26 Ağustos 2009 Çarşamba

Alkole bandırdığım filmler



Eskiden beri bir punduna getirdi mi "sizin yüzünüzden sinemaya bile gidemezdik"
der valide.
Hatta bir keresinde nasıl olsa açık hava diye güvenip yazlık sinemaya gitmişler;
ben problem çıkarınca da filmi yarıda bırakıp eve dönmek zorunda kalmışlar.
Anlatır anlatır bunu anlatır.
Hem de her fırsatta..
İşin ilginç yanı kafayı yarıda kalmış filme takmamış da,iki kişinin çarşaf içinde
sallaya sallaya beni eve getirdiğine,çarşafısallarken de kollarının kopma derecesinde
acıdığına takmış..
Ha bir de,iki kişi çarşafı sallarken üçüncü bir kişi de (muhtemelen teyzem) el feneriyle
gözüme ışık tutarmış yoksa ciyaklamaya devam edermişim.
Karanlığı pek sevmezmişim çünkü..
Lafının sonunda "cins olacağı o zamandan belliydi diye lafını sokmayı da ihmal
etmez.

Aslında bunları tekrar tekrar dinlerken epey eğlenirim.
Hikaye eskidir ama Allaha şükür,dediğim gibi her fırsatta lafı edildiğinden her
daim güncelliğini korur.
Geçenlerde yine bir fırsat doğdu başladı yine anlatmaya..
Gerçi fırsat doğuyor mu yoksa yaratılıyor mu ondan şüpheliyim ya neyse..
Sonunda dayanamadım yahu beceriksizliğinizi benim üstüme niye
atıyorsunuz?Çocuk yetiştirmekten anladığınız yok ki..
Ninenizden kalma usullerle çocuk yetiştirmeye kalkarsanız olacağı
bu dedim.
Bozuldu tabii..
Eskiden olsa seni de görürüz derdi de,şimdi gördüklerine söyleyecek lafı olmadığından
gıkını çıkarmadı.
"Biz o zaman o kadarını bilirdik öyle yaptık;siz daha iyisini yapın" diyerek duygularımı
sömürdü sadece..

Herhalde okuyucu kısmına verdiğim üstü örtülü mesaj alınmıştır.
Neyse,merak etmeyin;günün birinde "yeni başlayanlar için alışılmışın dışında çocuk
yetiştirme teknikleri" adı altında bir yazı dizisi hazırlamaya niyetliyim,artık oradan
istifade edersiniz.
Noolacak canım;elimizde kalacak değil ya..

Ha bir de validenin çaktırmadan söylediği bir laf vardı.
Onların zamanında şimdiki gibi çocuklar kaynanaya ya da kayın valideye bırakılmazmış.
Ben de derdim ki " mesaj vermeye çalışıyorsan hiç zahmet etme çünkü benim hiç öyle bir
niyetim yok.
Bıyık altından gülerdi,görüşürüz gibilerinden..
Ama görüşemedik.
Çünkü bugüne hiç bir nedenle hele hele de keyfi olarak birilerine bırakmadım çocukları.
"Birini önüme birini arkama sararım dalgama bakarım" dedim,öyle de yaptım.
Yani etimden et keserim kasaba minnet etmem hesabı..

Uzatmayalım,ben kafayı çocuklara takıp onlara rağmen sinemaya da giderim diskoya da
havası basarken meğer sorun olan çocuk değil benmişim.
...
Daha büyük sıpa bir ya da bir buçuk yaşlarında falan..
Valideye gösteri mahiyetinde kalktım sinemaya gittim.
Yaz günü..
Sinema otelin birinin terasında..
Sinema düzeni aynen şöyle:
Koskoca bir teras..
(Üzeri açık,havadar yani..)
Tam ortasında bar.
Barın bir yanı sinema diğer yanı restoran..
İster restorana geç bir yandan atıştır bir yandan kafa çek,istersen yine al içkini geç sinema
kısmına filmini izle...
Evde sinema keyfi gibi..
İlk gittiğimde bayıldım bu sisteme..
Hani hoşuna giden bir yere geldin mi insan da "hergün gelelim" havası olur ya..
Aynen öyle..
Hergün değilse bile sıklıkla gittim oraya..
Herşey güzeldi de bir türlü başı bütün film izlemeyi beceremedim.

Otele zaten bir iki tek atmış vaziyette geliyordum.
Gelir gelmez orada da elime bir bardak tutuşturuyorlardı.
Ondan sonra başlıyordum içkiyi yudumlaya yudumlaya film izlemeye..
Eğer ufaklık uyanırsa onu kucağıma alıp bir yandan film izliyordum bir yandan da
gezdiyordum..
Gelip arada bir fırt çekip kaldığım yerden devam ediyordum..
Yalnız bu lafa bakıp da kimse "vayy sen çocukla ilgilenir miydin?Bunu yapacak
münasip organ var mı sen de" gibisinden laf etmeye kalkmasın.
Biz sadece odunuz dedik,öküz değil..
Üstelik deveye havudu yük olmaz.
Ki bunu yapmaya çoktan gönüllüydüm,çünkü ister istemez az içtiğimden iyi geliyor,
o sayede filmi tamamlamayı başarıyordum.
Normalde de de tamamlıyordum ancak ertesi günü filmin sonunu hatırlayamıyordum.
İşin kötüsü birine noolduydu diye soramıyorum da..

İşte Schindler's List alkole bandırdığım filmlerden sadece biri..
Ancak takdir edersiniz ki sonuncusu değil..
İki gündür bir arkadaşla bu film üzerinde görüştüğümüzden bu mevzu aklıma
geldi.
Çok lazımmış gibi ben de paylaşiim dedim.

Sonuç olarak bugün bir parça da olsa normale döndüğümden o tarihlerde sonunu
getiremediğim filmleri "alkole bandırdığım filmler" kategorisi altında toplayayım
dedim.
Sanırım güzel bir koleksiyon olur.
Yalnız çor çocuk ilerde bu anı dolu koleksiyonu birilerine gururla gösterir mi,orasını
bilemem.

Bu vesileyle bir şey daha doğrulanmış oldu.
O da şu:
Film sinemada izlenir.



25 Ağustos 2009 Salı

Adonis kası ve erkek dekoltesi



Son zamanlarda kadın kısmını iyiden iyiye saran bu adonis kası ve
durup dururken Alperin çıkardığı "erkekte dekolte" meselesi bir
araya gelince bu konuya el atmam şart oldu.
Sanki üzerime vazife de..
Her neyse..
Peki nedir bu Adonis kası?
Erkeklerimizin büyük çoğunluğunun nazar ederler diye kimseciklere
göstermediği ve göstermemek için de karın kaslarıyla birlikte üzerini
yağ birikintisiyle kapladığı,bunda da epey başarılı olduları kas
kitlesinin adıdır..
"Göbek" adını verdiğimiz bu Diyarbakır karpuzundan hallice koruyucu
yağ tabakası, kimisi düz,kimisi kadayıf gibi kıvırcık kıl çeşitleriyle
kamufle dilmiştir.(Kamuflaj için bakınız Rambo serisi filmler)
Erkeklerin varlığından gurur duyup balkonla özdeşleştirdikleri bu
muhteşem yağ topağı adı geçen kasın bir gıdımının bile görünmesine
engel olur.
"İnsanoğlunun hörgücü"dür de diyebileceğimiz bu yağ birikintisine,
adonis kaslarının tahrik ediciliğini ve seksiliğini gizleme özelliğinden
dolayı erkek kısmının tesettürüdür de diyebiliriz.

Bu arada hörgücü bilmeyen varsa, arka ayaklarının üzerine dikilmiş
deveye arkasından baktığımızda bize doğru bakan bombeli çıkıntıdır
derim.(Daha açık nasıl anlatabilirim ki?)
Dikkatinizi çekti mi bilmem,hala göbek faslını atlatıp kas mevzusuna
giremedik.
E ite kaka yazı yazarsam böyle olur.Lafı toparlayamıyorum ki..

Sonuç olarak adonis kasları,karın kaslarının alt kısmında (baklava
dilimlerinin hemen altında),kalça kemiklerinin hemen üstünden
başlayıp içe doğru yani malum kısma doğru devam eden,bir bakıma
"gel hemşerim Konya bu tarafta" diye yol yordam gösteren rehber
bir kastır.

Herhalde mesele az buçuk anlaşılmıştır.
Laf uzadıkca iyice sıkıntı bastı...
Hayır,anlamadığım madem sıkıldım niye yazarım ki?
Mecburiyetim mi var da..
İnanılır gibi değil.

Neyse;ha gayret...

Lafın özü şu:
Kadın kısmı bu kasın görüntüsüne hasta ya..
Sanmasın ki bu öyle gökten zembille filan iniyor.
İnse de uğraşıp çabalamazsan aynı şekilde durmuyor.
Yukarda anlattık;her an saklanmaya meyilli..
Sürekli çalışmak gerek.
Lakin bu işler aynı zamanda vakit ve nakit işi..
Spor salonu evinin altında bile olsa en iyimser tahminle harcanacak
vakit iki iki buçuk saatten aşağı düşmez.
Ötesini kendiniz tahmin edin.
Burada can alıcı soru şu:
Her an elimin altında ancak adonis fukarası bir herif mi, yoksa,adonisli
ancak hacı bekler gibi yolunu beklerken fıtık olacağım bir herif mi?

Her ne kadar ille de adonis dense de realite şu:
"Amaan sende,zaten karanlıkta kim görecek de..Yemişim adonisini.."

Yeri gelmişken şu erkek dekoltesi için de bir şey söylemezsem çatlarım.
"Bir kısım arkadaşlar" itiraz etseler de erkekte dekolte olur.
Şöyle köprücük kemiği ile omuz bağlantısını ortaya koyan,göbek deliği
nahiyesinden aşağısı kesilmiş karın kaslarını ve adonisi gösteren
bir tişört ve de kıçından düşecek gibi emanet duran şort,pantolon
vs. üstüne dekolte tanımam.

Not:Bu yazıdan bi şey anladım diyen beri gelsin.
Dandikliğini bilmeme rağmen tek kelimesini değiştirirsem de M.Belluci
öpsün.
...

23 Ağustos 2009 Pazar

PazarLIK (Ramazan versiyonu)

Duyuru:Yayınladığım fıkra ve karikatürler Ramazan münasebetiyle
ehlileştirilmiştir.Oruç ağzıyla durduk yerde milletin aklına karpuz
kabuğu düşürmenin
alemi yok.
(Müdüriyet)
***


6x9 a Ne Dersiniz?..
Vesikalık fotoğraflarında hiç güzel çıkmayan Temel, resmi bir iş nedeni ile fotoğraf
çektirmesi gerekince tutmuş fotoğrafçının yolunu, girmiş içeri ve “Fotoğraf çektirmek
istiyorum..” demiş, “Yalnız o küçük vesikaliklarda berbat çıkıyorum..”
“Tamam efendim..” demiş fotoğrafçı, “6x9’a ne dersiniz?..”
“54 derim de bunun konumuzla ne alakası var?..”
(Yıldırım TUNA)
***


(Piyale MADRA-Radikal)


(Ramize ERER-Radikal)

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Kadınlar kıl biriktirsin-remix



Akşam,yazdıklarımı ve ona gelen yorumları tekrar okuyunca rahatsız
oldum.
Hatta kendi kendime kızdım;biraz da söylendim.
Aslında esaslı bir şekilde azarlayacaktım ama Ramazan mübarek gün
kalp kırmak olmaz diye fazla yüklenmedim.
Hafifçe kulağımı büküp "Bayramdan sonra görüşcez senle" deyip
içime korku saldım.
Öyle ya,bakarsın aynı densizliği tekrar yaparım;uyarmakta fayda
var.

Esasında niyetim kadınlar hakkında hoş şeyler yazıp gönüllerini
almak,şu mübarek ay aracılığla sevap kazanıp öbür tarafa yatırım
yapmaktı.
Demek ki kan şekeri düşünce fren patlamış.
Sanki olan biteni ben de başkasından duymuş gibi "miş"li mış"lı
cümleler kurararak anlatıyorum ama gerçekten de naaptığımı
bilmiyorum ki..

Kafamdan geçenleri yazmayı becerebilseydim en başta kadınları
sevelim diyecektim.
E her şeyin başı sevgi haliyle.
Sevmeye başladın mı gerisi gelir;artık nasıl gelirse..Şansına..
(Yahu sanki bu kötü bir cümle gibi oldu ama..Neyse dur bakalım)
Onlara güzel şeyler söyleyelim,gün içinde arayıp hal hatır sorup
"Bi şey lazım mı abla?Geliim mi" filan diyelim,ilgilendiğimizi gösterelim
diyecektim.
Sonracıma elle,sözle,gözle taciz etmeyelim;kendileri istemeden
elleşmeyelim elleştirmeyelim diyecektim..
...
Öyle gözlerimiz pörtletip oralarına buralarına edepsizce bakıp
huylandırmayalım;ille de bakacaksak ya da bakmadan duramayacaksak
arkalarını döndüklerinde kibarca kalçalarına bakalım ancak salyalarımızı
da kontrol edelim diyecektim.
...
Malum;kadınlar hediyeyi sever.
İlle de özel günlerde hediye alınır diye kural olmadığına göre hediye almak
için yaratıcılığımızı kullanıp bahaneler icadedelim;her fırsatta
hediye verip gönüllerini alıp sevindirelim diyecektim.
Hem beklenmedik anda alınan hediyeler her zaman daha makbule geçer
diyecektim.
Mesela son günlerin modası tiri ci'den bir tane alıp hediye etsek hangi
kadın mutlu olmazdı ki..
(Tabi görüntülü telefon aldık diye zırt pırt arayıp "şu telefonu sağa
sola doğru bi oynat bakalım;etrafta kimler var bi görelim." gibi
hırtlıklar yapmadan.)
...
Mesela toplu taşıma araçlarında denk geldiğimizde ayı gibi üzerlerine
abanıp taciz etmeyelim,arada tampon bölge oluşturalım;hatta mümkünse
araya yastık mastık gibi bir şeyler koyalım diyecektim.
O yoksa da pazar filesi,çantası veya varsa Burhan çantası gibi bir şey
kullanalım diyecektim.
(Önce hem konsepte uygun,hem ilahi bir yanı var, hem de taşıması
kolay diye "incir yaprağı mı koysak acaba " demiştim ama baktım çok ince..
Hemencecik delinecek gibi durduğundan vazgeçtim...)

Kısacası diyecektim de diyecektim..
Ama görüldüğü üzere iyi şeyler diyecektim..

Neyse lafı daha fazla uzatıp yazının başına bi hal getirmeden yayına versem
iyi olacak.
Bakarsın bi terslik filan olur...
Zaten olmuş saat anasının 15:03'ü...
Ohoooo...Daha nerden baksan altı saat var..
Hay bin kunduz.

21 Ağustos 2009 Cuma

Kadınlar kıl biriktirsin



"Kadınsız hayat olmaz,olsa da tatsız tuzsuz olur;kadının bulunmadığı
yerde bir saniye bile durmam" dediğim halde,içinde kadın ve kadın
konusu geçmeyen bir yazı yazmaya karar verdim,ama başaramadım.
Naparsam yapayım geldi bir kenarından bulaştı.
Be ne arsızlıktır yahu?
Girmedikleri,işlemedikleri noktamız kalmamış!
Diyorum ki..
Şu kadın kısmı istenmeyen kıllarını azad etse..
Yani vücudunu bir müddet nadasa bıraksa...
Mümbit arazi bulmuş çim gibi her taraflarını kıl tüy bassa..
İş o hale gelse ki,"bana kadın deme de ne dersen de" kıvamına
gelsek...
Dolayısıyla hem kafamız hem ruhumuz hem de bedenimiz bir dinlense..
Hem bakarsın belki biz ilgilenmeyince burunları sürtülür akılları
başlarına gelir,bize eziyet etmekten vaz geçerler;olamaz mı?
Gerçi bu bir çözüm mü,ondan da pek emin değilim ya...
Bak iftardan sonra aynı fikirde olur muyum,ondan da emin değilim.
Oruç başıma mı vurdu ne?

20 Ağustos 2009 Perşembe

Kadın,1902'de de aynı kadın


Son günlerde kafayı Steven JAY SCHNEIDER'in yazdığı "1001 MOVIES
you must see before you die" isimli kitaptaki filmlere taktım.
Bana göre çok önemli bir kitap çünkü.
Tahminim ahirette sorguya çekildiğimizde bunlardan da soru çıkacak.
Baksana "ölmeden önce" lafının altı çizildiğine göre..
Zaten bu sınav sendromu yüzünden adı "ölmeden"le başlayan ne kadar
kitap varsa çıkar çıkmaz almaya başladım.
Gerçi alıp da ne yapacaksın;dediklerini yapmaya iki ömür yetmez.
Bence Jack Nicholson ve Morgan Freeman'ın baş rolünü oynadığı "Bucket List"
filmindeki liste daha kullanışlı daha güzeldi..
Daha etkileyici maddeler vardı.
Mesela; "Ölmeden Dünyanın en güzel kızını öpmek" gibi..
Filmi seyredince bu maddeyi ben de notlarımın arasına aldım.
Hatta "ölmeden önce öpülecek 101 hatun" başlığı altında toplamaya
karar verdim.
Listenin başına ve sonu da Winona Ryder'i ekledim.
Onunla başlayıp onunla bitirmeye karalıyım.
Araya da Monica Belluci ve de Demi Moore koydum.Ötesine de bir ara
bakarız.
Gerçi bu üçü yeter de..İşte..
Maksat adet yerini bulsun,ille de 101 olsun.
Belki de meşhur fıkradaki gibi yaparım.
Hani öğretmen çocuğa diyor ya "bana on vahşi hayvan say"diye..
Çocuk da sayıyor..
"Aslan,kaplan,timsah,puma,altı tane de panter"
E benimki de ona benzeyebilir;81 Winona,10 monica 10'da Demi
diyebilirim.

Neyse şu bilimsel yazının daha fazla suyunu çıkarmadan devam edelim.

Neticede listenin başındaki "A Trip To the Moon" filmiyle başladım
araştırmama...
Filmi orjinalini bir rus sitesinde buldum.(İhtimal vermemiştim ama
bizim sitelerde de varmış)
Film 1902 yapımı.
13-14 dakikalık siyah beyaz bir film..
Aya seyahati anlatıyor ve bilim kurgu tarihinin ilk filmi...
Bu arada,zaten Google'da olan bilgileri daha fazla buraya taşıyıp da yazıyı
şişirmemin alemi yok..
Bu kadarını araştırmaya üşenenler için yazdım.
Maksat kafalarda kırıntı da olsa bir miktar bilgi bulunsun.
Yok bu beni kesmez,her bi mokunu öğrenmezsem çatlarım diyenler
şurayı tıklayıp hem bilgi alabilir hem de filmin videosunu izleyebilir.

Gelelim filme..
Film hakkında bir şey söylemeyeceğim;merak eden izlesin.
Benim bu filmde başka bir şey dikkatimi çekti:
O da şort giymiş bir sürü kadının varlığı..
Aşağıdaki fotoğraf,filmden aldığım bir sahne...
Fotoğrafta,içinde astronotların bulunduğu kapsülü topun içine iten
bir grup kadın görülüyor.
"E ne var bunda?İlginç olan ne?" diyebilirsiniz..
İlginçliği şu:
Aslında filmin konusu gereği şort giymiş beş yüz tane kadına
gerek yok.Yaptıkları işin bir kısmı da (Kapsülü yüklemeleri)
kadına ait bir iş değil.
Diğer görevleri ise Ay'a gidiş için hazırlanan törende fon yapmak.
Yani mesele,ta 1902'de de kadınların görsel malzeme olarak
kullanılıyor olması...
Tabii bunun öncesi de vardır da,ben belgeli olarak gördüğüme
göre konuşuyorum.
Ancak bu filmde neden buna gerek duyulmuş,işte ona bir anlam
veremedim.
Reyting,izlenmeme kaygısı, dolayısıyla gişe yapamaması desem,
sinemanın varlığı bile o dönem için başlı başına reyting unsuru..
İnsanlar için sinema yeni çünkü..
İcad olalı henüz yedi yıl olmuş;işin heyecanı taze..
Üstelik bugünkü gibi her Cuma vizyona yeni film de girmiyor.
Yani filmler arası rekabet yok.
E o zaman?
Neyse..
Nedeniyle uğraşacak halim yok.
Gördüğüm, 107 yıldır kadının bu durumunda bir gıdım bile değişikliğin
olmaması.O zaman bile kadını kullanıp baldır bacakla mal satmaya
çalışmışlar.
Çözümü mü?
Bu tür bilimsel yazılar beni yoruyor;bak yine daraldım,bunaldım.
Üstelik Ramazan bunalımındayım;ilaveten sigara da yok..
Cümleleri toparlamakta zorluk çekiyorum.
"O zaman niye yazacağım diye debelenip duruyorsun birader" diyen
olursa ben de "dingillik parayla mı?" derim.

Ben en iyisi son defa gidip deniz manzarasına karşı bir iki bira içip geliim..
Çözüme sonra bakarız;çözüm bi yere kaçmıyor ya..
Hem çözüm o kadar elzemse niye bugüne kadar beklediniz ki?
Duyamadım?


Küçük bir not:
Filmin sonunda öptüğü kız öpmeyi hayal ettiği kızla aynı kız değildi.
Filmin tadı kaçmasın diye onu yazmadım,belki izlemeyen vardır diye..



18 Ağustos 2009 Salı

Şiirsel bir gün



Dün akşam geç vakitte bir arkadaş bana yazdığı şiiri göndermiş.
Gün içersinde fazlaca gerilince aklına ben gelmişim;o da bir şiir
döşenip bana göndermiş.
Yayınladım diye kızar mı bilmiyorum,ancak içinde adım geçen bir
şiir olduğundan çok hoşuma gitti, paylaşayım istedim.
Belki saçma gelecek ama,insan, "Ayarım bozuk,gerginim" gibi
olumsuzluk içeren bir cümlede bile sırf adı geçtiği için mutlu olabiliyor.
En azından bu benim için böyle..
...
Şiir ise şöyle:

Gerginim
Asabiyim
Bugün kafam çok bozuk,
Bil bakalım ne haldeyim!"
(Kafiyeye dikkatinizi çekerim)


Tabii şiiri çok beğendim;haliyle de duygulandım;gözlerim yaşardı.
Kimselere belli etmeden sağ elimin işaret parmağını kanca gibi
yapıp üst kısmıyla usulca akan göz yaşlarımı sildim.
Haliyle böylesine duygu yüklü bir şiirin meyvelerini avcumun içini
gözümün üstüne bastırarak uykudan yeni kalkmış gibi oğuşturarak
silemezdim.
...
Bu arada o güzelim şiiri karşılıksız bırakamazdım tabii.
Ancak şiir yazacak kabiliyetim yoktu.
Derken bir mucize oldu;yumurtaya can veren Rabbim,benim gibi
keresteye de ilham verdi;o sayede ben de ona "az veren candan misali"
iki mısralık bir şiir yazıp gönderdim.
Memnun oldu mu olmadı mı henüz bilmiyorum.
Daha cevap gelmedi çünkü..
Şiir iki mısra olunca fasikül fasikül göndereceğimi zannedip
tamamlanmasını bekliyor olabilir.
Belki de kafiyesini arıyordur,bilemiyorum artık.

Anlayacağınız akşamki şiirleşmenin gazıyla bugün çok mutlu kalktım
yataktan.
Hergün ana avrat sövdüğüm arkamdaki çam ağacına yuvalanmış
Ağustos böceklerinin sesi bile bugün bülbül şakıması gibi geldi bana..
...
Hep "yahu hiç huzurlu bi günüm mü var da.." diye sızlanıp sürekli
ertelediğim sigara bırakma meselesini bugün çözmeye karar verdim.
Belki bir daha bu kadar mutlu bir günüm olmayabilirdi.
Evet;kesin olarak çok sevdiğim sigaradan ayrılmaya karar verdim.
Hem de günün konseptine uygun olarak,şiirle...
Üstelik Cemal Süreya'nın şiiriyle..
Sigarayı bırakanın şiiri
Eskiden birinci işimdi sigara içmek
Şimdiyse içmemek birinci işim.

16 Ağustos 2009 Pazar

PazarLIK

Kullanılmamışki..
Karısından yeni boşanmış adam katıldığı bir partide eski karısını ve onun
hemen evlendiği yeni kocasını görünce çok kıskanmış,sinirlenmiş,birkaç
kadehte içtikten sonra tatsızlık çıkartmak amacıyla yanlarına gidip adamın
karşısına geçmiş," Nasl oluyor bakalım ikinci el mal?.." diye sormuş..
"İkinci elle hiç alakası yok..!" demiş adam," İlk 5 santimden sonrası yepyeni..
Hiç kullanılmamış..!"

***









15 Ağustos 2009 Cumartesi

Do you love me?


Bu şarkının videosunu ilk defa bugün gördüm.
Keşke görmez olaydım.
...
Ben bu parçayı dinlediğim zamanlar tel dolaplar daha yeni yeni
yaygınlaşmaya başlamıştı.Tel dolabı olan evler parmakla gösterilirdi.
Ve o evler zengin evi muamelesi görürdü.
Hatta artan yemekleri bir dahaki öğüne kadar saklaması için
tel dolabı olan komşulara götürürdük.

Nasıl?Lafa böyle girince eğlenceli oluyor mu?
Bu lafı,ne zaman "yetmişler" dense,sözü tel dolabına getirip de
eğlence konusu yapanlar kısa bir süre sevinç yaşasın diye söyledim.
Tabii ki söylediklerimin gerçekle alakası yok;hem bizim evde
ayıptır söylemesi ikisinden de vardı.
Hem nofrost var dı da ille de tel dolabı olsun diye tutturduk mu?
Hayret bi şey ya..
Ayrıca buzdolabını siz mi icadettiniz de caka satıyorsunuz?.

Aynı videoyu facebook'a da koydum bugün.
Atalet yorum yazıp adamdaki yakalara bak diye epey gülmüş.
E iyi de,o zamanlar bayılıyordunuz ama..
Gerçi haksız da sayılmaz;gerçekten de komik görünüyor.
Eşek kulağı mı ne öyle bi şey deniyordu onlara..
Ki ona harcanan kumaşla ufak bir çocuğa takım elbise dikilebilirdi tahminim.

Neyse,yine çenemiz düştü lafı uzattık..
"Biz eskiden,su içerdik testiden" deyip devam edelim.
...
TV olmadığından eski deyimle şarkıyı nasıl icra ettiklerini görmezdik
ama hayaller kurarak dinlerdik.
İyi ki görmemişim,iyi ki de kendi keyfime göre hayal etmişim.
Görseydim belki de bu kadar etkilenmezdim.
Ki bu parça benim en çok etkilendiğim parçalardan biriydi o zamanlar..
Hatta "böyle bir sesim olsa da önüme çıkan kıza 'I need you' desem
kesin eli boş çıkmaz,araklardım diye düşünürdüm.
Tabi aynı şeyi şimdi yapıp kızın birine "I need you "desem acaba başıma
ne gelir, o da ayrı konu.
Herhalde adamcağız karşıdan karşıya geçecek de yardım istiyor zahir
diye düşünürler.
Yani beni yaşarken öldürürler.

Bakın bu son ettiğim lafları havada kapıp da yorum döşemeye,kafa
bulmaya kalkışmayın bozulurum.
Bir an eğlenceli gibi geldi de ondan yazdım.
Aslında böyle laflar etmemem lazım biliyorum ama dayanamıyorum.
Napim kendimle dalga geçmek hoşuma gidiyor.
Ama yaptığımın yanlış olduğunun da farkındayım.
Ne demişler ,"sığ yerini gösterme herkes ordan geçmeye kalkar."

Uzatmayalım,bugün klibi izleyince canım sıkıldı.
Tamam;ses yorum filan her şey aynı..
Gel gelelim parçayı mokunda boncuk bulmuş gibi yılışarak söylemişler.
Üstelik Sharif Dean,kız şarkıyı söylerken sanki şarkının sözlerini
unutmamak için sıra kendine gelene kadar içinden tekrar
eder gibiydi..
Hatta şarkıya girme anını kollar havası vardı.
Velhasılı bu tavırlarıyla resmen anılarımı tepelediler..
...
Son olarak..
Dikkat ettiyseniz eğer,şarkıda "I love you" cümesi de kullanılmasına
rağmen "I need you"yu kulanmayı tercih ettim.
Sizi bilmem ama ben "seni seviyorum" lafının ucuzladığını düşündüğümden
yaptım bunu.
Hem birisine, ona ihtiyaç duyduğunu söylemek,seviyorum demekten
çok daha üst düzey ve nitelikli bir laf gibi geldi.
Yanılıyor muyum?

13 Ağustos 2009 Perşembe

Psikolojim bozuldu


Feysbook'un online people'da "profiline kim bakmış" dalgametresini
çok severim ben.Fırsat buldum mu doğru oraya koşarım.
Profilime bakanlara ben de bakar,"Ulan kartsın martsın ama yine
de meraklın bol kerata" der,üstüne de "yahu kardeşim hangi birinize
yetişeyim ben" diye de güzel bir cila çekerim.

Profilime bakanlar dayısına mı benzetmiş de bakmış,yoksa mahallenin
bakkal amcasına mı, ya da yanlışlıkla mı tıklamış beni alakadar etmez.
Bakmaları için tek bir neden vardır, o da kesinlikle bana bayıldıklarından.

Bu bloğu takibedenler bilir,olan biteni kendi keyfime göre yontmasını,
nasıl işime gelirse öyle algılamasını iyi bilirim.

Yine böyle gazımı şarj etmeye niyetlendiğim bir gün.
Soluğu her zaman olduğu gibi online people'da aldım.
Daha sabahın körü ama mutlaka bir iki kişi ayaktadır onları görsem yeter
deyip daldım feyse...
Baktım sadece bir kişi gelmiş..
Farketmez,bir olsun bizim olsun dedim açtım sayfayı.
Anacım!!! O da ne?
Bir herif.
Hem de nasıl bir herif,kılın Allahı.
Umumi tuvalete benzer bir binanın önüne bir masa atmış,bir elinde
çay diğer elinde tespih,bacak bacak üstüne de atmış yılışık yılışık bana
bakıyor.
"Bana bakıyor" lafını bilinçli olarak yazdım,görüntü gerçekten öyle.
O bakışlar karşısında yerli filmlerde olduğu gibi göğüs nahiyene havlu
mavlu gibi bir şey alıp kapatasın gelir.
Hatta dizlerine denk gelen yere de seccade filan gibi bir örtü.
O derece pis bakıyor ki anlatılır gibi değil.
Hani önümde bir yerde olsa ne sırıtıp duruyorsun ulen deyip
basacağım sopayı.

Neyse..Keyfim kaçtı kapattım sayfayı.
Aradan bir iki gün geçti baktım yine o hergele..
Yine sırıtıp duruyor.
Bir şey de demiyor ki,ben de bir şeyler söylesem..
İlerleyen günlerde de değişen bir şey olmadı.
Ne zaman o sayfaya girsem o dingille karşılaştım.
Zepevenk kaydetmiş mi naapmış iki de burnumun dibinde bitiyor..
Üstelik son gelişinde utanmadan bir de hayran olmuş.
Tam,"Ulan pezevenk,senin ananı avradını" diye başlayan bir mesaj
yazdım ancak son anda göndermekten vazgeçtim.
Elin sanal dürzüsüne beş yüz kilometreden sövsen ne dövsen ne..
Hem bir de suçlu çıkma ihtimalin var;adam sana hiç bir şey dememiş ki.
Üstelik bakarsın kusura bakma diye bir mesaj çeker bu defa da
söylediklerimden utanırım,canım sıkılır.
Neticede çareyi herifi iptal etmekte buldum..

Tam kurtuldum deyip seviniyordum ki sevincim kursağımda kaldı.
Meğer asıl sürü arkadan geliyormuş..
Aşağı yukarı bir aydır hergün on kişi bakıyorsa üçü erkek.Yüzde otuz
oran da hiç azımsanacak bir oran değil hani.

Ya kardeşim manyak mısınız?Ne işiniz var elalemin kazmasıyla?
Etraf güzel hatunlarla dolu,gidin oralara..
Hayır,şehirler filan uyuşsa bir yerlerden gözü ısırdı merak etti
filan diyeceğim.
Hiçbirinin alakası yok.
Biri hanyada öteki Konya'da..
Bir de hayran olmuyorlar mı deli oluyorum.
Hele birisi tutmuş bir tane parti sonrası ayakkabısı göndermiş.
Öper misiiiin,sabaha mı bırakırsın..
Hayret bi şey!
Yahu kendimden şüphelenmeye başladım.
Top'a benzer bir halim var diye..
Bakıyorum aynaya,yoo maşallah koç gibi basbaya bi adam.
Sonradan aklıma Cemil İpekçi geldi.
Adamın bıyıklarına bakarsan Kırkpınar pehlivanı gibi..
Ucuna iki adam assan bana mısın demez..
Aklıma o gelince "ulan yoksa adamlar Cİ'den esinlenip biz ne
bıyıklılar gördük" diye mi düşünüyor acaba diye içime bir kurt
düştü...
Öyle ya..Bıyıkların caydırıcı bir etkisi olmadığına göre...
Sonradan kendi kendime dedim ki "oğlum bu işi bir de öbür
tarafından düşün;ya adamlar topsa?.."
Hakkatten ya..
Niye bunu daha evvel düşünemedim ki ben..
Birden aklıma geldi;son zamanlarda kıçından düşüp gider
mendil kadar slip mayosuyla bir iki kişi dadanmıştı.
"Tamam işte" dedim kendi kendime..
"Top lan bunlar,bildiğin top.Ulen boşuna boşuna kendimi
sıkıntıya sokup gerilmişim."
....
Tık tık tıtık tık tık..(Daktilo sesi oluyor bu)
Tarih,13 Ağustos 2009..
Sabahın erken saatleri....
Benim feyse bulaşmama sebep olan balık etli (avatarı) arkadaşımdan
bir mail...
Aynen şöyle:
"Xxxxx seni 'koyu renk ojeden vazgeçemeyenler!' adlı Facebook grubuna
katılmaya davet etti."

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Issız adam Cennet'te..



JSC Ahmet Hoca'nın "kadınlar eski kocalarına verilecek" lafı ilk
anda moralimi bozduysa da -bakınız alttaki yazı-biraz düşününce
o lafın aynı zamanda intikam alacağım günlerin de habercisi
olduğunu anlamam,bozulan moralimin yerine gelmesine sebep oldu.
Neden mi?
...
Issız Adam filminden esinlerek "Yemek yapan erkek seksidir.;
ay bayılırım ben bunlara" ayaklarıyla erkeklere yemek yaptırıp
çakma ıssız adamlar imal etme heveslisi bir kitle vardı ortalıkta.
(Gerçi hala da var ya...)
Hesaba göre adamlar mutfağa girip yemek yapacaklar,bunlar da
yiyip içip yan gelip yatacaklar.Akılları sıra hacimlerini büyütüp
suyun kaldırma gücünden daha fazla istifade edecekler.
Hatta hacimleri nedeniyle daha fazla su taşırıp,taşırdıkları suyun
ağırlığına denk bir kuvvetle de yukarı doğru itilecekler.
İtilmekten ne zevk alacaklarsa artık...
(Yazılarıma bilimsel değil diyen bre densizler!Bu ne peki?)
Halbuki adam gibi dizimin dibinde makul kiloda kalsaydınız da
sizi ben kucaklayıp kaldırsaydım daha iyi olmaz mıydı?

Ara nağme:
Bu arada;buradaki "ben"den kasıt,benim gibiler..
Yani "çişini aynı kargıdan yapan tipler" manasına...
"Aynı kafadan olanlar" da diyebiliriz;sakıncası yok.

Neyse uzatmayalım,buna karşılık ben de bir yazı yazıp "o zaman
kendinize birer aşçı edinin;hatta bonus olarak yanına yamağını
da ilave edin demiştim.
Elimden başka bir şey gelmediğinden "tosun gibi semirir de eve
bağa sığamazsınız inşallah" diye beddua etmiştim.
Ne yalan söyleyeyim,bu taraklarda bezim olmadığından kıskaçlıktan
çatır çatır çatladığımdan söylemiştim bunu.
Ama eninde sonunda ibrenin benim gibilerin tarafına döneceğini
bildiğimden ya da tahmin ettiğimden yine ya da umduğumdan
kafaya takmamaya çalışmıştım.
Ayrıca bugüne kadar gördüklerim kazın ayağının hiç de öyle
olamadığını söylüyordu.
Kadın kısmı kereste yontmaktan daha çok zevk alıyordu;
yontamayınca daha da üstüne düşmeyi seviyordu;dolayısıyla
yontulmuş,ayak arasında kedi gibi dolanan,gördüğü her ev
eşyasını tamir etme arzusuyla yanıp tutuşan,"canım"sız
"cicim"siz "hayatım"sız konuşmayan bu diyet erkek tiplerine
eninde sonunda prim vermeyeceklerini,sonunda dönüp dolaşıp
kuzu kuzu dizimizin dibinde biteceklerini biliyordum ama
yine de bu sinir sistemimin bozulmasına engel değildi.
İşin acı yanı o saatten sonra dönseler ne olacaktı ?..
Çakma ıssız adamların elinde büyük ihtimalle hepsi tosundan
bozma besili güzel olacak,vücutlarında,mevcut tüm ayıplarını
örttüğü gibi ilerde olası ayıplarını da örtecek kadar et/yağ
biriktirmiş olacaklardı.
Bu defa da onlar istese bile ben onları istemeyecektim;yani
her halukarda ellerim yine boş kalacaktı.
Yani "ha anan ölmüş,ha baban" durumuydu..
Lakin ellerim boş da kalsa bunların burunları mutlaka sürtülmeliydi
yoksa ne bu dünyada ne de öteki dünyada huzur bulamayacaktım.
İşte hocanın yukardaki lafları biraz daha dişimi sıkarsam mutlu
sona ulaşacağımı müjdeliyordu.
Peki nasıl olacaktı bu?
Gayet basit.

Bi kere cennette yemek yapmak gibi bir aktivite yoktu.
Ne istersen alası ayağına geliyordu zaten.
Yani "ay yemek yapan adama bayılırım şekerim" cümlesinin
"ay" la "şekerim" arasında kalan kısmı kadük oluyordu.
Dolayısıyla ortalıkta yemek olmadığına göre onu yapan
bir adam da olamayacaktı.
Haliyle seksisi de..
Geriye ne kaldı?Erkekliği mi?
Zaten orada böyle bir sorun yoktu ki..
O "erkeklerin üçte ikisi jöle gibi" araştırması dünyada kalmıştı.
Cenette ise herkesinki ayazda kalmış bekçi bastonu gibiydi..
E o zaman kim öperdi "yemek yapan seksi hıyar"ı..
Yani yemek yapıyor olmak ayırdedici bir özellik olmaktan
çıkıyordu.

Sonuçta özellikleri hadım edilmiş bu adamlar,defolu mal gibi eski
karılarının elinde elinde kalacaktı.
Tıpkı öngörüsüzlüğünden yanlış mal istifleyen tüccarın mallarını
satamayıp elinde patlaması gibi..
...
Yahu düşündükçe zevkten ağzımın suları akıyor,toparlayamıyorum
ki mevzuyu..

Şimdi;ben bunların haline sırf ağzımla gülsem,eksik olur yazık olur.
Bir başka organım daha vardı,onu da devreye sokmam lazım aslında
ama,nereye koyduysam bulamadım.
Dur bakiim;şuralarda bir yerlerde olacaktı..
Aha işte burdaymış;arka tarafta pantolonun altında kalmış da
farkedememişim.:))))))))

E ne demişler keser döner sap döner...
Yok yahu!
Ne zaman bu lafı kullansam başıma bir iş geliyor.
Keser de sap da dönüyor dönmesine de,yalnız niyeyse sap hep
benim elimde kalıyor.
En iyisi sadece gülmek.
Aynen sayfanın tepesindeki smiley gibi.
...
Bir tavsiye:Henüz vakit varken yanlıştan dönün,tövbe edin.
Affedilme ihtimaliniz olabilir.

Benden söylemesi.

11 Ağustos 2009 Salı

Bittim ben!



Geçenlerde Jet Skici Cübbeli Ahmet Hoca Fatih Altaylı'nın
konuğuydu.Merakımdan bir parça takılayım demiştim ama
baktım adam epey eğlenceli,sonuna kadar izledim.
Epeyce de faydalı bilgiler edindim sayesinde.
Adam zor bir dersi eğlenceli hale getiren öğretmenler gibi.
O tatlı tatlı anlatıyor ben de kakara kikiri yaparak izleyip
gülerken öğreniyorum.
Derken,bir ara öyle bir laf etti ki dondum kaldım.
Birden suratım,omuzlarım düştü,resmen çöktüm.
Dediği şuydu:
"Ahrette kadınlar yine eski kocalarına verilecek.
Birden
fazla kişi ile evlenenler en son kimle evlilerse
ona verilecek.

Bir kadın kocasından şikayetçiyse,sıkıntısı varsa,
bıktıysa;
ölmeden boşasın, böylece ahirette eski
kocasıyla uğraşmaz."
Bu lafları duyunca sadece "bittim ben!'" diyebildim..
Peki neden?
Yazının burasında küçük bir açıklama yapmam gerek:

Ömrümün hiç bir döneminde projelerimin arasında
çocuk sahibi olmak olmadı.Hep "kıçında testi kırığı var
gibi gezmeye meraklı adamın çocukla ne işi olabilir" diye
düşündüm.
Karşı filan değildim ama ille de olsun diye de bir derdim
yoktu.Neyse sonuçta kaza süsü verilmiş bir iki küçük
operasyon sonucu bugün en büyüğü 13 yaşında iki adet
sıpam oldu.(Aslında tam burada "ellerinizden öper"
ifadesini kullanmam gerekirdi ama daha o lafları
akıcı bir biçimde yumurtlayacak kadar moruklamadım)
Ve ondan sonra da beni tanıyanları şok edecek anormal
değişikler oldu bende.
Meğer içimde saklı acayip bir çocuk merakı varmış da
haberim yokmuş.
Uzatmayalım geçtimiz aylarda idrak ettiğimiz babalar
gününde ne kadar matah bir baba olduğuma dair epey
öğücü laflar işittim.En önemlisi kızlarımdan ve onların
arkadaşlarından gelenlerdi..
Tabi bu durum hoşuma gitti,yayıldım.
Bunu fısat bilip onlardan aldığım güçle dedim ki;"Bugün
bu evde oturabiliyorsam sizin sayenizde.Yoksa ananız
şimdiye çoktan kapının önüne koymuştu.Sanırım siz
büyüyene kadar üç beş sene daha idare etmeyi planlıyor."
Şimdi bu lafı ettim ya,bekliyorum ki birileri "ne alakası
var" filan deyip "nerdeeee senin gibi yavru" filan desin
söylediklerimi yalanlasın.
Güldü.
Aynen yukardaki smiley gibi.
Hatta onun daha ürkünçlüsü..
İşte hocanın lafınının üzerine o ürkütücü gülüş de gözümün
önüne gelince resmen bunalıma girdim.
İstermisin şimdi "ulan bu antin kuntin herifi öbür tarafta
da mı çekeceğim,n'olur n'olmaz vakitlice sallayayım gitsin"
deyip yarın kapının önüne koysun?
Valla koyar mı koyar..
Gerçi ben başka bir nedenden dolayı n'olur n'olmaz diye
evlilik programlarını sıkı takibederdim.
İyi kötü tecrübem var yani.
Neticede kör satıcının şaşı alıcısı olur.
Kapı kapı dolaşır nasılsa birini bulurum.
Bulurum bulmasına da..
Ancak milletin karşısına çıktığımda referans olarak
göstereceğim şey ne olacak?
Asıl önemli olan o!
Adam yeni bir işe girmeye kalkıştığında bile eski işinden
neden ayrıldığını soruyorlar.
Üstelik bu proglamlardaki kadınlar tam bir bilinçli tüketici;
meclis mal varlığını araştırma komüsyonu üyeleri gibi adamı
çatır çatır araştırıp tapu filan soruyorlar.
E bende de dişe dokunur bir cevap da yok,muhtemelen kapı
önüne konduğumda da mal varlığı...
Anlayacağınız CV fena halde çizik..

Sonuç:
Kaldım mı şimdi "Bir ipim,bir de gözümde tikim"le baş başa?
Valla işin doğrusu kendi kendime "oh olsun" demeye de
dilim varmıyor ki...

9 Ağustos 2009 Pazar

Öz PazarLIK


(Yiğit ÖZGÜR)


Neden Hep Erkekler ' Önce Gelir ' ?..

İlkokulda derste küçük Mary elini kaldırıp "İncil'e göre Adem
Havva'dan önce dünyaya gelmiş değil mi öğretmenim"
diye sormuş..
"Evet kızım doğru" diye cevap vermiş öğretmeni..
Ama babam der ki 'Toplumda her zaman kadın erkekten önce gelir'..
Bu bir çelişki yaratmıyor mu?."
Öğretmenin yüzünde muzip bir gülümseme belirerek, "Mary.."
demiş, "Adem Havva'dan önce geldi..
İnan bana.. Ondan sonraki tüm erkekler de bu kuralı kesinlikle
bozamadı!.."
(Yıldırım TUNA)
...

Görüldüğü üzere PazarLIK özüne döndü.

PazarLIK

"Elin gavuru nelere gülüyor" adlı koleksiyonumdan.
Yaklaşık 3500 karikatür içinden bulabildiğim bunlar.
Sizi bilemem ama ben gülemedim.
Zaten gülünsün diye de koymadım.
Maksat vatandaş dünyadan haberdar olsun;bilgilensin.
Yani bu bir Gergin prodakşın kültür hizmeti;sevabına...

Bunları gördükten sonra,yaptığı karikatürlerle adamı çoğu
kez embesil keriz yerine koyan Yiğit Özgür'ü,bu dingilliğine
rağmen alnından öpesim geldi.

Resmi büyütmek için üzerine tıklayın.Başka aksiyona
gerek yok.(Nasıl mânâlı cümle ama?)

7 Ağustos 2009 Cuma

Nerde o eski mayolar..

Cüzzamlı melek'le Ajda Pekkan konusuna girince haliyle
kafam kadınların modifiye edilmiş uzuvlarına takıldı.
Takılmakla da kalmadı,düşündükçe beynime binbir türlü
fikir üşüştü..
Fikir bu,rahat durmaz ki;adamı dürter durur.
O dürtüklemeler sonucu geldiğim nokta aşağıda...
Peki neden bu noktaya geldim?
Detayı daha sonra ama şu kadarını söyleyeyim,o
silikon faciaları için iyi bir kapalı cezaevi olacağını
düşündüğümden..

Ve yazımı güzel bir türkü ile noktalıyorum:
"Dam üstünde un eler,inşallah patır patır patlar o tombul
memeler"
Oh be!
Üstüme nasıl bi ferahlık geldi anlatamam.
Nedir ulan bu Çin malı gibi fason memelerden çektiğimiz?








5 Ağustos 2009 Çarşamba

"Güzellik, gençlikle gelip gitmez"



Mehmet Y.Yılmaz,Ornella Muti'nin tatil için Türkiye'ye gelişinin
gazetelerde "Yıllar Ornella'ya yaramamış" şeklinde bir başlık
ile verilmesi üzerine bir tespitte bulunuyor:

"Fotoğraflara baktım, Ornella Muti, evet biraz yaşlanmıştı
ama eskisinden o kadar da farklı değildi.

Büyüleyici bakışlar,hokka gibi bir burun, davetkár dudaklar.
Bildiğimiz Ornella işte! Erkeklerin acımasız bir yönleri var.
Yaşlanan kadının çirkinleştiğine olan bir inançtan kaynaklanan
bir durum bu!

Benzeri bir duruma, aynı liseden mezun olan arkadaşlarımızla
yediğimiz bir yemekte de tanık olmuştum.

Mezuniyetimizin üzerinden 30 yıldan fazla geçmişti ve hepimiz
artık orta yaşlı erkeklerdik.


Yatılı okula girdiğimizde hepimiz sürekli annesini, babasını
özleyen çocuklardık.
Erkeklerin kolayca büyüyemediklerini kanıtlayan bir toplantıydı
daha açıkça söylemek gerekirse.


Sohbet kaçınılmaz olarak o dönemdeki, zaten sayıları iki elin
parmağı kadar olan "gündüzlü" kızlardan en güzeline gelmişti.

Sonraki yıllarda onunla karşılaşma olanağı bulanlar hep aynı
şeyi söylüyorlardı:
"Yaşlanmış, eski güzelliği yok!"
Masanın etrafındaki 40'a yakın orta yaşlı erkeğin görüntüsünü
veriyorum şimdi:
Çoğunun saçları dökülmüş, hepsinin göbeği pantolon kemerini
zorluyor ama kendilerini hálá 18 yaşında zannediyorlar!

Yılların kendilerinde yarattığı tahribatın farkında değillermiş
gibi, kızlar için atıp tutuyorlar!
Bu bakış açısını değiştirmek zor.
Çünkü başta medya olmak üzere,kozmetik ve giyim sanayi de
hep aynı şeyi pompalıyor:
Genç kalırsan, güzel olursun!
"

"Orta yaşlı kadınlara moral vermek için yazmıyorum bunu"
diyerek de bağlıyor lafın sonunu...
Ben de öyle...
Peki neden?
Belki "nal-mıh" meselesi..
Belki de özeleştiri;bilmiyorum ama buraya aktarasım geldi işte..
Zaten bilen bilir,benim kadının yaşıyla işim olmaz..
Son zamanların moda deyimiyle "elektriğine" bakarım ben..
Voltaj iyiyse yaşına başına bakmam..
Yok,bu olmadı;"iki tek atarsam saçına başına bakmam" fıkrasını
anımsattı biraz..
Amaaan;öyle bir şey işte..
Anlayıverin artık;her şeyi de tek tek yazacak değiliz ya!..
Hadi bir de örnek verelim;duramadım yine:
Mesela Monica Belluci...
Yaş 45..
Aysun Kayacı'yla yan yana koy "hangisi" de...
Ağzımdan Monica'dan başka laf çıkarsa Demi Moore öpsün.
Daha ne diim..
Bundan büyük yemin mi olur?

Hadi daha da ileri gidelim..
Hani,olur a ,maazallah yanlışlıkla Monica benden tarafa baksa,
"çağırdı da ben mi duymadım" diye körlemesine o tarafa doğru
koşturmazsam ne oliim!..
Daha ötesi var mı?



Yazının telvesi:
"Plastik güzellerden hoşlananlar sadece alıklar
ve bakkal çıraklarıdır" -Ortega Y. Gasset
(Mehmet Y.Yılmaz-Hürriyet)

2 Ağustos 2009 Pazar

PazarLIK

Bu karikatürleri, geçen hafta yani bir önceki yazıda
boş yere sallamadığımızı göstermek için koydum.

Mordillo,eğer konu aşk/sevgi ise eli açıktır;bonkördür.
Hatta "elinin ayarı yoktur;işin mokunu çıkarır" bile
diyebiliriz.
Ne kadar gök cismi,kalp vs. varsa serpiştirir ortalığa..
Fazla lafa gerek yok;mal meydanda..