| Posted on Perşembe, Temmuz 23, 2009
Posted in dustin hoffman , levirat evlilik , slip mayo

Genel olarak tatil yerlerinde yaşayanlar hakkında yanlış
bir kanı vardır.
Zannederler ki bu adamlar 12 ay tatilde,oh ne ala..
Deniz kum güneş falan festikan ...
Bir bakıma haklılar da..
Şu an oturduğum yerden kalkmam,slip mayomu giyip
deniz kıyısına varmam toplam on dakika..
Üstelik yürüyerek..
Yolda turist hatunları kesme (Yerli turist pek yok da..) ,iş
çıkar mı diye kısa bir durum değerlendirmesi yapma ve de
dondurma alış verişi de süreye dahil.
Bu arada slip mayo giydiğim filan yok.Gıcıklık olsun diye
yazdım.
Bir vakitler bloğun birisinde slip mayo giyen erkeklere hitaben
bir yazı okudum.
Blog sahibesi orada aynen şöyle diyordu:
"Siz bizim vücudumuzu en ufak detayına kadar görmek
isteyebilirsiniz.Ancak biz sizin detaylarınızı görmek istemiyoruz.
O yüzden şort giyin;ama haşema gibi de olmasın."
Neticede bunu yazan bir kadın.
Böylesine bir yakarışa duyarsız kalamazdım.Kalmadım da..
Slip mayomu göz yaşları arasında itina ile çekmeceye kaldırıp
yerine şort giymeye başladım.
Uzatmayalım,sonuçta bulunduğun yerde tatil olmuyor.
Hatta bazen eziyet oluyor.
Bu sabah dışarı çıkmam gerekti,daha on metre yürümeden canım
sıkıldı.
Bir kaç Alman vatandaşı oturmuşlar kafeye,açmışlar biraları
göbeklerini sıvazlaya sıvazlaya sabahın köründe kafa çekiyorlar.
Bense iş peşindeyim.
İş mi şimdi bu?
Gel de canın sıkılmasın..
...
Tatil dediğin kendi çevrenden ve de hergün görmekten usandığın
adamların uzağında olur.
Hatta mümkünse aynaya bile bakmayacaksın ki tanıdık bir suratla
karşılaşmayasın.
Bu düşüncelerle açtım haritayı önüme..
Ki bu en sevdiğim şeydir.
Rakıyı ya da birayı koyarsın masanın üstüne..
Karayolları haritasını da alırsın önüne...
Sonra da şöööle avuç içlerinle ortasından kenarlara doğru
sıvazlaya sıvazlaya güzeeeelcene yayarsın masaya.
Bayılırım bu harekete..
İşte benim tatilim o an başlar.
Başkaları gibi tatilim gitmeyi planladığım yerde başlamaz.
Bulunduğum yerle gideceğim yer arasında cetvelle bir
doğru çizerim öncelikle..
Sonra o çizginin sağında solunda ana yol çıkmadan
gidilebilecek yollara bakarım.
Çünkü ne varsa o tali yollarda vardır.
Hem doğa olarak hem de ilginç değişik şeyler görebilmek
açısından idealdir.
Ayrıca o yollara ve de orada bulunan küçük kasabalara
vefa borcumuz olduğunu düşünürüm.
Hiç dikkat ettiniz mi bilmem;o yollar geniş oto yolların
yanında patika gibi görünür ve insan bir vakitler o yollarda
nasıl seyahat ettiğine hayret eder.
Çünkü daracık eciş bücüş ve pek bi bakımsızdır diğerinin yanında..
Laftan lafa atlıyorum ama belki izleyen vardır;"arabalar" diye
animasyon bir film vardı geçtiğimiz yıllarda..
Tam da söylemeye çalıştığım gibi bir hikayesi vardı.
Yanından oto yol geçtiği için işlevini,cazibesini kaybetmiş
bir kasabada geçiyordu öykü..
Hatta Antalya'da yaşayanların bile belki de unuttuğu canlı bir
örneği var bunun..
Murtiçi..(Antalya-Beyşehir arasında)
Yüksek çam ağaçlarının arasından kıvrılarak gidilen bir yolu
vardı..Ve en sevdiğim yerlerden biriysiydi orası....
Ana yolu kullanmamanın bir güzeliği de trafiğin olmayışı..
Hatta bazen öyle olur ki sana özel bir yolda gidiyormuş
hissine bile kapılabilirsin.
Ben gücünü kullandığı arabanın motorundan alan tiplerden
değilim.Arabanın hızına bakıp da birinin "lan bu herifte ya
sertleşme sorunu var ya da performansı düşük" deme olasılığı
beni bağlamaz;çünkü ne mal olduğumu bilirim.
Ayrıca birine bir şey ispat etmek zorunda da değilim.
Diyeceğim ortalama otuz km hızla o ıssız yollarda kucağımda
bira,ufak ufak yudumlayarak seyahat etmenin tadına doyamam.
Yahu hem acelem mi var.
Ya da varacağım yerde bekleyenim...
İstersem yarı yolda yönümü başka tarafa çeviririm.
Hiç sıkıntıya gelemem valla..
Gerilmeye mi başladım ne?
Fazla gerilmeden diyeceğim şu:
-Kıçımı kaldırmaya karar verdim.
...
"Peki ne zaman gideceksin" diyen olabilir.
Olmasa da böyle sormak zorundayım,yoksa lafın sonunu
bağlayamam.
Buna şöyle cevap versem daha iyi..
Aşağı yukarı herkes çocukken buna benzer şeyler yapmıştır.
Mesela herkese birer dondurma verilir..
Herkes dondurmaya yumulurken içlerinden birisi işi ağırdan
alır,sadece eriyen kısımlarını yalamakla idare eder.
Herkesin dondurması bitince de milletin gözünün içine
soka soka kendisi yemeye başlar;diğerlerini imrendirir.
İşte ben de millet dondurmasını bitirsin diye bekliyorum.
Az kaldı.
(Dönmesini beklediğim,diş bilediğim iki kişi var da..)
Tatilden daha yeni gelsen bile yan komşunu tatile giderken
gördün mü için sızlar;fena koyar adama..
Çünkü tatile de,gezmeye tozmaya da doyulmaz.
"Yaşasın kötülük!" desem mi ki?
Hanimiş dip not:
Niye o fotoğraf?
Bir defa Adrasan'ı severim.
İkincisi tatil,gezi dendin mi tabelalar çok heyecanlandırır
beni de ondan...

İki adet eşşek sıpası yüzünden yaklaşık bir aydır Rock'n
Coke'la yatıp Rock'n Coke'la kalkıyoruz.
Yahu sadece tek bir cümlede iki defa Linkin Park adı
kullanılabilir mi?
Maalesef kullanılabiliyor,gördük çünkü..
İçim dışım bu LP'yle doldu.
Kusmama az kaldı yani..
Sabah,büyük sıpa tam "sana bir şey söyleyeceğim" der
demez "başlarım ulen sizin Linkin Park"ınıza deyince "senin
gibi çocuklarını çok iyi tanıyan bir adam görmedik.Daha
laf ağzımdan çıkmadan anladın;tebrik ederim;bu çok hoşuma
gitti" dedi..
İyi bi şey mi dedi yoksa kötü bi şey mi,bak orasını bilemiyorum.
Ben iyiye yordum,mutlu oldum ama lafın devamını yine de
dinlemedim.
Ne bu ya..
Öpmüşüm LP'sini..
...
Dream TV dünkü gibi yamukluk yapmazsa büyük ihtimalle
dört gözle beklediğimiz LP tüm yurtta(!) büyük bir çoşkuyla
akşam/gece izlenecek..
Hazırlıklar tamam..
Birisi Hayko Cepkin'li diğeri LP'li tişörtler hazır..Bir örneği
yukarıdaki fotoğrafta..O çekildiği vakit daha üvertürler
çıkıyordu sahneye..
Bu arada tartışmalarımız da sürecek..
Örneğin "Kardeşim Çilekeş neden alternatif sahnede de Emre
Aydın ana sahnede..
Neresinde bunun mantığı?" şeklinde..
Bu arada,geçtiğimiz yıl mıydı yoksa önceki yıl mıydı tam
hatırlamıyorum Rock'n Coke'a katılan Haşmet Babaoğlu'na
"kazık kadar adam ne işin var orada" diye çıkışmıştı Engin
Ardıç.
Şimdi bunları yazarken aklıma yine o geldi.
Haşmet'le aynı yaşlarda olduğumuzdan alınmıştım.
Hala aynı şeyi söyler aynı şeyi sorarım:
Rock dinlemenin yaşı mı var?
Ya da her yaş gurubu ayrı müzik mi dinler..
30'un da ayrı 40'ın da ayrı..
Mesela benim yaş gurubumda olanlara münasip görülen ne?
Türk sanat müziği mi örneğin?
Şöyle sağ elimin avuç içiyle diğerinin dışına tım tım vurarak
"tennenni tennenni teneler..Oturmuş da nar taneler.." hesabı..
Ha?
Yahu bi defa Rock sadece müzik değil,felsefe..
Felsefenin yaşı mı olur?
Şeytan diyor git inadına evin bahçesine bir de çadır kur!..
Hatta hatta şirket!

Bugün duydum;bir arkadaşın tanıdığı çocuğuna Melisa adını
Aslında herkes gibi ben de yasaklara taraftar değilim,ancak
Abuk sabuk işler yapabilir.
Mesela Obama başkan seçildiğinde sanki mahallesine muhtar
seçilmiş gibi sevinip kurbanlar kesip eğlenenler bu işin de cılkını
çıkarıp çocuklarına onun adını vermeye kalkışabilirdi.
tarlasında gibi hissedebilirdik.
Buna rağmen ben yine de insanların çocuklarına arzu ettikleri
ismi koymalarının önemli olduğunu düşünüyorum.
Mail adresi almaya kalktığımızda ya da bir siteye üye olmak
istediğimizde çeşitli sebeplerle istediğimiz nicki alamadığımızda
canımız sıkılmıyor mu?
İsmimizin arkasına/arasına rakam eklemek alt tireler koymak
çok mu hoşumuza gidiyor?
E o zaman?
Bunları düşünürken aklıma "nüfus müdürlüğü de web siteleri
mantığıyla çalışsa nasıl olurdu?" sorusu geldi..
-Adını ne koyacaksınız?
-Düriye
-Bu kullanıcı isminde zaten bir vatandaşımız var.
Lütfen şunları düşünün:
Delidüriye
Düriye alt tire otuz dört
-Bu da mı olmadı?
Düriye_hay_ben_senin_ebenin....
Hanimiş dip not:
İsim hakkı savaşta dahi askıya alınamayacak bir hakmış.
İsim koyma hakkı ana-babaya ait olup genel ahlaka aykırı
olmamak şartıyla istediğini koyabilirmiş.
Henüz anayasadaki yerini bulamadım.
Bulunca eklerim. Belki birinin işine yarar.
| Posted on Perşembe, Temmuz 16, 2009
Posted in körlük , seni o kadar çok , sinema

Biz bu tür başlıklara "okuyucuya gel gel yapan başlıklar"
diyoruz.Daha doğrusu ben demiyorum,gazeteciler diyor.
İnsan meraklanıyor haliyle "dur bakiim bu hergele yine
kimi sevmiş..(Sık sık birini sever de..)Zaten epeydir
hallerinden şüpheleniyordum zepevengin"..
Napiim canım,şu ara başlık krizi yaşıyorum,idare ediverin artık.
...
Son zamanlarda kafayı film izlemeye taktım.
Hem de öyle böyle değil.
Kıstırdığım filmi izliyorum.Hangi platformda olursa olsun.
Hatta azıtıp Ekim/2009'da vizyona girecek üç film izledim.
İzledim izlemesine de..Kafama bir şey takıldı:
-Acaba ben filmleri neremle izliyorum?
-Gördüğümü anlayıp çözümlemede sorunum mu var?
-Başkaları benim göremediğimi nasıl görüyor?
...
Körlük filmini vizyona girdiği tarihte izlemiştim.
Bana ilginç fantastik bir mevzu gibi gelmişti.
Hatta yer yer bazı sahneleri bizim yönetmenlerin sanat
aşkına yaptığı masturbasyon filmlerine benzetmiştim.
Yanılmışım.
Bakın meğer film neyi anlatıyormuş:
"Salgın hastalık metaforuyla kapitalist sistemin işleyişini
eleştiren film yemesi yutması güç bir düzen eleştirisi.
Vahşi kapitalizmin insanı insanlıktan çıkaran korkunç
yüzünü çeşitli sembolik karakterler aracılığıyla anlatan
hikaye görmesini bilenler için çok keyifli bir felsefi bulmaca.
Herkesin aynı bataklıkta yaşadığı ve kör olmayan kimsenin
kalmadığı bir düzende ısrarla metalar aracılığıyla yiyecek
değiş tokuşu yapmak isteyen tiplerden, kadınları yiyecek
uğruna sömüren ve taciz eden tiplere, kaybedecek hiçbir
şeyleri kalmadığı halde sessizce olan biteni bekleyen yığınlara
hatta düzeni değiştirmek için umutsuzca çırpınan insanlara
kadar film çeşitli politik gruplara ve sistemin açmazlarına
göndermelerle dolu bir sinema şöleni."
Okuduklarım karşısında utandım.
Çünkü her ne kadar filmde bir gariplikler olduğunu sezmişsem de,
meselenin kapitalizmden kaynaklandığını anlayamamıştım.
...
Diğer film "Seni O kadar Çok Sevdim ki"yi ise iki gün önce
izledim.
Bu defa tedbirli davranıp öncesinde bilgi aldım.
"15 yılını hapiste geçiren, sessiz ve düşünceli Juliette,
özgürlüğüne kavuştuktan sonra yıllardır görmediği kız
kardeşinin yanına yerleşir. Fakat hem hapis yılları hem de
içeri girmesine neden olan trajik olay herkesten gizlenir.
Bu durum Juliette’in gerilmesine neden olsa da, hem ailesinin
desteği hem de kendisine yaklaşmak isteyen bir adam hayata
adapte olmasında yardımcı olur. 2008′in en önemli filmleri
arasında bulunduğunu söyleyebileceğimiz Il y a longtemps
que je t’aime, başroldeki Kristin Scott Thomas’ın oldukça
etkileyici performansı ile unutulmaz bir deneyime dönüşüyor."
(sinemalar.com)
Bu "deneyim" lafı da yerli yersiz her yerde kullanılır oldu ya,neyse..
Onu bir başka yazıda mıncıklarız.
Unutmadan,film ayrıca ödüllü...
Düşündüm;acaba bu filme gidin diye tavsiye edebilir miyim...
Valla bir cevap vermedim.
Bana sorasanız "2008'in en önemli filmlerinden" ifadesi bana
abartılı geldi.
Film kötü mü?
Hayır.
Basbayağı film işte..Gidilir ve izlenir;o kadar!
Kristin Scott Thomas’ın performansına gelince..
"Etkileyici" lafı hindiye profil resminden dolayı "filozof"
yakıştırması yapmak gibi bir şey..
Yahu zaten kadının tipi o.
Oynamasına gerek yok ki!.
Velhasılı (böyle mi yazılıyordu bu?) sanatın bu dalından
da nasiplenememişim.
Üzüldüm.

Biz burada gördükleri zulüm karşısında kadınlara arka
çıkmaya çalışırken bakın Dr.Ender Saraç'ın yaptığına..
Kadın kısmı oktan mızraktan kaçacağım diye uğraşırken, o
erkek kısmının eline mitralyöz tutuşturuyor.
Neymiş de keçiboynuzunu 3 dakika kaynattıktan sonra
tencereyi ters çevirip ikindi güneşinde 20 dakika bekletir
sonra da bir hafta süreyle günde iki bardak suyunu içersen
dikiş makinası gibi tıkır tıkır çalışırmışsın.
Hem de etkisi viagra gibi günlük değil sonsuza kadarmış.
İyi güzel de,bu akılları verirken "meraklısı var mı?" diye
sordun mu a benim doktorum,otsul tıp uzmanım...
Talepsiz arz olur mu?
Yemiş içmişsin keçi boynuzunu,olmuşsun cephanelik gibi
lakin "ben geldiiim" der demez kafaya tülbenti bağlayan
nisa taifesi Aydın efesi kılığında dağda...
Eee..
Vida var,dübel yok..
Tulumba var kuyu yok..
Kısacası biz bu duruma ekonomi diliyle "ölü yatırım"
diyoruz;bilmem anlatabiliyor muyum..
Ne yani,amaç yoklukta erkek milletini "fakirin düşkünü
birbirini öper kış günü" kıvamına getirip,birbirine düşürüp,
kırdırmak mı?
Yani kendi silahıyla mı vurmak?
Nedir yani bu,komplo mu?
Eğer öyleyse Pakize Suda buna daha insancıl,daha pratik
bir yol öneriyor.
Her üç erkekten ikisinde sertleşme problemi olduğu ortaya
çıktı ya..
Bu konudan hareketle şöyle diyor:
"Ben bilim adamı olsam o ikisini sertleştireceğim
diye uğraşacağıma "bir kişinin" sertleşmesine engel
olurdum. Çünkü memleketin beğenmediğimiz her halinden
o bir kişi sorumlu bana sorarsanız. Bakın şimdi,erkek yalan
söylemiş olmayayım ,dakikada üç defa mı beş defa mı seks
düşünüyor biliyorsunuz.
E bir de sertleşme sorunu varsa adamın,o düşünce buhrana
dönüyordur haliyle. Bu durumda iş güç hak getire tabii.
Fakat dediğim gibi o "bir kişiyi" de ufak bir müdahaleyle
"Allah vergisi iktidarsızlar"ın yanına gönderirseniz
buhran filan kalmaz ortada. Herkes birbirine bakar
"Elle gelen düğün bayram" der,işe güce koyulur.
Türkiye büyük bir beladan kurtulur vallahi!"
...
E söyleyip duruyoruz ya "kökten çözüm" diye..
Bu da onun bir başka versiyonu.
Hatta bu daha kullanışlı sanki ;çevreye ve dekorasyona da
zarar vermiyor.

"Orada olsam gözlerini oyardım"
...
ABD Başkanı Barack Obama ve Fransa Cumhurbaşkanı
Nicolas Sarkozy'nin G-8 Zirvesi'nde kalçalarına baktığı
iddia edilen 17 yaşındaki Brezilyalı Mayara Rodrigues
Tavares'in annesi dünya medyasının birinci
sırada yer verdiği fotoğrafa isyan etti.(Akşam)
***
Akşam gazetesinde yukarıdaki fotoğrafı görüp de ilgili haberi
de okuyunca aklıma iki blog yazısı geldi.
Linklerini verip okuyun desem nasıl olsa gitmezsiniz;en iyisi
ucundan bir parça tattırayım da...
***
Kadın olmanın dayanılmaz ağırlığı..
(http://birdelidennagmeler.blogspot.com)
Doğduğun andan itibaren başlar senin şanssızlığın..Hayata
1-0 yenik başlamak derler ya hani..İşte sen bir kadın olarak
dünyaya geldiğin andan itibaren yenik başlamışsındır hayata..
Daha küçücük bir çocukken başlar cinsiyet ayrımı..
Mahallede top oynamak istersin, o kız oyunu değil derler sana..
Anlayamazsın..Gece geç saatlere kadar dışarda kalıp diğer
çocuklar gibi saklambaç oynamak istersin ama "olmaz sen
kızsın" sözüyle eve alırlar seni..
Tüm hayatın boyunca duyacağın bu sözü daha çok küçükken
duymaya başlarsın.."Olmaz sen kızsın!" Okula başlarsın sonra,
teneffüste körebe oynarken arkadaşlarınla, küfreden erkeklerin
arasında sen de küfredersin bir arkadaşına..
Öğretmenin kulağına yapışır hemen.."Yakışıyor mu senin gibi
bir kız çocuğuna?" diye bağırır bir yandan..
o zaman anlamaya başlarsın..Sen farklısındır diğerlerinden..
Sen bu dünyaya -erkeklerin yaptığı ve kendine yakıştırdığı
şeyleri yap(a)mamak için gelmişsindir..Devamı için
Kız Çocuğuydum Bir Zamanlar
(http://cesetizleri.blogspot.com)
Kadın olmakla ilgili çeşitli yazılar yazdım hep ama bu sefer
somut daha somut bir yazı olacak bu. Bu yazıda ben olacağım
her şeyden önce. Ama "Kadının Adı Yok", yani bu kadın
sensin, arkadaşın, sevgilin, annen..
Bu kadın herhangi bir kadın. Üstelik burda eziyet eden
sadece bir erkek değil. Toplumun yetiştirdiği annem.
Annem küçük bir ilin küçük bir ilçesinin varlıklı ve kendi
tabisiyle soylu bir ailesinin kızı. Çok başarılı bir öğrencilik
hayatı yaşamış biri.
Sporcu, edebiyata ilgili, her derste de başarılı. Liseyi bitiriyor.
Ama öğrenci olaylarını bahane eden ailesi annemi üniversiteye
göndermiyor. Oysa o resim öğretmeni olmak istiyor. Devamı için

RTÜK Behlül'le Bihter müsabakasının beş dakika otuz saniye
süreyle gösterilmesine fena halde kızmış.(Son olarak da Aysun
Kaya'cının Pepsi Max reklamındaki öpüşme sahnesini “çok şehvetli”
bulmuş)
Kanal D'ye ''Genel ahlaka aykırılık'' gerekçesiyle uyarı cezası verilmiş.
''Sevişme sahnesi çok uzundu. Erkeğin yarı çıplak vücudu, kadının
çıplak omuz başı dakikalarca gösterildi. Aile dizisi formatında bir
dizide bu görüntüler olmamalıydı'' demişler.
Sevişme sahnesi Türk aile yapısı ve toplumun milli ve manevi
değerlerine uygun değilmiş.
Şimdi Meraklı Melahat edasıyla ben de şunu merak ederim:
Mesela deseler ki,"Artık ayıp mayıp,örf adet,gelenek görenek,
günah münah yok;kalktı.
Kafanıza göre takılın"
Acaba n'olurdu?
(Ne olacağını biliyorum da..Neyyyse..)
...
Son günlerde "ateşli sevişme görmesek hadi neyse de.." başlıklı
yazıma Google' dan hatırı sayılır ziyaret oldu.
İşte arama motoruna yazılan anahtar kelimelerden bazıları:
"Sevişirken cilveleşme sözleri
Erkek oğlan sevişmesi
Marlon brando sevişmesi
ateşli sevişme hem de çok
Kadınların ateşli sevişmesi
Alevli sevişme
sevişmede genç kızlar nasıl memnun edilir
kadının sevişme sahnesine bir şey demeyen baba"..
Bahsettiğim yazıya koyduğum videoya ziyaret sayısı
elli bine yaklaşmış.Aynı konuda başka bir video ise yüz otuz
binlerdeydi en son baktığımda..
Forumları dolaştım,bırakın o sahneyi arkasından konuşulanlar
için bile başlık açılmış.
Meseleyi en iyi özetleyen de forumlarda yazan bir kadın:
-Milletin sevişmesi geldi;rahat bırakın.
...
Bence vaziyet meydanda..
Herkes eksiğinin peşine düşer,onu konuşur,onu izler.
Kural bu.
Sen ne dersen de,ne kadar kızarsan kız..
İnanmayan,kendine ve de çevresine baksın.
Sonuç olarak,toplumun eksiği bu.
Tüm sorunlar da bu milletin türlü nedenlerle şevişememesinden
ve de sevişse de bu işi iyi kıvıramamasından kaynaklanıyor.
Yani;hep sofradan ya aç ya da yarı aç kalkıyor,o yüzden de gözü
hep sofrada kalıyor.
Bilmem anlatabildim mi?
Hanimiş dip not:
RTÜK ille de bir şeye kızacaksa,bu topraklarda yaşan insanların
büyük çoğunluğunun sittin sene çalışsa ulaşamayacakları hedefleri
önlerine koyup,hayal dünyasında yaşamalarına neden olanlara
kızsın..
Devasa lüks arabalar,villalar,yalılar vs gibi..
Ben bu fıkrayı çok tuttum..:))
Şehri saran 'Nataşa'lara ölümüne düşkün Temel'e sormuşlar.
"Bunca yıl sonra karınızı aldatmak nasıl bir duygu acaba?.. "
Hiç suçluluk duymuyor musunuz?.."
-"Aa?.. Niye duyayım?.." diye şaşırmış Temel..
"Onlar da 'Karıyız' diye yıllarca bizi aldatmadı mı?.."
***

Hanimiş dip not:
Bu fıkrayı da karikatürü de blogcu.com'da çok önceleri
yayınlamıştım.Özellikle bu güzel(!) fıkranın arşivin tozlu
raflarında zayi olup gitmesine gönlüm razı olmadığından
buraya almayı münasip gördüm.
İyi etmişim demi ama..:))

"Kadınlar bunu tartışıyor: Erkekleri şutlayalım mı?"
Akşam gazetesi'nin haberine göre İngiliz bilim adamları kök
hücreden sperm üretmiş.
Yani kadınlar yakında erkeklere ihtiyaç duymadan çocuk
sahibi olabilecekmiş.
Sonra da sormuş:
-Bu durumda kadınlar onları özleyecek mi?
Arkasından da erkeklerden kurtulmak için on neden sıralanmış.
Ben işin o yanını boş verip katlanmak için on nedene baktım.
KATLANMAK İÇİN 10 NEDEN
1- Gece sıcak tutar.
Aynen öyle..
2- Güldürür.
Şaklaban değilim.
Güldürmek için özel çabam da olamaz.
Ben konuşurum isteyen güler;o onların bileceği iş..
3- Sabah yatağa bir bardak çay getirir.
Hayatta yapmam. Yaparsam Monica Belluci öpsün.
4- Hatırlamadığınız şeyleri hatırlar.
Evet,hafızam iyidir. Vaktiyle canımı sıkan,kafamın tasını
attıran hiç bir şeyi unutmam.
Yeri geldi mi de anında servis ederim.
5- Yaptığı en küçük işte bile kendini Amerika'yı keşfetmiş gibi
hisseder. Çocuksu şımarıklığı sevimlidir.
Eleştirmiş mi iyi bi şey mi söylemiş anlamadım.
6- Bebekleri nasıl güldüreceklerini bilir.
Yahu bu matah bi özellik mi?
Her çocuk kendisiyle ilgilenildiğinde güler zaten.
7- Fiziksel görünüşleri güvende hissetmenize sebep olur.
Yorum yok.
8- Kriz anlarında panik yapmaz.
Sadece fena halde gerilir.
9- İyimserdir.
Nah iyimserimdir...Öküz altında buzağı arayıp maraza
çıkarmazsam namerdim.
10- Bilim ne derse desin kadın her zaman bebek ister. O da
pek karşı koymaz.
Neden karşı koyayım ki?
Her erkek gibi ben de üzerime düşeni zevkle yaparım.
"Şutlamak için on neden"i niye okuma gereği duymadığım
anlaşılmıştır sanırım.
Kalması için dişe dokunur bi şeyi olmayan adam ne diye onu
okusun ki..
Sonuç:Bas kıçına tekmeyi!

Bu lafı sinirlenince yanlış hatırlamıyorsam meşhuuur Zagor'un
yamağı Çiko söyler.
E Ahmet Hakan "Bin kunduz" derse ben de "Karamba Karambita"
derim;neyim eksik ki..
...
"Kıç kısmetten çıkınca
uçkuru doksan yerinden kırılırmış"
derler ya..
Aynen öyle..
Dün PC bugün şablon..
Oya'nın dediği doğru,İE'de görüntü
berbat.
Kısmen düzelttim ama yenileme
yapınca veya bir başka sayfaya atlayınca yine hata veriyor.
O yüzden şablonu değiştirdim.
Şimdi bir iki ayarlama yaptıktan ve de Bill Gate'ciğimin
yedi sülalesine ufak bir performans operasyonu yaptıktan
sonra buradayım..
İbibikler çağırır çağırmaz yani...
...
Aynı şeyi yorumlara yazmıştım ama şimdi orayı görmeyen
olabilir,o yüzden buraya aktarayım dedim.
GALİBA TAMAM GİBİ...
Her şey normal gibi görünüyor ama bir terslik farkeden
olur da haber verirse sevinirim.

Ölüyü fazla yıkarsan ya osururmuş ya da mıçarmış.
Bana da bu lafın doğruluğunu ispat etmek kalırmış.
...
Haziran sonu..
Şu ateşli aşk sahnesi ile ilgili yazıyı yazdıktan sonra şeytan
dürttü,hiç gereği yokken PC'yi kurcalamaya başladım.
Niyetim,performansını arttırmak.
Aslında PC'nin performans sorunu filan yok da her zamanki
"avara bakkal yumurtalarını tartarmış" hesabı ille de bir şeyleri
kurcalayıp başıma iş getireceğim;asıl sebep o.
Rahat battı yani.
Ha bu arada,performans işini de kafama Facebook soktu.
Mübarek sanki donumuzun içini görüyormuş gibi ne zaman
feys'e girsem sayfanın solunda boy boy reklamlar...
-Performansınızı katlayın
-Üç ayda yedi santim
-Geceleriniz "uzun" olsun
-Bazen gecikmek gerekli
Belki de bu reklamları göre göre bilinçaltıma,"bu saatten sonra
her tarafımıza keçi boynuzu mesir macunu tıkıştırsak hatta
macunlardan üzerine maskeler filan yapsak Doğan görünümlü
Şahin'den Ferrari performansı çıkaramayız" fikri yerleşmiş de
olabilir.
O yüzden de kafayı PC performansına takmış olabilirim.
Kendi yapamadıklarını çocuklarına yaptırmaya çalışan veliler
gibi;bilemiyorum artık.
Neyse uzatmayalım,neticede aleti bozduk.
Bozduğum yetmemiş gibi gidip bir bilene yaptıracağıma inat ettim
bozduğum gibi kendim yapacağım diye..
Aşağı yukarı on gündür bu hikayeyle uğraşıyorum yani..
Neyse,nihayet bugün vaziyeti biraz toparladık.
Anlayacağınız bu yazı yanıtlanamayan mailler ve yorumlara karşılık
mazeret yazısıdır.
Bir de elalemin fingirdeşmesini yazdığım önceki yazımı görmekten
sıkıldığımdan yeni bir yazı girip onu aşağı iteyim diye düşündüm.
Bu arada,dün akşam soruna çare bulmak için google'da araştırma
yaparken bir siteye denk geldim.
Sorunun çözümünü söylemek yerine iş işten geçtikten sonra akıl
veriyor:
"Rahat battı,duramadın, kurcaladın...
Bak;gavurlar bu durumda ne derler:
-"Never change a running system"
Yani çalışıyorsa elleşme!"
Doğru lafa ne denir...
Hanimiş dip not:
Performansın kendimle alakalı kısmının gerçekle uzaktan
yakından alakası yoktur.Sadece bir kısım arkadaşları
bir kaç dakikalığına da olsa sevindirmek için öyle yazdım.
Son durum:
Batı cephesinde değişen bir şey yok!









