25 Haziran 2011 Cumartesi

Su kemeri yapmayana kız mız yok!

ferhat ile şirin

Hüseyin Usta,karikatürdeki tırtılın haline bakıp "insanlar bunlardan
daha fazla yol katetmiyor mu?" deyip de Ferhat ile Şirin'i örnek
gösterince eskiden kalma abuk sabuk fikirlerim yine kafama üşüştü.

Efsaneyi okumadan önce Ferhat'ın dağa göbeğinden bodoslama dalıp
deldiğini düşünürdüm hep.
"Naapsın adamcağız,aç tavuk ambar deler" diye de arka çıkardım.
Hatta abartır,"söyleyin Şirin'e dağın arkasından çekilsin;ortada nikah
filan yok,bi sakatlık çıkarmayalım" demiş midir diye de merak ederdim.
Hani "hassas ruhlu bi adam mıydı acaba? " manasına..
Tabi işin aslı öyle değilmiş.
Çıkardığı işi gördüm;öyle zannettiğim gibi dağı göbeğinden tünel açar
gibi delmemiş,eteğinden teğet geçmiş.
Ama hakkını da yememek lazım;yaptığı iş tam manasıyla iğneyle
kuyu kazmak.
Adamın tek bir demir parçasıyla o kadar kanalı kazması için ya kafayı
yemiş olması lazım ya da sapık.
Dedik ya aç tavuk ambar deler diye..
Şahsen ben olsam bir metre bile kazmadan o kızın elli yerine elli bahane
uydurur,ele alınacak halini bırakmazdım;haliyleyle de kızdan vazgeçerdim.
Hem ben vazgeçmesem iş bittiğinde kız benden vazgeçerdi.
Öyle ya,o kadar çalışmaya karşılık eller kimbilir ne biçim nasır tutardı.
Ve de o nasırlı ellere kim ellettirirdi ki..
Ne demek istediğimi yolculukta tuvalete kadar dayanamayıp da çalı dibine
çişini yapmaya kalkanlar gayet iyi anlar.
Esas ilginç olan hemen her yerde buna benzer bir hikayenin varlığı..
Ortada bir kız,kıza hevesli birkaç kişi (tercihan iki) bir de su kanalı..
Artık kazarak mı getirirsin yoksa kemer yaparak mı orasını bilmem..
Mübarekler memleketi imar edecekler ya,işi yapacak olana kızı
vererek sponsor olmuşlar sanki.
Buna benzer başka bir su hikayesi de Antalya'da var.
Yalnız bunun diğerinden farkı ihaleye iki kişinin katılması..
Neticede birisi meşhur Aspendos'u yapıyor diğeri de hemen yanından
geçen su kemerlerini..
Tabii sonuç yine trajik..
Kral her iki yapıyı da beğenince kızı ortadan ikiye bölmeye kalkıyor.
Hikayenin tam burasında sapık ruhum tekrar devreye giriyor ve
"dikine mi enine mi?" sorusunu sormak geliyor içimden..
Hatta enine bölerse "altını alan mı yaşadı üstünü alan mı?" sorusu..
Şaka şaka..
Valla şaka..
Hem bi kere ben bu hikayeyi öğrendiğimde küçüktüm.
Hey Allahım ya...
Durup dururken yüzüm kızardı iyi mi..
Neyse..
Sonuç olarak bu hikayeleri dinleye dinleye ben de aynı taktiği
uygulamaya karar verdim.
Su getirmeyene kız mız yok!
Öyle "yok benim oğlum çok efendi,evden işe işten eve" hesabı
Telekom reklamını çağrıştıran ifadelerle çikolatayı kapan soluğu
yanımda almasın.
O çikolataları hap gibi tek tek yuttururum;yediği dayak da cabası..
...
Bak şimdi içime bi ateş düştü!
Ulen Allahtan daha yaşı küçük.
Derin bi oh çekeyim de..
Bir an kendimi kaptırdım da "gitti gül gibi kız" diye dövünecektim.
Sırtımdan öyle bi ter boşaldı ki..
Vazgeçtim ben bu işten,istemiyorum kanal kemer filan..
Hortumla idare ederim.
Gerekirse kuyudan çekerim.
...
En iyisi turşusunu kurmak mı ne?...

23 Haziran 2011 Perşembe

Öküz



Kendim de öküz olduğumdan mıdır nedir bilmem,birine öküz dendi mi
bir yandan hafif burukluk yaşasam da diğer yandan da sevinirim.
Çünkü herkesin kendini ifade etmekte zorlandığı,yakındığı bir ortamda
en azından kuşkuya yer vermeyecek bir şekilde kendini ifade
edebilmek,doğru anlaşılmak az şey midir..

Peki öküzü bu kadar aşağılamak doğru mu?
Öküz olduğumdan torpil geçtiğim sanılmasın ama bu sorunun cevabı
kesinlikle hayırdır.

Bi defa öküz iyi bir aşıktır.
İster ağaca bağla istersen sikke denilen kazıkla toprağa çak,anca ipinin
elverdiği kadar hareket eder;ipini koparmaya çalışmaz,bıraktığın yerde
otlamaya devam eder.
E aşk da bir anlamda birine bağlı olmak,aşkının çizdiği çerçevenin içersinde
itiraz etmeden hareket etmek değil midir?
Bir nevi gönüllü mahkumiyet hali yani..
(Tek istisnası azdığı dönemlerde civarda bir ineğin bulunması durumudur.)

En anlamlı göz ondadır.
Bir türlü mevzuyu anlayamamış gibi bakar.Ama o bakışlarda anlamaya
çalışma çabasıyla birlikte anlayamamış olmanın ve asla anlayamayacak
olmanın verdiği eziklik de vardır.
Tek bir bakışa birden fazla anlam yükleyebilen tanıdığınız bildiğiniz başka
bir canlı var mı?

Son olarak..
Belki kedi köpek vs.gibi insanın ayaklarına sürtünüp tabir caizse göt
yalamayı becerebilse bu kadar aşağılanmayacaktır ama o bunu yapmaz,
yapamaz.
Bi defa aklına gelmez,o kadarına kafası basmaz.
Bilinçsiz de olsa ben onun bu iplemez halini sağlam ilkeli duruşuna,
asaletine veririm.
E işime öyle gelir,napiim..
Kendimi de daha fazla ezemem ya canım...


Not:Anlatmaya çalıştığım öküzün karikatürdeki öküzle isim/sıfat benzerliğinin
dışında alakası yoktur,biline..

21 Haziran 2011 Salı

Babalar günü diyaloğu


Maymun gözünü açtı..Yok öyle beleşe kutlama filan..

6 Haziran 2011 Pazartesi

c’est bien mieux comme ça


C'est bien mieux comme ça (live)

On ne peut pas se défaire
De l'endroit d'ou l'on vient
La mère et l'enfance ne sont jamais très loin
On a laissé les siens si souvent
Partir trop souvent, il le faut bien
On apprend à dire "non" un matin

Moi je souris aux petits bonheurs
Je souris, c'est bien mieux comme ça
C'est bien mieux comme ça

Bâtir des murs autour de soi
Vouloir se protéger du froid
Tout ce temps qui passe, on n'en revient pas
Quels sont ceux à qui je tiens ?
La solitude me va si bien
Mais si l'amour s'en vient, ça va

Moi je souris aux petits bonheurs
Je souris, c'est bien mieux comme ça
Je me fous des petits malheurs
Je m'en fous, c'est bien mieux comme ça
C'est bien mieux comme ça
(bis)

C'est bien mieux comme ça
C'est bien mieux comme ça