21 Mart 2010 Pazar

PazarLIK

Pazar keyfi!
(Yanlış anlaşılmasın,ben tırtılları kasdediyorum.)
...
Her fırsatta Mordillo'nun karikatürlerini sevdiğimi söylerim.
Bu karikatürünü diğerlerinden ayrı tutar, daha bir severim.
Çünkü insanın üzerinde "çok şükür halimize" etkisi bırakır.
Haksız mıyım?


16 Mart 2010 Salı

Bu bizim şarkımız olsun..



Bekriya "derin" bir mevzuda "sevmek için sebebe gerek yok"la
"yaktın beni vijdansız" arası Tarantino'dan esinlenme volümlü
bir yazı yazmış.
Yalnız bunu olmuş bitmiş bir şey için mi, yoksa ilerde olabilecek
bir şey için peşin peşin önlem olarak mı,ya da her ne kadar aksini
iddia etse de birini methetmek için mi yazmış orasını pek
anlayamadım.
Oysa yazıyı en az beş defa okudum.(IQ'yu siz tahmin edin.)

Bilmeyenler için söyleyeyim,zaten bu Bekriya ile Cüzzamlı'nın
yazdıklarını yanlış anlayıp ters köşeye yatma ihtimali çok kuvvetlidir.
Okuduklarından etkilenip de lokman hekim edasıyla "dur bir şeyler
yazayım da yaralarına merhem olsun dersen hata edersin.
Olası bir hataya düşmemek için yapılacak ilk iş birbirlerine yazdıkları
yorumlara bakmaktır.
Gerçi bunu yaparsan yorum yazmaktan vazgeçebilirsin de..
Çünkü yazdıkları yorumdan çok muhabbete benzediğinden kendini iki
sevgilinin arasına girmiş kara kedi gibi hissedebilirsin.
Örnek olsun bakımından söylüyorum,akşam ben söz konusu bu yazıyı
okudum.Ancak hemen yorum yazmadım.Aynen yukarda bahsettiğim
gibi önce yorumlara baktım Cüzzamlı ne demiş diye..
E daha evvel darbeyi yedik bir defa..
Ne demişler:"Dirgeni yiyen sıpa,bir daha gelmez sapa!"
İyi ki de bakmışım.Cüzzamlı bir araba dolusu kapa parantezle gülmüş.
Şimdi gel de yorum yaz.Yazamadım tabii..

Neyse bunlar çok önemli değil,önemli olan yazısında "öpmüşüm ulen
yedi sülaleni;evvelden sen mi vardın" kıvamında efelenip kuyruğu dik
tutar bir tavır takınması..
E ne demişler,"bana kankini söyle,sana kim olduğunu söyleyeyim"
Kankisi Cüzzamlı olan birinden de başka türlüsünü beklemezdim
doğrusu..(Cümle "kankisi Bekriya olan.." şeklinde de kurulabilir.)
Gelelim yazının en can alıcı cümlesine...
Diyor ki "Şarkılardan nefret etmek istemiyorsanız başkalarıyla
ilgili anlamlar yüklemeyin üzerine. Bırakın notalarda kalsın anlamı .... "
Doğru lafa ne denir...
Ben de bu özlü söze küçük bir ilave yapayım dedim:
Sakın ola delilik yapıp da "bu bizim şarkımız olsun" havasında
onu bunu sevdiğiniz bir şarkıya ortak etmeyin.
Maazallah günün birinde işler ters giderse ömür billah o şarkı
ya da şarkılardan mahrum kalırsınız.
İlle de bir şarkımız olsun diyorsanız "arabada beş evde on beş" türünden
bir şey seçin .
Hiç olmazsa sittin sene dinlemeseniz de bir şey kaybetmezsiniz.
Sonuç olarak...
Her ne kadar yine birilerinin sırtından blog güncellemenin vicdani
rahatsızlığını hissediyor olsam da topluma yararlı bir mesaj vermenin de
haklı gururunu yaşıyorum.
Ellerim dert görmesin diyor,gözlerimden öpüyorum.
Teşekküre gerek yok;biz ne için buradayız sanıyorsunuz?

8 Mart 2010 Pazartesi

Aşk...


...
Aslında 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle kadınların
hoşuna gidecek bir şeyler yazıp şirinlik yapacaktım.
Yazdıklarımı desteklesin,daha bir etkili hale getirsin diye bir
tane de karikatür koymaya karar vermiştim.
Ancak aramalarım sonucunda içime sinen konuya uygun bir
karikatür bulamadım.
Daha fazla aramaya da üşendiğimden elimdeki mevcut
karikatürlerden birisini ite kaka bu güne uygun hale getirmeye
karar verdim ve bu iş için yukardaki karikatürü seçtim.
Niyetim adamın el haraketinden yola çıkarak bir şeyler uydurmaktı
ama arkamı dönüp baktığımda gördüm ki şu ara bende onu yapacak
münasip bir organ yok.
Yazmaya yazmaya elim iyice soğumuş;iki elimle bi klavyeyi
doğrultamaz hale gelmişim.
Gerçi karikatürdeki kadının hareketi de şevkimi kırdı.
Ne kardeşim bu böyle "ipini çektim" der gibi?
Allah göstermesin,ya boğulsa?...
...
Yukardaki yazının açıklaması:
Tekrar yazmaya başlamak için bir şeyler uydurup bir yerlerden
başlamam gerekiyordu,ben de öyle yaptım..