yazıyı yorumlara özellikle açmadım.
Kimseyi yorum yazmak zorunda bırakmak istemiyorum.
Yoruma açık diğer yazıların arasına da bu konuyla ilgili bir şeyler
sokuşturmayın.
Diğer yazılara içeriği ile ilgili yorum yazabilirsiniz,ancak cevap
beklemeyin.
Zaten kafanızdan geçenleri az buçuk biliyorum.
O kadarı bana yeter.
Yine açıklamacı damarım tuttu..
Küçük bir açıklama..
Ben herkesin adını tek tek yazıp "severim,öperim,tüterim" şeklinde
şeyler yazamam.
Ancak şunu söyleyebilirim,benim için sanal diye bir hikaye yok.
Neticede her PC'nin başında bir insan oturuyor.
Yani burada tanıştığım insanlarla kanlı canlı tanıştığım insanların
arasında fark yok.
O yüzden de kolayca arkamı dönüp gidemem.
PC'yi kapatınca hiç bir şey olmamış gibi davranamam.
Peki görmediğim bu insanlardan bu kadar nasıl emin olabiliyorum?
Gayet basit.
Ben sadece yazılarınızı okumuyorum.
Sadece bana değil başkalarına yazdığınız yorumları,onların size verdiği
cevapları,sayfaya konulan resim, video, müzik artı yapılan alıntılara
kadar ne varsa hepsine bakıyorum.
Sadece yaptığı bir alıntı bile o insanı anlamaya yetebilir.
Yüz yüze görüşmede elde edilecek bilgiden çok daha fazlası var burada..
Yani boşa geyik yapmıyoruz.
(İnşallah yanlış anlaşılacak bir laf etmemişimdir.)

Son olarak;
Daha sonra blogları ziyaret eder yazılarınızı okurum.
Ancak yorum yazmam.

Bu kadar lafa gerek yok aslında ancak lafın çoğunu kendime
bazı şeyleri hatırlatması için yazdım.

Şimdi yazdıklarımı kontrol için tekrar okudum da...
Neyse..
Klavyeyi nemledirip kısa devre yaptırmadan şu işi tamamlayayım.

Hoşçakalın!
Görüşürüz.



Tombstone Blues - Bob Dylan
Read More

Post İt'im (Remix)

17




-Her ne sebeple olursa olsun Yaşar Nuri adı ağıza
alınmayacak..
-Görüldüğü her yerde fino görmüş kedi
taklidi yapılacak..
-Bundan kelli kadınlarla alakalı tek satır yazılmayacak.
-İlle blog güncellemek gerekirse Yiğit Özgür karikatürleri
komik resim,komik video türü şeyler tercih edilecek..

-Bilimum hoca esnafının (blog sahibi dahil) "gelin çivisi" *
koparılıp
hatıra mahiyetinde saklaması için ellerine
tutuşturulacak,yerine de kör tıpa takılacak.
(Eşek değiller ya..Ne yapacaklarını bilirler zahir..)

*İsteyen "gelin çivisi" yerine "hanım iğnesi" de diyebilir.


ZORUNLU AÇIKLAMA (8,4,2009)

Ada'nın yorumu üzerine "bamya"yı "gelin çivisi" olarak
düzelttim..
Ancak bu değişim bana göre çok hayırlı oldu.
Sebebi şu:Erkek kısmının bu güzide aparatı sürekli
"bamya"ya benzetile benzetile bir müddet sonra bilen
bilmeyen herkesin kafasında bu imajla yer edecekti.
Sonra aslı görülünce de hayal kırıklığı yaratacaktı.
"Bu ne?Adam mı kandırıyorsun?" durumuyla karşılacaktık.
Zor bir durumdu.
Bu saatten sonra da elimizde örnek bir bamyayla
kapı kapı estetikçi arayacak değildik.

Yahu kadın kısmı bu bamya,patlıcan vs. benzetmeleri
yüzünden dengeli beslenemez oldu.
Beslenmenin zerzevat kısmı noksan kaldı.
Dengeli beslenemeyen kadından da dengeli bir vücut ve
kafa bekleyemezdik..Yine bize zarar yazardı.

Bir ara "salatalık mı desem acaba" diye düşünmüştüm ama..
Baktım o iş de sakat.
Çünkü bu defa da kimse kabuğunu soyup yüzüne yapıştırmak
istemeyecekti.
Dolayısıyla cilt bakımsız kalacaktı...
Bakımsız ciltten başlayıp "çıtır"a kadar uzanan bitti gibi bir
sürü denklemi arka arkaya kurabilirdim ama uzatmaya
gerek yok.
Anlayan anladı.

Read More

I can no more say have my heart....

17


-I can no more say have my heart the recent facts
shows
that you are my heart.
(Artık kalbim sana ait diyemem, yeni gerçek gösteriyor
ki sen benim kalbimsin.)
- Traş olurken öpüp dudaklarımı köpük yapmayı özledim.
(Ahmet Hakan bu lafı "gelmiş geçmiş en yaratıcı aşk mesajı"
seçmiş.Bu yazıyı yazmak da o lafı gördükten sonra aklıma
geldi)


Allah insana ölmeden dünya gözüyle böyle mesajlar almayı
nasibetsin.
Valla imrendim.
Yalnız bu mesajları buraya dalga geçmek için koymadım;
gerçekten imrendim de ondan koydum.
Bu mesajlar bilindiği üzere Ş.Müftüoğlu'nun Yaşar Nuri
Öztük'e yazdığı iddia edilen mesajlar.
Yaşar N.Öztürk'ü severim.
Bilgilisi görgüsü tarşılmaz ama biraz paldır küldür bir
adamdır.
Onu da içi dışı bir olmasına,samimiyetine bağlarım.
Olduğu gibi görünen,başkaları gibi içinden söverken bunu
dışarıya hissetirmeyip iki yüzlülük yapanlardan olmadığı
için ayrıca severim.
Ayşe Özgün'le eskiden yaptığı programları izleyen var mıdır
bilmiyorum ama,orada kadınların artık sorulmaktan cıcığı
çıkmış soruları tekrar tekrar sormasına tahammül edemez,
soru soranı azarlardı.

Neyse; konumuz bu değil.
Benim bu işte ilgimi çeken sevgilisi ile karısının muhabbetini
edip birlikte gülüp eğlenmeleri oldu.
Hoca gibi epey sağlam birininin böyle bir şey yapacağına pek
ihtimal vermesem de,erkekler arasında bu gayet yaygın
bir durum.
Anlamadığım,yeni birisi ile mutluluğu yakalamışsın madem,
öncekinin mevzusunu niye edersin?..
Konuşacak başka konu mu yok?..
Ben buradaki psikolojiyi anlayamıyorum.
Yani önceki kötülenerek şimdikine sen daha değerlisin
mesajı mı veriliyor?
Galiba bu birini yüceltmek için diğerini aşağı bastırmak huyu
bizim toplumumuza has bir şey.
Hala öğrenemediler ki,birini yerin dibine sokunca diğeri
yükselmiyor;sadece daha yukarda efekti veriyor.
...
Aslında kadınlar da bi garip!
Bu durum onların da hoşlarına gidiyor.
Tercih edilen kendileri olduğundan hiç itiraz etmiyorlar.
Ancak demiyorlar ki,"ya bu adamla aramız bozulsa,bu defa
başka bir kadınla aynı şeyi benim arkamdan da yapabilir;
bu herifte kişilik zafiyeti var"..
Delikanlığının raconunu en iyi Alişan bilir gerçi de,bana göre
bu işin adabı en başta çeneni kapatmaktır.
Bugün herşey bitmiş olabilir,zerre duygu kırıntısı bile
kalmamış olabilir.
Ancak bu onun sağda solda dedikodu ve de eğlence malzemesi
yapılmasını gerektirmez.
Efendice işine gücüne bakarsın gidersin.
...
Bu meseleyi ilk duyduğumda en çok merak ettiğim
hocanın nasıl bir tavır göstereceği ve bir mazereti varsa
bunun nasıl bir şey olacağıydı.
Doğrusu eğer ortada böyle bir şey varsa erkekçe bunu
inkar etmeden,kızın arkasında dururarak milleti susturacağını
düşünüyordum.
Ama daha şu ana kadar düşündüğüm gibi bir gelişme olmadı.
Geçen süreçte de kız arada kaldı,ezildi.
Madem bir işe başladı,olacakları önceden düşünmeliydi..
Kızın magazin malzemesi olmasına engel olmalıydı.
Bu da yiğitliğe sığmadı;hanesine eksi yazıldı.
Artık bu saatten vaziyeti toparlasa da benim için farketmez;
benim gözümde karizması çizildi.

Benim bu mesleyi merak etmememin diğer nedeni de yukarda
söylediğim gibi nasıl bir mazeret öne süreceği idi.
Erkekler çoğunlukla böyle durumlarda içkiyi suçlu gösterirlerdi.
Ancak hocanın böyle bir şansı yoktu.
İlahiyat profesörünün,sıradan bir vatandaş gibi "alkollüydüm
ben ne yaptığımı biliyom mu da..Oldu bi kere.." diyecek hali
yoktu.
"Dese ne olur" sorusunu sorunca da aklıma şu meşhur İncili
çavuş hikayesini geldi.
Hani padişah İncili çavuşa "öyle bir şey yap ki,özrün
kabahattinden büyük olsun" demiş de..
O da padişah arkasını döner dönmez Alper'in "pandik karatesi"ni
yapmış, sonra da “Af edersin devletlum,seni Hanım Sultan zannettim”
demişti ya..
Sanırım bu da öyle bir şey olurdu.

"Peki bu yazı çok mu gerekliydi?" derseniz,
ben de size "şart midur?" derim.

Read More

"Sorun acilleme"

10



"Sorun acilleme" gelecekte olması muhtemel bir sorunu
içinde bulunduğun zamana taşıyıp sanki bugün oluyormuş
gibi ele alınması hali...
Aslında sorun çok ötede..
Hatta belki de o gün geldiğinde sorun olmaktan bile çıkmış olacak.
Hiç bir garantisi yok;olabilir de olmayabilir de...
Ama sen daha bugün oluyormuş gibi derdine düşüp keyfini
kaçırıyorsun.
İşte son günlerde herkesin bir ucundan tutup çekiştirdiği
ilişkilerde yaş meselesini kendi sıpalarım için düşünüp,acaba
günün birinde karşıma kendilerinden küçük ya da büyük
birisiyle çıkıp gelseler nasıl tepki verirdim diye düşündüm.
Yani çok lazımmış gibi sorun acilledim.
Daha birisi 11 diğeri 13 yaşında..
Bunları düşünmem için vakit epey erken..
Gerçi ufaklık son zamanlarda bi dümen döndürüyor;farkındayım.
Büyüğü burnundan kıl aldırmaz bi tip de,küçük öyle değil.
Daha birkaç sene evvel karşıma geçip "elalemden duyacağına
benden duy" hesabı birinden hoşlandığını söylemişti.
Ben de "söyle o hıyara,bu sene mayo filan alıp boşa masraf
etmesin;kırık bacaklarla denize filan giremez" dedim diye
epey bozulmuştu.
Neyse..
Soruyu kendime sordum da,cevap vermek hiç işime gelmedi..
Çünkü işin ucu orasından burasından bir şekilde bana
dokunduğundan tarafsız cevap vermem mümkün değildi.
Kendi kendime "zaten sana soru soranda kabahat" deyip
cevap beklemekten vazgeçtim.
Ancak gerçek olan bir şey var ki,hiç bir erkek kızlarını öyle
kolayca kimseye kaptırmayı istemez.
Kapıp götürecek bir daha da getirmeyecek sanır.
Sanırım kendim gibi birini denk getirirsem gözü kapalı
tamam derim de,başkası için biraz zor.
Aşırı sahiplenmeye bağlı feci kıskançlık hali dışında kendimde
kusur bulmam.
Gerçi bunu da kusur olarak görmem ya..
Kadın kısmı da bir alem.
Sarıp sarmalarsın,sevgi manyağı yaparsın,her şeyden kendi
gözünden bile sakınırsın,ama o şımarır,sıkılır.
İpin ucunu salarsın ne halin varsa gör diye bu defa da kendini
sudan çıkmış balık gibi hisseder,bozulur.
En iyisi Oya'nın dediğini yapıp çiçek gibi ne susuz bırakmak
ne de bol bol sulamak ama,işi gücü bırakıp durmadan dibini mi
kontrol edeceğiz?
Biraz da kendi çaba göstersin,ne yapmaya çalışıyor bu diye
anlamaya çalışsın.
Aslında anlamasına anlıyor da..
...
Düşündüm taşındım,sonunda şu karara vardım:
Galiba yapılması gereken hiç hoşuma gitmese de telkinde
bulunmamak.
Çünkü bu iş,onu alma bunu al denilebilecek eşya gibi bir şey
değil ki...
Onda yanılırsan sadece maddi zararın olur,ama beri tarafta
hayat akıp gidiyor.
Kimsenin hayatını kendi keyfine göre yönlediremezsin.
Çocuğun bile olsa..
...
İnsan hayatını bir yere kadar kabaca programlayabiliyor.
Ondan sonrası için yapabileceği bir şeyi yok;detaylar doğaçlama
gelişiyor.
Mesela "filan okula giderim,sonrasında şu işi yaparım,evlenirim,
iki de çocuk yaparım" gibi kabaca bir plan yapabilirsin.
Ama sadece bu kadar.
Yaşam süprizlerle dolu.
İstediğine değil bir başka okula gitmek durumunda kalalabilirsin.
Haliyle düşündüğünün dışında bir meslek sahibi olabilirsin.
Kafana takıp beraber olduğun kişi hiç de senin düşündüğün gibi
birisi çıkmayabilir.
Evlenirsin ama çocuk sahibi olamayabilirsin.
Veya olursun da,senin istediğin cinsiyette olmayabilir.
Sakat,özürlü olabilir vs.
Eli ayağı düzgün diye beğendiğin kişinin başına kaza bela bir şey
gelir ağzı burnu bir tarafa gidebilir.
Ortada görünür hiç bir şey yokken akşam sağlam yatıp sabah
bir daha uyanmayabilir.
Veya aynı durum senin için de geçerli olabilir.
Belki de bunların hiç biri olmaz,her şey yolunda da gidebilir.
Tam da arzuladığın gibi...
Peki hayat bu kadar süprizlere açıkken neye göre başkalarının
tercihlerine burnumuzu sokacağız?
Hem neyden ne kadar eminiz ki akıl verebilmek için?
Şahsen ben iki sıpayı da adım gibi bilirken "bunları kapanın
sırtı yere gelmez" diye garanti veremem.
O zaman?

Güya biraz fikir jimnastiği yapmak istemiştim ama vardığım
sonuçtan hiç memnun olmadım.
En iyisi ben bunların turşusunu bari kurayım.
Şimdi bunları yazdım diye,kolayca teslim olacağım da
sanılmasın!

Read More

Ben adam olmam

4



Aslında Alper'in,"kıçında testi kırığı var gibi bir türlü
oturamayan fıkır fıkır diskocu kızlar"ını dilime dolayacaktım;
"nerdeymiş bu kızlar,ben niye göremiyorum" diye de..
Yine hıyarlığım tuttu,birinin kalbini kırdım.
Haliyle ayarım bozuldu;elim gitmedi yazmaya..

Şu yaşıma geldim ama,hala öfkemi kontrol etmeyi
öğrenemedim.
Blogda kakara kikiri yapıp sallayıp duruyoruz ama
gerçek hayatta bu böyle olmuyor.
Sinirlenince fren tutmuyor.
İşin aslı astarı nedir sorup soruşturmadan birden
deliye dönüp ağzıma ne gelirse sayıp döküyorum.
Kırıp döküp dağıtıyorum ortalığı.
İşin doğrusunu öğrenip yanıldığımı anladığımda ise
artık iş işten geçmiş oluyor.
Kırılanı döküleni tekrar toparlamak zaman alıyor.
Yaptığıma bin pişman oluyorum,kendi kendime
kahroluyorum ama ne çare..
Gerçi çoğu iletişim eksikliğinden,yanlış anlamalardan
kaynaklanıyor,yani tek hatalının ben olduğumu düşünmüyorum
ama yine de ne olursa olsun çenemi tutmam gerektiğini,
daha sakin davranmam gerektiğini de biliyorum.
Üstelik diğerlerinden ayırdığım ayrı tuttuğum özen
gösterdiğim insanlara daha acımasız oluyorum.
(Bu nasıl özen göstermekse artık..)
Bir de insan önemsediğine kızar diyerek mazeret uyduruyorum.
Düşünüyorumda,aslında bu mazeret falan değil.
İşin doğrusu.
Sallamadığı biri için insan neden keyfini kaçırsın ki?
...
Öyle de olsa,netice de canını sıktığım birisi var;gerçek bu..
İtiraf etmem gerekir ki,benden bir cacık olmaz.
Hele bu saatten sonra hiç.

Bu yazıyı buraya hıyarlığımın vesikası olsun diye koydum.
Her baktığımda rahatsız olayım diye....

Read More

"Çıtır"

16

Posted in ,



"Çıtır" lafına fena halde gıcık olurum.
Ömrümde cümle içinde kullanmadım.
Nedense bana aşağılayıcı bir yanı var gibi gelir.
Hatta bu yüzden bu lafı bir erkeğin değil,"çıtır"dan canı
yanmış bir kadının uydurduğunu düşünürüm.
Çünkü aynaya bakıp da yüzündeki kırışıklıkların çetelesini
tutanlar çoğunlukla kadınlar...
Terkedilmiş olmalarının nedenini kırışıksız bir yüzde
buluyor olabilirler.
Yani "çıtır"larda..

Peki "çıtır" ne?
Bana göre "çıtır"ın yaşı 20'yi geçmez.
Bilemedin 21;hadi biraz daha zorlayalım 22..
O yaştan sonrası çıtır filan olmaz.

Peki bu yaşın kızları nasıl?
Ayaklarında kıçından ha düştü ha düşecek şekilde bir adet kot
pantolon.(zaten kendilerine özgü bir tarzları yok.Biri ne
giyerse ötekilerde onu giyiyor)
Benim belim 88 cm.Bunu hava atmak için söylüyorum.
"Kendini mi pazarlıyorsun hıyar" deyip sövecek olanlar olabilir;
hiç umrumda olmaz.
Ama öyle..
"Çıtır" da ise 70'lik rakıya meze olmaya yetecek büyüklükte
kavun yutmuş gibi bir göbek.
(Hem de iftiharla gezdiyorlar)
Üstte daracık bir tişört.
Tişörtün pantolon kemerine yakın bir yerlerinde kabartma
bir göbek deliği görüntüsü..
Saçlar jöleyle yukarı doğru minare gibi sivriltilmiş.
(Haliyle vucudun üst kısmı uzun,bacaklar kısa görünüyor)
Kafa tın tın..
"Ormanda patika ikiye ayrılıyordu,ben az kullanılanılanı
seçtim" felsefesine inat,hepsi de sürüye uymaya eğilimli..
Laflar konular hepsinde aynı.
Hiç süprizleri yok.
Hala ninem zamanından kalma espriler peşinde..
-Sana Cem'in selamı var.
-Hangi Cem?
-BilemiCEM..
(Dalga geçtim güya ama,şimdi yazarken ben de güldüm.
Sinirlerim mi boşandı ne?)
Oturup on dakika konuşsan on birinci dakikada kalkar gidersin.
O yaşa rağmen hepsinin bacakları selülitli..
Daha devam etmeme gerek var mı?
İsteyen buyursun "çıtır"a..
"Çoluk çocukla etme muhabbet..." le başlayan bi laf var...
Tam da yeri geldi aslında da..
Yazının seviyesini düşürmeyelim.

Madem Alper işin içine beni de soktu, o zaman bahaneyle
fikrimi de söyleyeyim.
Benim "çıtır" merakım hiç olmadı.
Kadına ilk önce güzel mi diye bakarım.
Sonra da kafası kafama uyar mı diye..
Bitti..
Hepsi bu!
Kafa kağıdı beni ilgilendirmez.
Yaşı yirmi de olur iki yüz yirmi de..
Hiç önemli değil.

(Resme kafayı takmayın.Onun konuyla alakası yok.
Sadece renk olsun diye..)

Read More

Share |