28 Nisan 2010 Çarşamba

Tartaklamalı eğitim



Çocuk yetiştirme konusunda kendimi epey bilgili zannederdim.
Hatta edindiğim kitabi bilgilerin üzerine çocukluğumda
yaşadıklarımdan edindiğim kullanılabilir kıssa-hisse ne varsa
ekleyip harmanlayınca,teori bir yandan pratik bir yandan hesabı
süper ebeveyn olduğumu düşünürdüm.
Derdim ki "ah elime bir kaç çocuk geçse de şööle cillop gibi
yetiştirsem,el âlem çocuk nasıl yetiştirilmiş bir görse"
(El âleme göre ne varsa artık.)
Ancak yanılmışım;meğer "pedagojik formasyon"um eksikmiş!
...
Uzunca bir süredir "Aman dikkat!Ergenlik dönemi" klişesi yüzünden
olan biten bir takım şeyleri gözardı edip dişimi sıkıyor,bıyıklarımı
kemirip duruyordum.
Hatta sırf bu yüzden o biricik aksesuvarım imamın bıyığına benzemişti.

Bir akşam...
Aslında bu gibi durumlarda lafa "zaten o gün cinler tepemdeydi"
türünden bir cümleyle başlanır ancak,benim durumum hiç de
öyle değildi.
Aksine keyfim gayet yerinde ve kakara kikiri vaziyetteydim.
Ta ki sevgili kızım tepemi attıracak lafı edene kadar.
Sabır taşının bile "yetti ulan gayrı" dediği ana kadar yani.
Ben de "yetti gayrı" dedim,gayet yüksek volümde ve de bas
bariton tonda başladım arya söylemeye...
Ki insan dinlemeye doyamaz.
Hatta kendim de doyamadım söyledikce söyleyesim geldi.
Çoştukça coştum.
Bir ara ergenlik adayı diğer sıpa volumü biraz kıssak diyecek oldu
"kusura bakma seni atlamışım;senin de hakkını yemeyelim" dedim,
bir kuple de onun için söyledim.

Boşuna dememişler müzik ruhun gıdasıdır diye..
Yavrucaklar gıdayı alıp doyunca haliyle üzerlerine bir rehavet çöktü,
ses soluk kesildi.

Oh be!
Başlarım ulen sizin ergenliğinize mergenliğinize!..
Hatta pedagojisine de,onu çıkarana da...
Bu ne ya?

Ertesi sabah..
Kalktım,kapının altında bir not...
Peçeteye yazılmış olsa "sesimi beğendiler de yeni istek yaptılar
galiba" diyecektim ama bu şiddet kullanılarak yerinden söküldüğü
her halinden belli pötikareli kağıt,içinde pek de hayırlı bir şeyler
varmış gibi durmuyordu.
Okudum.
Yazının ilk cümlesi ve de aynı zamanda özeti şuydu:
"Ben de sizi mantıklı biri zannederdim!"
Haydaaa...Buyur burdan yak!
İyi de ben bu konuya hiç çalışmamıştım ki!Hatta bu konunun
varlığından haberim bile yoktu.
Haliyle karşı hamle yapacak durum da yoktu.
Çareyi kimselere görünmeden erkenden büroya kaçmakta buldum.
Nasılsa akşama kadar bir hal çaresi bulurum diye..

Notu üç beş defa okudum.
Düşündüm taşındım,sonuçta "gidişata bakar ona göre davranırız deyip"
hiç bir şey yapmamaya karar verdim.
Nasıl olsa bir iki gün küser sonra da bir şekilde arayı düzeltiriz diye
düşündüyordum,ancak öyle olmadı.
Yani küslük hali hala devam ediyor.
Bunları yazdığım an itibariyle de durumda değişiklik yok.
İnatlaşmaya devam ediyoruz,bakalım sonu nasıl olacak.

Bu arada şunu söyleyeyim,insan ev alırken de kiralarken de
günün birinde küsüşeceğini hesabederek hareket etmeli,seçimini
ona göre yapmalı.
Malum,küsüşenler evin içinde mobil haldeyken aynen hapishanede
olduğu gibi birbirlerinin voltalarını kesmezler.
Mümkün olduğu kadar karşılaşmaktan kaçınırlar.
Sanki küstüğü kişi oralarda yokmuş gibi yaparlar.
Bu ölçütlere göre bizim ev bu işlere uygun değil.

Uzunca bir koridor...
Hani bir ucunda tıraş olsan öbür ucuna varana kadar sakalın tekrar
çıkar.
Hatta biraz abartıp o araya dolmuş hattı koysak,"olur mu kardeşim,
hiç rantabl değil" diyen çıkmaz;müşterisi çok olur çünkü..
Uzatmayalım,koridorun bir ucunda ufaklıkların odası diğer ucunda
da salon var.Diğer odalar ise yanyana dizilmiş durumda..
Evin çok kullanılan iki ünitesinden tuvalet bana yani salona yakın,
mutfak da kızların odasına..
Her iki tarafın da diğerinin bulunduğu bölgeye gün içinde en az
üç beş defa gidip gelmek zorunda olduğu,trafiğin de tek şeritten
yürüdüğü gözönüne alındığında ..
Hadi bakalım sıkıysa bu durumda birbirinizi göremezden gelin bakalım.
Karşılaşıp karşılaşmamak sorun değil aslında,ancak o ara çıkabilecek
en ufak problem meseleyi derinleştirebilir;korkum o.
O nedenle en makul çözüm ortalarda görünmemek..

Her zaman söylerim;Allah razı olsun şu Amerikan filmlerinden.
Ne zaman başım sıkışsa içinden bir bölüm derdime deva olur.
Yine öyle oldu.
Diyelim mutfağa gitmem gerekti..
Aynen polisiye filmlerde olduğu gibi önce hemen kapıya yaklaşıp
sırtımı duvara yaslıyorum,sonra yavaşça kafamı çıkarıp koridora
doğru bakıyorum.
Gelen giden yoksa "temiz" deyip en yakın odaya doğru hamle ediyorum.
Orası da "temiz"se bitişiğindeki diğer odaya atlıyorum.
Neticede böyle böyle mutfağa ulaşıyorum.
Dönüşü ise sorun değil.Nasıl olsa sırtım dönük,bu defa tedbir alma,
vaziyeti ayarlama sırası ona geliyor.

Valla bir yazının mokunu çıkartmak diye buna derim ben.
Eşek kuyruğu gibi uzadıkça uzadı..
Neyyse,devam...

"Ulan şu dünyada bahtsız bedevi bir ben mi varım" diye düşünürken
tavsiye üzerine Sevim Gözay'ın yazısını okudum.
Meğer yalnız değilmişim.
Yazıda iki alt başlık var ki meselenin özeti...
"Son model kız babaları" ve "Patron çocuk-İşçi aile"

Bu yazıyı da okuduktan sonra kararımı verdim.
Anlaşılan o ki "yavrum,kuzum"la bu işler yürümeyecek.
Sonuç:Tartaklamalı eğitim.
Hem ne demişler,"kızını tartaklamayan dizini tartaklar!"
Benimse dizlerim kıymetli,kıyamam.

14 Nisan 2010 Çarşamba

Ver mektuplarımı...

facebook resim

Akşam NTV'de Radikal gazetesinin teknoloji yazarı Serdar
Kuzuloğlu vardı.
Haliyle konu internetti tabii..
Konuşmasında,internete gönderilen tüm içeriğin ilelebet
orada kalacağını,sildiğimizi zannettiğimiz şeylerin aslında yok
olmadığını,üstelik paylaşımsitelerine gönderilen içeriğin site
tarafından üçüncü şahıslarla paylaşabileceğini,üye olmakla bu
hakkı onlara kendi elimizle verdiğimizi falan anlatıyordu.
Aslında bunlar bilinmeyen şeyler değildi.
Zaten biz o içerikleri bilerek isteyerek yüklüyorduk oraya.
O bakımdan başlarda konu çok da ilginç gelmemişti bana..
Ta ki aklıma arka mahallede yaptığımız yazışmalar gelene kadar.
Arka mahalle dediğim,hani şu mesaj kutuları,mailler falan var ya,
oralar işte..
"Gözden ırak,biz bize" sandığımız yerler..
Milletin dedikodusunu yaptığımız,"böcüğüm,güzelim,kurabiyem
yerim seni" türünden muhabbetler yaptığımız yerleri yani..
Adamların aklına esse de, o maillere,mesaj kutularına,msn'ye
nasıl olsa bizden başkası okuyamaz rahatlığıyla yazdığımız yazıları
eskidenyedigimhurmalarsimdikicimitirmalar.com benzeri
bir adreste toplayıp da kullanıma açsalar nasıl olurdu?
"Nasıl olurdu"nun cevabını size bırakıp "nerdeee o eski günler"
diyorum.
Gizli kalmasını istediğin şey gizli kalırdı.
En kötü ihtimalle ağzı sıkı bir kaç kişi bilirdi,onlardan da sır
çıkmayacağını bildiğinden rahat olurdun.
Diyelim ki bir ilişkin var.
İlişkin devam ediyorsa zaten sorun yoktu.
Şayet biterse yine sorun yoktu,delilleri karartmak için herkes bir
birinin mektuplarını geri verirdi iş biterdi.

Şimdi?
-Al mektuplarını...Sen de ver mektuplarımı..
-Facebook!Sen de!..

11 Nisan 2010 Pazar

PazarLIK

kadin
Doğruyu söyle canımı ye!

Geçenlerde NTV'de yapılan kadınlar gününde (On kadın) gün
bitmeden
eve erkenden çıkagelmiş evin herifi rolünde
Hakan Eratik vardı.
Dediğine göre,ilgisini çeken bir kadınla karşılaştığında aklına ilk...
...
Valla bir atımlık barutum var,onu da bir günde bitiremem.
Aklına ne geldiği sonraya kalsın yani.